Header2.png

VikiSosyalizm'den Bildirimler Alabilirsiniz!
Bunun için sağ alt köşedeki kırmızı beyaz çan sembolüne tıklayınız

İbrahim Kaypakkaya

VikiSosyalizm sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
İbrahim Kaypakkaya
Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist
1. Genel Sekreteri
Görev süresi
1972 – 18 Mayıs 1973
Yerine geldiği Yok (Makam oluşturuldu)
Yerine gelen Süleyman Cihan[1]
Kişi bilgileri
Doğum 1948 (resmi olarak 1949)[2][not 1]
Karakaya, Sungurlu, Çorum
Ölüm 18 Mayıs 1973 (24 yaşında)
Diyarbakır Cezaevi, Diyarbakır
Partisi Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist
Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi
Türkiye İşçi Partisi[3]
İlişkileri Ali Kaypakkaya (Babası)[4]
Mediha Kaypakkaya (Öz Annesi)[5]
Şükran Kaypakkaya (Üvey Annesi)[6]
Mesleği Yazarlık[not 2][7][8]
Özel öğretmenlik[not 3][9]
Takma adı İbo
Hamza

İbrahim Kaypakkaya, (d. 1948 Çorum - ö. 18 Mayıs 1973, Diyarbakır), Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist'in kurucusu olan komünist önder. Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan ile birlikte Türkiye'deki devrimci mücadelesinde 68 kuşağının öne çıkarttığı üç önderden biri olarak anılmaktadır. Gezmiş ve Çayan'ın aksine kemalizm ile sosyalizm arasına net bir sınır çizmiş ve "Ulusal Sorun" konusunda ciddi saptamalar yapmıştır. [10][11] Kaypakkaya'ya göre "Kemalizm, faşizmdir." [12]

VikiSosyalizm'deki Makaleleri

Yaşamı

Erken dönemler

1949 yılında Çorum'un Alaca ilçesinin Karakaya köyünde yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Hasanoğlan İlköğretmen Okulu’nda yatılı olarak okudu. İlkokulu bitirdikten sonra Hasanoğlan Öğretmen Okulu'na girdi. Hasanoğlan’daki başarılı öğrenciliği nedeniyle Yüksek Öğretmen Okulu’na gönderildi. Öğretmen Okulunun ardından bir yıl hazırlık sınıfında okuduktan sonra İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'na ve aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ne girmiş oldu.[13]

Siyaset

Siyasette erken dönemler

İbrahim Kaypakkaya'nın Çapa FK Başkanı iken bastığı bir bildiri.

İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi- Fizik Bölümü öğrencisi olan Kaypakkaya, sol düşüncelerle burada tanıştı.[kaynak belirtilmeli] Daha sonra devrimci gençliğin demokratik ve devrimci eylemlerine katıldı ve devrimci düşüncesini geliştirdi. 1967 yılında 9 arkadaşıyla birlikte Çapa Fikir Kulübü’nü kurdu. O dönemde Fikir Kulüpleri Federasyonu’nun (FKF) ve Türkiye İşçi Partisi'nin (TİP) bir üyesi olarak, onların düzenlediği toplantı, forum, miting ve gösterilere katıldı.[14]

1968 yılında okulun gerici yönetimi tarafından önce muvakkat ve daha sonra da kati olarak uzaklaştırıldı. Buna karşı Danıştay’dan yürütmenin durdurulması kararı almasına rağmen okulun faşist idarecileri bu karara uymadı. Kapakkaya'nın düşünce yapısı, katılmış olduğu eylemler ve gençlik örgütündeki çalışmaları, okuldan uzaklaştırılmasının başlıca nedenleri olarak gösterildi.[15]

TİİKP dönemi

12 Mart Askeri Faşist Diktatörlüğü'nün Arananlar Listesi'nde İbrahim Kaypakkaya (yatay ikinci sıra sağdan birinci).

FKF ve TİP içinde ortaya çıkan ayrışmada Milli Demokratik Devrim (MDD) tezini savunan kesimde yer aldı. 1969 yılında Dev-Genç ve Aydınlık Sosyalist Dergi'deki bölünmeden sonra Proleter Devrimci Aydınlık (PDA) safını tuttu ve PDA'nın illegal örgütü Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi'ne girdi. İşçi-Köylü dergi ve gazetesi çevresindeki grupta yer aldı. Bu dergi ve gazetenin çıkışına, dağıtımına yardımcı oldu, savundukları görüşleri işçiler, köylüler ve gençlik içersinde yaymaya çalıştı. Yine bu arada Trakya’daki topraksız köylülerin, ellerinden toprağı jandarma gücüyle gaspetmiş büyük çiflik sahiplerinin topraklarını işgal etmesi eylemlerine, İstanbul’da Demir Döküm, Sungurlar, Horoz Çivi, Pertriks, Ege Sanayi, EAS Akü, Gıslaved, Gamak, Singer ve Derby fabrikalarındaki işçilerin grev ve direnişlerine yardımcı oluyordu. 15-16 Haziran işçi direnişi'ne katıldı, ülkücülerin üniversitelere yaptığı saldırılara karşı savunma mücadelesi veren devrimci gençliğin bu mücadelesine ve diğer demokratik eylemlerine katkıda bulunmaya çalıştı.[16]

İşçi-Köylü Gazetesi'nin İstanbul'daki bürosunda çalışan Kaypakkaya, Aydınlık ve Türk Solu dergilerine yazılar yazdı.

TİİKP'den Ayrılma Süreci

İbrahim Kaypakkaya, 1972 yılına gelindiğinde Doğu Perinçek'in başında bulunduğu TİİKP'ten ayrılma kararı almıştır. Bu süreçte Halil Berktay Doğu Perinçek'e gönderdiği mektupta Kaypakkaya'nın zor kullanılarak Söke'ye getirilmesi ve orada idam edilmesine dair bir öneri sunuyor. Perinçek'in cevabının ne olduğuna dair bir belge bulunmamaktadır. Berktay'ın mektupta önerdiği planda Kaypakkaya'nın öldürülmesi kısmına kadarı gerçekleştirilmiş olmasına rağmen neden öldürülmeye çalışılmadığına dair bir belge bulunmamaktadır. Tarihe "Avşar Görüşmesi" olarak geçen Söke-Avşar'da İbrahim Kaypakkaya ve Doğu Perinçek arasında yapılan görüşme öncesinde Berktay'ın yazdığı mektubun ilgili kısmı şu şekildedir; [17]

« Yoldaşım,
Musa (İbrahim Kaypakkaya) ve Seyit (Muzaffer Oruçoğlu) bayrak açmışlar... Rüstem (Bora Gözen) oraya varınca hiç bir şey olmamış gibi Merkezin fikir ve eleştirilerini dinlemek için kendilerini çağırdığını söyleyecek, allem kallem edip, bunları Ankara'ya yollamayı başaracak. Biz onları Ankara'dan buraya kılavuz ile getireceğiz. Burada tevkif edip gerekeni yapacağız. ...Ankara'ya gelipte orada su koyarlarsa Hulisi Bey (Nuri Çolakoğlu) orada tevkif edip minübüsü istetecek, silahlı adamlar yollayıp buraya aldıracağız. ...Kemal (Ercan Enç) idam edilmeleri gerektiğini belirtti. Şahsen bu fikre çok sempati duyuyorum... »

Kaypakkaya bu görüşmede TİİKP'deki Doğu Anadolu Bölge Komitesi (DABK) üyeliği görevinden istifa etti ve partiden ayrıldı. Doğu Perinçek ve çevresinin revizyonist ve oportünist olduklarını iddia eden Kaypakkaya, ayrılık sonrasında TKP/ML-TİKKO'yu kurdu.

Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist dönemi

Ayrışmadan sonra İbrahim Kaypakkaya 24 Nisan 1972'de Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist'i kurdu. Belli bir dönem örgütlenme faaliyetlerinde bulundu. Örgütünün ilk eylemi olan, Nurhak Katliamı'nda katledilen Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan'ı jandarmaya ihbar eden İnekli Köyü Muhtarı Mustafa Mordeniz isimli alçağın infazında tetiği çeken kişiydi. TİKKO bu dönemde, Tunceli Kaymakamı'nın evinin yakılıp bombalanması ve bazı bombalama eylemleri yürüttü.

Vartinik Direnişi
Vatinik'ten bir görüntü
İhbarcı Cafer Atan[not 4]

TKP/ML faaliyetlerinin yoğunlaştığı Dersim bölgesinde mücadele ederken, 24 Ocak 1973'de '90'larda boşaltılmış olan Dersim/Merkez'e bağlı Vartinik'te Mirik mezrasında kolluk güçleri tarafından bulunduğu kömün nöbet tutan arkadaşlarının uyuya kalması sonucu etrafın sarıldığını fark edemezler.[18] Yıldız, kaçarken askerlere kendi yaptıkları Çin Yapısı tipi bombadan atar, ama bomba 10-15 metre önlerine düşer.[19] Kaçarken Yıldız bir kurşun isabet eder ve yere düşer. Aynı anda Kaypakkaya'da boynundan saçma kurşunlarıyla vurulup yere düşer. Jandarmalar gelince ölü numarası yapar.[20] Üstünden Haydar Mecit yazılı bir kimlik çıkması üzerine Fehmi Altınbilek diğerlerinin peşine düşer. Askerler gittikten sonra Kaypakkaya kaçar. Zayıf düşmesi nedeniyle Yıldız'ı geride bırakır.[21] Çatışma sonunda TİKKO'nun ilk komutanlarından Ali Haydar Yıldız yaşamını yitirir, Kaypakkaya yaralı olarak çatışma alanından uzaklaşır, Muzaffer Oruçoğlu ve Hüseyin Bozkurt[not 5] kaçar. Beş gün kadar dağda yaralı saklanan Kaypakkaya, yiyeceğinin kalmaması üzerine indiği köyde Cafer Atan isimli bir öğretmenin ihbarı sonucu[22] 5 gün sonra yakalandı.[23]

Çatışmadan sonra kaçarken botlarının tabanları yırtılır. 5 gün boyunca yaralı ve ıslak oluşundan dolayı ayakları üşümeye başlar. Arada indiği bir köyde kendisine bir derece bakım yapılsada geç kalındığından dolayı soğuma durmaz.[24] Üstüne üstlük yaralı olduğu halde kasıtlı olarak saatlerce yürütülmesinin sonucu da olarak parmakları hissizleşir. Bunun sonucunda kaldırıldığı hastanede 20 Şubat 1973'de[25] ayak parmakları kesilir.[26] Kaypakkaya'nın sağ ayağındaki tüm parmakları, sol ayağında ise küçük parmağı hariç hepsi kesilir.[27]

Esaret ve işkencehanlerde katledilişi

İbrahim Kaypakkaya, Diyarbakır'da süren dört aylık sorgulama ve işkence (parmaklarının, ellerinin, ayaklarının kesilmesi gibi) sürecinden sonra 9 Mayıs 1973'te babasına sorgusunun bittiğini ve görüşmelerinde sakınca olmadığını belirtip, Çapa FKF ile ilgili hakkında açılan bir soruşturma için bazı belgeleri getirmesini istedi.[28] Mahkemeye çıkartılmasına az bir zaman kala, görgü tanıklarına göre 16 Mayıs 1973'te son bir kez sorguya (?) götürüldü ve 18 Mayıs 1973'te barbarca katledildi. Ölüm sebebi kayıtlara intihar olarak geçmiştir.

Oğlunu görmeye gelen babasına ertesi gün cansız bedeni teslim edildi. Bedeninde birçok delik olmakla birlikte[not 6] kafası kesilmiş ve kasıkları parçalanmıştı.[29]

Ölümü dönemin bağımsız milletvekili Mehmet Ali Aybar tarafından bir soru önergesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne getirildi.[30] Aradan 37 yıl geçtikten sonra 2010 yılında BDP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis tarafından Kaypakkaya'nın ölümü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a bir soru önergesiyle tekrar sorulmuştur.[31]

Mezarı, doğum yeri olan Karakaya'dadır.

Babası Ali Kaypakkaya'nın ağzından İbrahim

20 Şubat? 1973 tarihli babasına yazdığı mektubun birinci kısmı.
20 Şubat 1973 tarihli babasına yazdığı mektubun ikinci kısmı.
Hücredeyken arkadaşlarına yazdığı ama ele geçirilen 28 Şubat 1973 tarihli mektubundan bir parça.
9 Mayıs 1973 tarihli babasına yazdığı mektubundan bir parça.
Savunma taslağından bir kısım
Ali Kaypakkaya, İbrahim Kaypakkaya'nın babası
Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya'nın biyolojik annesi Mediha Ana
Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya'nın üvey annesi Şükran Ana

"İbrahim 1949 yılında Çorum'un Alaca'ya bağlı Karakaya köyünde doğdu. Biz küçük bir aileydik. Bir çift öküz, bir inek, bir kaç tane de koyunumuz vardı. Bütün servetimiz buydu. Ve bir çift öküze yetecek arazimiz vardı. İlk çocukluk çağında yaptığı iş, koyunları gütmekti. Annesine ekmek götürürdü çapa tarlasına ve diğer işlerde de yardımcı oluyordu. Okul çağına gelince, bizim köyde okul olmadığından, Karamahmut diye bir köy vardı bize iki saat uzaklıkta, bu köyde de kız kardeşlerim vardı, onların yanına ilkokula gönderdim. Bir ve ikinci sınıfı Karamahmut'ta okudu. Dersleri fevkaledeydi. Üçüncü sınıfta yine Çorum'un Ortaköy diye başka bir köyünde okudu. Dört ve beşinci sınıfı Alacahöyük'te okudu. İlkokulu orada bitirdikten sonra, Hasanoğlan Öğretmen Okulu'na girmek için, Alaca'da imtihana girdi ve imtihanı kazandı. Bütün her şeyimizi seferber ediyorduk onun arkasından. Oradan izne geldiğinde bir gün şöyle bir olay oldu: Köyümüzde Hasan Ağa diye çok fakir biri vardı. Topal ailesi ve kafadan sakat kızları vardı. Köyün danasını güdüyordu. Onlara çok saygı gösteriyordu. Bu adam diyordu, Yalansız. İşte, evden çıkıp danasını güdüyor, gene evine getiriyor, kimse hakkında kötü bir şey düşünmüyor. Dürüst bir insan. Bileğinin gücüyle karnını doyuruyor. Bunlara saygı duymak gerekir dedi.

Kendisi de bizzat tarlada, çapanda çalışırdı. Ben inşaat ustalığı yapıyordum köylerde, o annesinin yanında, onun her türlü yardımına koşuyordu. Gençler, onun arkadaşları, izne geldiklerinde, köyümüz ağaçlık bir köydür, sayfiye yerlerinde dolaşırken, o mutlaka gidip tarlayı sürüyordu. Tırpanı da o yapıyordu. Herkes 'bravo' diyordu bu davranışına.Herkes ona gıpta ediyordu; çünkü diğer çocuklar bunu yapmıyorlardı, onlar öğretmen adaylarıydılar. Köye geldiler mi, gezip dolaşıyorlardı kısa kollu gömleklerle. Bunun öyle bir tavrı yoktu, çalışmaya veriyordu bütün gücünü. Hasanoğlan'da Musa Okay diye bir öğretmenden etkilenmişti. Biz o zaman koyu Demokrat Parti'liydik. Menderes'çiydik. Çünkü Menderes köylere yol yaptırmıştı, su getirtmişti, okul yaptırmıştı. Halk Partisi 'aşar' diye bir vergi veriyordu, bir çift öküze, ata yetecek arazi veriyordu. Köylü kendi yapıyordu okulunu, bir baskı bunalımı içinden çıkmışlardı. Menderes çok sevilirdi. İbrahim, benimle o seneden sonra siyasi meseleleri konuşmaya başladı. Ben, Menderes'i övüyorum, o dinliyor, gidiyor, biraz dolaşıyor veya çalışıyor, birkaç gün ya da birkaç saat sonra geliyor benimle bu siyasi konuları tekrar tartışıyor. Beni Halk Partisi seviyesine getirmişti, yani benimsetmişti. Sonra köydeki belli kişilere köydeki akrabalara bazı dergiler falan gönderiyordu.

Cafer diye bir öğretmen Hasanoğlan'da bir yazı yazmasını istemiş, bu Yeşili sevmiyorum diye bir yazı yazmış.Sen Kızılı mı seviyorsun? diye bizimkine baskı uygulamaya başlamış. Birkaç sefer tokatlamış falan. Bayağı rahatsız etmişti. Dersleri çok iyi olduğu için, Hasanoğlun'dan, İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'na aday gösterilmişti.Çapa'nın imtihanını kazandı.

Adını hatırlayamıyorum, bir federasyon kuruldu.Onun şubesini kurmuştu. Orda bir bildiri yayınlamış. Vay efendim, içimizde komünist varmış da, bilmiyoruz diye saldırılara maruz kalmıştı. O zaman okul müdürü Ayhan Doğan diye birisi vardı. Ayhan Doğan da buna baskı uygulamaya başlamıştı. Sonra Silivri'nin Değirmen köyü diye bir yerde bir arazi olayı oldu. Orada köylülerin müşterek arazileri mi varmış, Ermeniler mi bırakmış, Rumlar mı bırakmış gitmiş. Göçmenlere vermiş devlet arazinin bir bölümünü, bir bölümünü de bir ağa işgal etmiş. İbrahim oraya gitti. Köylüler, oradaki araziyi işgal etmişler, jandarmayla çatışmışlar. Sonra, hakkında dava açıldı. İbrahim yazı yazmıştı bir gazetede, bu Değirmen köyü olayı hakkında. Kaba kuvveti övdü diye dava açıldı. Sonra Ayhan Doğan'ın başına tabanca kabzasıyla vurmuştu. Onun için bir dava açıldı. Yurttan alındı, okulun nizamlarına uymadığı için yatılılığı kaldırıldı. Sonra, okullarında işgal oldu, meskeni ihlal davası açıldı.

Milli Eğitim Bakanlığı ve devletin manevi şahsiyetini tahkir ettiği için bir dava açıldı. Sonra zorla polis bunu yurttan çıkardı. Biz Danıştay'a dava açtık, Danıştay yürütmeyi durdurdu. 60 gün içerisinde okula geri çağrılması gerekiyordu. Fakat Danıştay'ın kararını uygulamadılar. Ta 12 Mart dönemine kadar, biz tazminat davası açtık. Bizim tazminat davasını Necdet Helvacı üstlenmişti. Bizim maddi durumumuz pek iyi olmadığı için ücret ödeyememiştik, o da istememişti. Davaya bakmadı. Necdet Helvacı davayla hiç ilgilenmedi. Davamız sürüncemede kaldı. 12 Mart'ta Nihat Erim bunların her birini bir tarafa dağıttı. Ankara'da Adakale diye bir sokakta bir gazete çıkarıyordu öğrenciler. Bu da orda yazı yazıyordu. O sırada işte ne oldu bilmiyorum, orası dağıldı. İbrahim kaçmak zorunda kaldı.

Bir ara eve geldi. Dışarı gideceğini söyledi. Seni teslim edeyim dedim. Beni kendi ellerinle vurdurursun dedi. Polis gelir, bir oldu bittiye getirir, beni kurşuna dizerler. Teslim etme, sonra ebedi unutamazsın beni dedi. Onun da yüzüne gelip pek de direnemedim. Sonra ara ara gidiyordu. Çorum çevresinde dolanıyordu. Orda köylülerle ilişkisi vardı. İstanbul'da da o Ayhan Doğan hadisesi yüzünden 45 gün Sağmacılar'da kalmıştı.

10 yaşında bir oğlum vardı. Bir gün, onunla başka çocuklar geziye çıkmışlar. Öğretmenleri de yanında. Derede toprakları eşelerken, üç tane bavul buluyorlar. Bavulun içinden, Türkiye'nin bölge bölge haritaları, hangi bölgede, kimler halkı sömürüyorlar, oradaki üstünlüklerini nasıl sağlıyorlar, bunlar yazılıymış. Tarımla uğraşan Çorum'da kiremit fabrikalarını, toprak ağalarının falan yerleri haritalar üzerinden gösterilmiş. Nerde, ne şekilde milletin emeği sömürülüyorsa, o haritalar üzerinden gösteriliyormuş. Bu bavulları öğretmen Ali almış götürmüş, sonra emniyete verilmiş. Ana Tamir Fabrikası'nda çalışıyordum. Benim işyerine geldiler.İdareden beni çağırdılar. Fabrika müdürü Albay İbrahim Aksu diye biri vardı. Beni nizamiyeye çağırdılar. Geldim. Hemen elbiseni değiştir, arkadaşlarla gideceksin dedi. Değiştirdim, geldim. Esmer, babayiğit bir adamdı. Nizamiyeden çıktık. Emniyete gideceğiz dedi. Neye gideceğiz dedim. Niye gideceğimizi sen bilirsin dedi. Arabaya bindik gittik. Müdür azılı düşmanıydı devrimcilerin. Artık İbrahim de aranıyordu.

O günlerde bir haber çıktı. Doğu Perinçek 11 kişiyle yakalandı. İbrahim Kaypakkaya, TKP-ML'yi kurdu. 60 kadar militanla Güneydoğu'da halkın arasında çalışacak diye bir açıklama. Sanıyorum Günaydın gazetesinde o zaman okudum. İbrahim'in Güneydoğu'da olduğunu o yazıdan öğrendim. İbrahim gitmişti artık. Aradan bir 8 ay geçti heralde. Bir gün işten geldim. Bizim eve bazı insanlar toplanmışlar, oturuyorlardı. Ben, Bu ne haldır acaba, niye geldiler acaba diye düşündüm. Gelen misafire de niye geldin? denilmez. İbrahim'in yakalandığını öğrenmişler radyodan. Radyoyu açın da haberleri dinleyelim dedim. Açmayalım, konuşuyoruz dediler. Saat 9'da ben kendim onlara danışmadan açtım. Özet veriyordu. Ali Haydar Yıldız öldü, İbrahim Kaypakkaya yaralı olarak ele geçti, diye bir haber verdi. Ben kalktım evin içinde dolaşmaya başladım. Onlar, çıkmadık canda bir ümit vardır, üzülme dediler. Keşke ölseydi, orada aldığı kurşunla, bir defa ölecekti. Şimdi on defa, yüz defa öldürecekler dedim. Ben kendimi teskin etmek için dolaşıyordum.

Ertesi gün gazetelerde yazdı. Fabrikadan izin istedim. Vermediler.Gazeteyi alıp hastaneye gittim. Bir doktora gazetedeki durumu izah ettim. Diyarbakır'a gideceğim dedim. Doktor galiba Karadenizli'ydi. Rapor verdi, istirahat verdi. Kızdı da bir taraftan, böyle bir çocuğun peşine düşme diye. İstirahat alıp 28. Tümen'e gittim. Orada bir üstteğmen'e anlattım. Bu konuda bir bilgi verin nerede diye. Diyarbakır'dan Tunceli'ye götürüldü galiba dedi. Oraya geldim. Bir başçavuşa rica ettim. Oğlum hakkında bir bilgi edinebilir miyim diye. Başçavuş üzüldü. Gel içeri, gitme. Senin aleyhine olur dedi. Ben ısrar ettim. Elimdeki çantayı oraya bıraktırdı. Yanıma iki muhafız kattı. İçeri gönderdi. Salonda bir teğmen oturuyordu. Sarışın babayiğit bir teğmen. O da içeri girmememi istedi ama ben ısrar ettim .Aldı beni üstteğmene götürdü. Kapıyı vurdu. Gel diye bir ses geldi. Esmer, böyle suratsız bir üstteğmendi. Pek şişman da değil, orta kesim bir adamdı. Ne var? dedi. İbrahim Kaypakkaya'nın babasıymış kendisinden bir haber almak için rica etti, ısrar etti getirdim. Üstteğmen: Canavarın babası, katilin babası dedi. Hemen bunu tevkif etmeliyim dedi. Senin oğlunla ilişkin var dedi. Bana çıkıştı. Beyfendi, canavardır belki, katildir, ama benim oğlum. Hiç olmazsa bir defa sağ mı ölü mü diye hatırını sorayım dedim. Mümkün değil seni tutuklamam gerekiyor dedi. Teğmen bana çık diye işaret etti. Dışarı çıktım.

Nizamiyede askerlerden bir tanesi yanıma geldi, tanımış beni. Arap amca niye geldin buraya dedi. Benim oğlum burada, tutukevinde, yaralı, onu görmek için geldim dedim. O asker bizi tanıyormuş köyden, bizim eve gelmiş, misafir olmuş. Ağladı ben öyle deyince, beni de duygulandırdı. Sonra oradan bir haber alamayınca şehrin içinde yürüdüm. Giderken yine sağlı sollu askeri nizamiyeler gördüm. Oralardan sordum yine haber alamadım. Türk Haberler Ajansı Güneydoğı İlleri bürosuna gittim. Orada gazeteciye durumu aktardım. Hiçbir şekilde İbrahim'le görüşemedim.Döndüm.

İbrahim'den bir mektup geldi. Kısa bir mekup.Ayakkabılarım hiç kalmadı, sırtımda elbisem hiç kalmadı, olanların önemi yok beni merak etmeyin. Benim sağlığım yerinde. Bana elbise, iç çamaşır, havlu, ayakkabu getir. Zamanı tayin edemiyorum. Saatim yok. Bana bir de saat getir diye bir mektup.

Bu ihtiyaçlarını mümkün olduğunca tamamlayıp tekrar Diyarbakır'a gittim. Bu sefer yerini öğrenmiştim. Hangi nizamiyeden girebileceğimi söylemişti mektupta. O yere geldim. Geldiğimde oradaki astsubay bir sürü engeller çıkarmasına rağmen rica ettim, içerideki nizamiyeye kadar gittimçOrada çavuşlar oturmuşlardı.Yeniden kimlik tespiti yapıyorlardı.Mahkumun nesi olduğunu, yakınlık derecesini tespit ediyorlardı.Ben İbrahim Kaypakkaya'nın babasıyım.Oğlumla görüşmeye geldim.Bunun için buradayım dedim.Sonradan öğrendim, topçu teğmeni olan Mevlut Karaaslan: Siz aşiret misiniz? falan dedi.Evet aşiretim dedim.Siz allahsınız dedi.Siz allah peygamber tanımazsınız dedi.Sizin her şeyiniz Hz. Ali'dir dedi.Ben: Komutanım, herkes allahı'ı peygamberi tanıyordur.İnsanlar gruplaşmışlar o ona demiş sen allahsızsın, o ona demiş peygambersizsin ama hepsinin allahı var.Ben buna inanmıyorum dedim.Diyanet İşlerinden bir kitabını okumuştum o zaman Kemal Edip Kürkçüoğlu diye birinin, Menderes zamanında yazılmış.İmanda Birlik Vatanda Birlik diye, 16 küçük sayfa bir kitabı vardı.La ilahe illallah muhammeden resul allah diyen herkes, ümet safındadır, diyordu.Bunu ona anlattım.Neticede, görüştürmediler.

Mektup yaz dediler.Sadece iyiyiz, sağlık durumundan endişe ediyoruz.Nasılsın gibi böyle bir mektup yazacaksın dediler.Öyle bir mektup yazdım.Birisi mektubu götürmüş.Oradan bir asker geldi, oğlunun selamı var dedi.Merak edilecek bir durumu yok.Ayakları donmuştu, parmakları kesildi dedi.Spor yapmaya, ayağa kalkmaya çalışıyor dedi.Ben, İbrahim yarım idam oldu öyleyse, İbrahim yok oldu, bunu söyler misin falan dedim.Oradaki bir üsteğmen dedi ki: İbrahim senin dediğin gibi sıradan bir insan değil.Onun sol kolunu da kesseler, sadece sağ kolu kalsa kendisini rahat rahat geçindirecek, yaşamını sürdürecek bir insan.Oğlun senin bildiğin gibi zayıf iradeli bir insan değil dedi.Bir defa yüzünü göreyim dedim, ama göstermediler.Yine görüşmeden çıktım geldim.

İşte o gidişimdeydi.Bala'dan gidiyordu yol.Kırşehir'den Kayseri üzerinden gidiyordu.Gölbaşını aşıp.O rampayı tırmanıyorduk.Önümde iki subay oturuyordu.Rütbelerini kesin bilmiyorum ama üsteğmen, binbaşı gibiydiler.Ben de Diyarbakır'a gidiyorum dedim.Niye gidiyorsun dediler.Oğlum Diyarbakır Askeri Tutukevinde, onu görmek için gidiyorum dedim.İsim ne?, İbrahim Kaypakkaya dedim.Oğlun eline sağ geçmeyecek dediler.

Üçüncü gidişimden 9 gün önce bir mektup gelmişti.Soruşturmam bitti, artık, görüşmemiz için hiçbir engel yok.Görüşebiliriz.İstanbul'da bir olaydan savunmamı istiyorlar. diye yazıyordu.

Zaman çok geçtiği için olayları hatırlamıyorum.İstanbul'a gittim.Salman Kaya'yı bulamadım, İbrahim Türk'ü buldum.İbrahim Türk o zaman bir bildiri yayınlamıştı.O bildiriyi bana verdi.İşte savunması bunun için isteniyor dedi.19 Mayıs günü akşam saat 7'de 1973'te, buradan Diyarbakır'a yürüdüm.Sabah pazar günüydü vardığımda.20 Mayıs'tı.

Diyarbakır'da Dağkapı diyorlar, buradan Mardinkapı'ya yürürken hep düşünüyordum.Akşam etmeye çalışıyordum.Ertesi gün gittim yine görüştürmediler.Üçüncü gelişim görüşemediğim oğlumla dedim.Ne olur beni görüştürün, engellemeyinRicama dayanamadı.İçeriye yolladı.Yine Ahmet Yarbay var, o kimlik tespiti yapan sıra çavuşları var.Gene aynı sözlerle karşılaştım.Yarbayın yanına vardım.Yarbay gene kulübeye geçmemi söyledi.Mevlüt Karaaslan gene oradaydı.Bu sefer hiç konuşmadılar.Yazlık gömlek giymişti, kısa kollu, o Merzifonlu üsteğmen gene oradaydı, o üzgündü.Bana hiçbir şey söylemedi.İbrahim ölmüştü artık.Hiçbirisi böyle o eskiden olduğu gibi konuşmuyor, susuyor falan.O belinde tabancası, kısa kollu gömleği, mağrur bir şekilde gidip geliyor Mevlüt Karaaslan.Sonra yarbay geldi.Ben kulübeye geldikten sonra elinde bir kağıt vardı.O üsteğmene verdi.Sen bu işlemleri yap dedi.Orada duran bir jip vardı.Bindirdiler beni jipe, yola düştük.Ergani'den çıkışa doğru, araba hızla gidiyor.Acaba, oğlumla ilgili bir sorumu soracaklar, ifademi alacaklar diye içimde bazı tereddütlü düşünceler vardı.Sonra orayı da geçtik.Sıkıyönetim Komutanlığına gidiyormuşuz.Oraya vardık.Şoför bana siz arabada bekleyin dedi.Kendisi binaya girdi.Tekrar geldi.Beni çağırdı, koştum vardım.Şoföre soruyordum, İbrahim burada mı, beni burada mı görüştürecekler diye soruyordum.İçimde bir sıkıntı vardı.Şoför de yok amca, burada olmaz diyor.Şoför de biliyor muydu?Neyse içeri girdik.Soldan bir odaya beni koydu.Orada bir sivil adam oturuyordu.Sen bekle, sigara yak falan dedi bana.Fakat içimde bir sızı, ben odanın içerisinde gidip geliyorum böyle, sigara falan yakmam dedim.Biraz sonra kapı açıldı.

O zaman sıkıyönetim komutanı Şükrü Olcay'dı, tuğgeneral.O tuğgeneral, bir albay, hapishane müdürü Ahmet yarbay, kapıdan içeri girdiler.Ve bende kapı açılır açılmaz geri dönmüştüm.O paşa böyle beni aşağıdan yukarıya doğru ciddi bir biçimde süzdü.İbrahimin nesisin? dedi.Babasıyım dedim.Bunu doğrudan doğruya söylemek olmaz ya, ben söyleyeceğim.İbrahim öldü dedi.Ben, görüşeceğiz diye bildiri almış getirmiştim, bilinçli yapayım savunmamı diyor, ben görüşme ümidi ile gitmişken, o bana öldü dedi.Şuursuzca, ben Neye öldü, İbrahim benden daha 9 gün önce mektup yazıp savunmasını yapmak için bilgi istedi, nasıl ölür? diyordum.Burada intihar etti, öldü dedi.Öldürdünüz İbrahim'i dedim.Öldürdünüz' dedim.Sus ulan, ayağımın altına alırım seni dedi.Üzerime yürüdü.Zaten tepelemişsin dedim.Ben 15 sene emek verdim, benim gibi inşaat ustası olmasın, belli bir mevki adamı olsun diye dedim.Öldürmedin de ne yaptın?Benim bütün düşüncelerimi kökünden yıktın sen dedim.Öldür, hadi beni de öldür dedim.Gene üzerime yürüdü, sus mus dedi.Tehdit etti falan ama mümkün değil, susmadım.Cenazem nerede, cenazeyi verin dedim.Vermeyeceğim dedi.Ne yapacaksınız ifadesini mi alacaksınız dedim.Sus diyorum, seni tepelerim dedi.Tepele dedim, ben buna hazırım.Uğraştık, bağrıştık falan ettik.Nihayet düşündü, sana pahalıya mal olur.Götüremezsin, pahalıya mal olur dedi.Çoluğumun çocuğumun rızkını keserek onu okuttum, üzülmedim.Son masrafına da bir gecekondum var, onu satacağım, bana acığını söyleme dedi.Döndü hapishane müdürü, Ahmet yarbaya belgelerini düzenleyin de cenazesini verin dedi.Oradan çıktım, jipe atladım.

Askeri hastaneye gittik.Orada morga koymuşlardı.Bana oradan, git tabut getir dediler.Diyarbakır'ın içerisine koştum.Tabut yaptırdım.60 liraya kefen aldım.1-2 kilo pamuk aldım.Bir de formal diye bir ilaç al dediler.Cenaze bozulmasın diye.20 liraydı sanıyorum, bir de o ilaçtan aldım.Bir hoca geldi, morgdan çıkardık, tabuta koyduk.Belediyeden bir memur getirdim.Üzerine, taşınmasında bir sakınca yoktur diye bir damga bastı, bir yazı verdi elime.İmam, Bana 5 lira vereceksin.Oğluna otopsi yaptım, emeğim geçti dedi.Sen niye otopsi yaptın ki oğluma?Oğlum öldürüldü mü?Bir de öldürülmüş insana, nasıl öldürülmüş diye paramparça ettin sen benim oğlumu dedim.Defol şurdan gözüm görmesin seni dedim.Sonra tabutu iki tekerlekli arabalar var, hamallar omuzlarına takıyorlar, onunla taşıyorlar yükü.Öyle bir hamal getirtmiştim.Cenazeyi oradan çıkartmıştık, tabutu indirdi hamala 5 lira verecektim.Ne oldu, bu ne oldu, nedir? dedi.Oğlum dedim.Solcu diye burada öldürüldü.Onun cenazesi dedi.Adam ağladı, '5 liranı almıyorum' dedi.Onun ağlaması beni temelli rahatsız etti.İyice katılaşmıştım.Karşımda bana ağlayan birini görünce rahatım bozuldu.Oradan araba aramaya çıktım.1700 lira istiyorlardı.Ben 1200 lirayla gitmiştim.500 lira falan kalmıştı.Mümkün değil o parayı karşılayamıyordum.Bir de peşin istiyorlar.Seni tanımıyoruz diyorlar.Gene şoförün biri dedi ki: Uçağa git.Uçak ucuz götürür dedi, tek yönlü olduğu için.Uçağın yerini tarif etti.Oraya gittim.Oraya vardığımda 210 liara tabut dediler, 245 lira da sana alırız dediler.Biletini verelim.Bu parayı verebilir misin? dediler.Tabii dedim.Vardı o kadar param.Akşam altıya bileti verdiler.Bir 20 lira verdim, pikap tuttum.

Cenazeyi hastaneden alıp havaalanına götüreceğim.Orada iki takımla, iki arabayla asker geldi, geçmiş gün iyi hatırlamıyorum.Askeri inzibat geldi.O Mevlüt Karaaslan yine oradaydı.Belinde tabancası, kısa kollu gömleğiyle.Ahmet yarbay, hapishane müdürü de oradaydı.Askerlere arabanın arkasına tabutu koydurdular.Mevlüt Karaaslan, Bin dedi.Arabanın üstüne, tabutun yanına bindim.Oraya bir de çanta konmuş.Benim kafam karmakarışık olmuş, çantayı kim getirdi farkına varmadım.Arabanın önüne düştüler.Ahmet yarbay, adamı niye tabutun yanına bindiriyorsun, şoför mahali boşken dedi.Oradan aşağı in şoför mahaline bin dedi.Bindim.Havaalanı o inzibat arabaları önümüzde biz ortada.

Havaalanında, nasıl olduysa, polisin biri, benim cebimdeki bildiriyi buldu.Bu nedir falan, sorguya çekiyorlar beni.Bildiriyi alıkoymaya çalışıyor.Kardeşim bak işte mektup: Oğlum benden savunmasını yapmak için bilgi istiyor, savunmasını istedikleri suç bu bildiriymiş, İstanbul'dan avukattan aldım.Savunmasını yapabilmesi için kendisine getirdim.Bunu birine okumak için getirmedim.Bir yerlerde propagandasını yapmadım bu bildirinin.Niye alıkoyuyorsunuz siz? dediğimde Hayır efendim dedi.Nasrettin Hoca, yorgan gitti kavga bitti demiş, sen oğlunun ölümünü duyduğun anda bu bildiriyi cebinden çıkarıp atacaktın dedi.Yahu kardeşim, sen bir evlat acısı gördün mü?Ben sabah kalktım nizamiyeye geldim, akşam altı buçuk oldu ben bir lokma koymadım ağzıma.Kaldı ki üzerimdeki bildiri aklıma gelecek.Nereden düşünebilecektim bunu? dedim.Sen kalkmışsın bana yorgan gitti, kavga bitti diyorsun.

İşte böyle Çorum'a götürüp cenazesini defnettim İbrahim'in.İbrahim'in ölümünden sonraydı, Siverek'ten olduğunu, adının Fatma Erez ya da Zeren olduğunu söyleyen bir kadın geldi. İbrahimle hücrelerimiz yan yanaydı, geldiler İbrahim'le tartıştılar.Sonra alıp götürdüler.İbrahim'in ayak seslerini, konuşmalarını dinliyordum.Geceleyin de ölü olarak getirip hücresine attılar.Sabahleyin intihar etti diye yaygara kopardılar. O kasketli fotoğrafının Gaziantep'de çekilmiş olduğunu söyledi, onu da o getirdi.Onun da bir eli bir ayağı zincirliydi, mektuplarını yazamıyordu.Yazılarımız, isterseniz bakın, birbirine benziyor.Mektupların bir bölümünü ben yazıyordum.İbrahim yazamıyordu dedi.

Çantadan bir mektup çıkardı.Hatıra defterine yapıştırmış: Babacığım diyor: Ben Tunceli'ye kadar takibatsız gelmiştim.Burada bir mağarada kalıyorduk.Bu mağarada uzun süre kaldık.Artık, kalmamalıydık.Bazı kişiler tarafından bilinmeye başlamıştı.Arkadaşlarından birisinin dışarıda gözcülük yaptığını, kendilerinin de o Fehmi Altınbilek'in komutasındaki komando birliği tarafından sarıldığını, biren uyanıp karşısında görünce ıslık çaldığını, dışarı fırladıklarını, Ali Haydar Yıldız'ın ve kendisinin de orada vurulduğunu anlatıyordu.Ali Haydar Yıldız ölmüş, o da ölü numarası yapmış.Askerler gelmiş, bunu tekmeleyip geçmiş.Öteki arkadaşları kaçmış bir iki kişi.Biri uçurumdan aşağı atmış kendini, yakalanmamak için.Onlar uzaklaştıktan sonra yaralı olarak kalkmış.Ali Haydar'ı kucaklamış kaldırmak için.Ali Haydar orada ölmüş.Onun öldüğünü görünce kendisi kaçmaya başlamış askerler dönmeden.Gene bir mağaraya sığınmış.İki üç gün kalmış mağarada.Oradan bir köye gitmiş, çok kan kaybetmiş.Ayakları zaten donmuş.Köyde bir öğretmenle karşılaşmış.Öğretmen ben devrimciyim demiş.Bunu görünce tanımış zaten.Resimleri dağıtılmış.Sana yardım edeyim demiş, ben seni tanıdım demiş.Başka imkanı olmadığı için kabul etmiş.İçeri girer girmez, öğretmen kapıyı çekip üstünü de kilitleyince anlamış tuzağa düştüğünü, ama güçsüz kaldığı için kapıyı söküp kaçamamış.Fehmi Altınbilek denilen adam evi çevirmiş.Bu vaziyette nasıl kaçıp kurtuldun? diye sorunca, senin gibilerin elinden nasıl kurtulmak gerekiyorsa, o şekilde canımı dişime taktım kaçtım diye cevap vermiş.Oradan da alıp Mirik mezrasından Kutudere karakoluna kadar yalınayak götürmüşler.Karın, buzun içinde.Sık sık kendisini yere atıyormuş, tekmeleyip kaldırıyorlarmış.Ondan sonra, gene orada şunu diyordu: Beni oradan gene Diyarbakır'a götürmek için arabaya bindirdiler, gözlerimi bağladılar, bir yerde arabadan indirdiler.Yerde tahminen altmış santim kadar kar vardı.Seni mayın tarlasına sürüyoruz dediler.Sonra etrafımı kurşun yağmuruna tuttular.Ben, zaten bu ölümü hesaba katmıştım.Ve sonra arabaya aldılar, Diyarbakır'a götürdüler. İşte İbrahim, böyle anlatıyordu.

Ben, bir şiir yazmıştım.

Görüşmeye gelmiştim yanına
Faşist köpek kıymış senin canına
Kalmayacak o köpeğin yanına
Gel gidelim oğul bizim illere
Anadolu'ya

Doğu Batı demem, vatanındasın
Biz iz bıraktın ki ta canımdasın
Kimseden korkmuyorum sen yanımdasın
Gel gidelim oğul bizim illere
Anadolu'ya

Ankara'ya kesildi yolum
Orada çevrildi hep sağım solum
Ne yapsalar yıkılacak bu zulüm
İşte geldik oğul bizim illere
Anadolu'ya

İşte yazıyoruz.Emekli oldum, o şartlar altında.Söyleyeceğim önemli bir şey daha var.İbrahim ölmüştü artık, ben o fabrikada çalışıyordum.Gene, İbrahim Aksu fabrika müdürü.Bir gün, bir adam geldi fabrika müdürü seni istiyor personelden diye.Oraya gittim.Bir personel şefimiz var, Süleyman Yolcu diye.Bir kağıt çıkarttı bana, üzerini de başka bir kağıtla kapatmış, altta bir imza yeri var.Burayı imzala dedi.İmzalamazsam ne olur? dedim, Üst tarafını niye görmüyorum, niye üst tarafını okumuyorum? dedim.İmzalayacaksın dedi.Bu arada fabrika müdürü yoktu.Birden kapıdan başını uzattı imzalayacaksın burayı dedi.İdama götürecekseniz götürün dedim imzaladım.Sonra oku dediler, üstünden kağıdı kaldırdılar.Şu yazılıydı: Oğlum falanca köyün Sinan Cemgil'i falan ihbar eden muhtarını öldürdüğünden, kendisinin idam edileceği korkusuyla intihar etmiştir.Oğlum hakkında kimseyi suçlu bulmuyorum.İntihar ederek ölmüştür.Ve kimse hakkında bir dava açmayacağım.Kimseden dava talebim yoktur. diye bir yazı yazılmıştı.İmzayı attıktan sonra okudum.

Bütün oğullarımız ve kızlarımız için, dava taleplerimiz vardır!Vardır! [32]

Düşünceler

Kaypakkaya'nın düşünceleri

İbrahim Kaypakkaya
Bir mezar anması

İbrahim Kaypakkaya, pratik devrimciliğinin yanı sıra, Türkiye'nin sosyalist düşünce dünyasına farklı bir ivme kazandırmış bir teorisyen olarak görülmüştür. Bu hususta en çok dikkati çeken konu, dönemin Türk sosyalistlerinin büyük bir çoğunluğunun yer aldığı Millî Demokratik Devrim anlayışını savunan yasal ve yasadışı grupların görüşleriyle neredeyse taban tabana zıt duran bir Kemalizm karşıtlığıdır. İbrahim Kaypakkaya, dönemin diğer Türk sosyalist ve komünist gruplarının benimsediği ve eylem ile görüşleriyle bizzat içerisinde yer aldıkları Kemalizm ile bağlarını koparmasının ardından, ulus-devlet ideolojisinin karşısında duran, azınlık hakları üzerine inşa ettiği kendi yolunu ve çizgisini ortaya çıkartmıştır.

Kemalizm'e ve Mustafa Kemal Atatürk'ün fikri mirasına karşı bu sert çıkış, özellikle Kemalizmin milliyetçi yapısı ile alakalı bir çıkış olarak kendisini göstermiş, Kaypakkaya'nın bu minvalde öne sürdüğü Lenin'in "Ulusların kendi kaderini tayin hakkı" anlayışı çevresine kendi fikrince oturtarak düzenlediği "Kürtler de bir ulustur ve kendi kaderlerini belirleme hakları vardır" yönündeki görüşü, Kaypakkaya'nın İkinci Fikir Kulüpleri Federasyonu Kurultayı'ndan gürültülü bir şekilde kovulmasına ve akabinde dönemin diğer sosyalist grupları ile yollarının bütünüyle ayrılmasına sebep olmuştur.[kaynak belirtilmeli]TKP/ML-TİKKO'nun kuruluşu bu ayrılık sürecinin ardından gerçekleşmiş ve Kaypakkaya, yoldaşları ile birlikte kendi mücadelesine başlamıştır.

Marksist, Leninist, Maoist ideolojiyi benimseyen Kaypakkaya, Mao'nun kırlardan şehirlere doğru yayılacak bir devrim anlayışını benimsemiş ve bunun yolunun asla legal mücadele anlayışlı bir çözüm olmadığını, muhakkak silahlı mücadeleden geçmesi gerektiğini savunmuştur. Kaypakkaya'nın siyasi düşüncelerini daha detaylı olarak İbrahim Kaypakkaya - Seçme Eserler adlı kitaptan inceleyebilirsiniz.

Günümüzde Kaypakkaya'yı önder olarak tanımlayan 3 illegal parti faaliyet yürütmektedir. Bunlar; TKP/ML, MKP, İDH (İbocu Dönüşüm Hareketi)'dir. Ayrıca yasal faaliyet yürüten Partizan, Halkın Günlüğü, Devrimci Dönüşüm, Uzun Yürüyüş dergileri Kaypakkayacı oluşumlardır.

Farklı Görüşlerin Kaypakkaya Hakkında Fikirleri

El Kaide'nin Görüşü

El Kaide'nin Türkiye sorumlusu olduğu iddiasıyla 4 ay tutuklu kalan ve aynı zamanda Usame Bin Ladin'in kitabını Türçe'ye çeviren kişi olan Osman Akyıldız, Yeni Harman Dergisi'nin temmuz 2014 sayısına verdiği röportajda şöyle demiştir. [33]

« :"Solun asıl sıkıntısı Kemalizm düşüncesinden kopmamış olmasıdır. O yüzden solculara bu konuda İbrahim Kaypakkaya’nın seçme yazıları kitabını tavsiye ediyorum. Çünkü İbrahim Kaypakkaya solda ilk defa Kemalizm le bağlarını koparan adamdır. Yoksa ondan önce Mahir Çayan’ı, Deniz Gezmiş’i bunların hepsinde hala Kemalizm damarı vardı. O kitapta Doğu Perinçek’i de fena haşlıyor. İbrahim Kaypakkaya keşke Müslüman olarak ölseydi. Hakikatten üzüldüm o adama." »

Popüler Kültürde İbrahim Kaypakkaya

Eserleri

Kronolojik yazılar listesi

Dönemin politik atmosferi içerisinde birçok grev, toprak işgali vb. eylemde bulunan Kaypakkaya, bunlar üzerine birçok inceleme ve olay yerlerinden bildiren yazılar yazmıştır. Ayrıca dönemin önemli siyasi olaylarını da eleştiren görüşleri giderek radikalleşmiş ve en sonunda bir örgütün programatik görüşlerini oluşturacak raddeye gelmiştir.

  • "TİP'in Taksim Mitingi Oportünizmin İhanet Belgesidir", İbrahim Kaypakkaya, Türk Solu, 14 Ekim 1969, Sayı:100
  • "Ölçü Seçimler Değil, Güçlenen MDD Mücadelemizdir", İbrahim Kaypakkaya, Türk Solu, 28 Ekim 1969, Sayı: 102
  • "İşçi, Köylü İttifakını Sağlam Bağlarla Kuralım ve Türkiye Çapında Yaygınlaştıralım", İbrahim Kaypakkaya, Türk Solu, 25 Kasım 1969, Sayı: 106
  • "Ege Sanayii İşçileri Yenilmeyecek", İbrahim Kaypakkaya, İşçi-Köylü, 29 Kasım 1969, Sayı: 9
  • "İşçi-Köylü Hareketleri MDD Mücadelemizin Ekseni Olma Yolundadır", İbrahim Kaypakkaya, Türk Solu, 2 Aralık 1969, Sayı: 107
  • "Bağımsızlık Savaşından Dönülmez",[not 7] İbrahim Kaypakkaya, Türk Solu, 23 Aralık 1969, Sayı: 110
  • "Kaşıkçı Köylülerinin Yürüyüşünü Mutlaka Gerçekleştirelim", İbrahim Kaypakkaya / Muzaffer Oruçoğlu, Türk Solu, 3 Mart 1970, Sayı: 120
  • "Trakya'da Toprak Mücadelesinde Köylüler Ağaları Dize Getirecektir" İbrahim Kaypakkaya / Muzaffer Oruçoğlu, İşçi-Köylü, 19 Mart 1970, Sayı: 13
  • "İşçi-Köylü Hareketleri ve Proleter Devrimci Politika", İbrahim Kaypakkaya, Proleter Devrimci Aydınlık, Mayıs 1970, Sayı: 5-19
  • "Çorum İlinde Sınıfların Tahlili-1", İbrahim Kaypakkaya / Ali Mercan / Adil Ovalıoğlu / Mehmet Altun, Proleter Devrimci Aydınlık, 6 Nisan 1971, Sayı: 37
  • "Çorum İlinde Sınıfların Tahlili-2", İbrahim Kaypakkaya / Ali Mercan / Adil Ovalıoğlu / Mehmet Altun, Proleter Devrimci Aydınlık, 13 Nisan 1971, Sayı: 38
  • "Özeleştiride Samimi ve Cesur Olalım", İbrahim Kaypakkaya, Mart 1971
  • "Saflarımızdaki Sol Oportünizm Sağ Hatalarımızın Cezasıdır", İbrahim Kaypakkaya, 29 Ağustos 1971
  • "Kürecik Bölge Raporu", İbrahim Kaypakkaya / Ali Taşyapan, Ekim 1971
  • "Türkiye'de Milli Mesele", İbrahim Kaypakkaya, Aralık 1971 (tekrar kaleme alınışı: Haziran 1972)
  • "Başkan Mao'nun Kızıl Siyasi İktidar Öğretisini Doğru Kavrayalım", İbrahim Kaypakkaya, Ocak 1972
  • "TİİKP Program Taslağının Eleştirisi", İbrahim Kaypakkaya, Ocak 1972
  • "Şafak Revizyonizminin Kemalist Hareket, Kemalist İktidar Dönemi, II. Dünya Savaşı Yılları, Savaş Sonrası ve 27 Mayıs Hakkındaki Tezlerinin Eleştirisi", İbrahim Kaypakkaya, Ocak 1972 (tekrar kaleme alınışı: Ağustos 1972)
  • "Doğu Anadolu Bölge Komitesi (DABK) Kararı", İbrahim Kaypakkaya, 7-8 Şubat 1972
  • "TİİKP Revizyonizminin Genel Eleştirisi-Şafak Revizyonizmi ile Aramızdaki Ayrılıkların Kökeni ve Gelişmesi", İbrahim Kaypakkaya, Haziran 1972
  • "Bir Köylük Bölgeden Yönetici Yoldaşlara Mektup", İbrahim Kaypakkaya, 7 Aralık 1972

Kitaplar

Kaypakkaya'nın yazıları farklı zamanlarda farklı isimlerle defalarca kez basılmış, çoğu kez ise toplatılmıştır. Kaypakkaya'nın özellikle 12 Mart sonrası dava dosyasından alınıp tekrar yayınlanan ve takipçileri tarafından "5 Temel Belge" olarak geçen 5 yazısı Seçme Eserler/Yazılar isimli derlemelerde yer almıştır. Farklı zamanlarda tekli broşür olarak da basılan yazıları, 2013 yılında sorgusu, ifadesi, şiirleri ile birlikte Bütün Eserleri adıyla toplanmış, 2017 yılında ikinci baskısını yapmıştır.

  • İbrahim Yoldaşın Bütün Yazıları-1 Kızıl Siyasi İktidar, İbrahim Kaypakkaya, Ulusal Kurtuluş Yayınları, 1975
  • Yazılar-1, İbrahim Kaypakkaya, Proleter Yol Yayınları, 1976
  • Bütün Yazılar-1, İbrahim Kaypakkaya (Derleyen: Hasan Çançöte), Tufan Yayınları, 1976
  • "3 programmatische Dokumente der TKP/ML: Kritik am Programm der "TIIKP" (Aydinlik) : die nationale Frage in der Türkei : Ansichten über den Kemalismus", İbrahim Kaypakkaya (Çeviren: Walter Hofmann), 1978
  • Seçme Yazılar, İbrahim Kaypakkaya, Ocak Yayınları, 1979
  • Die Kurdenfrage in der Türkei, İbrahim Kaypakkaya, TKP/ML, 1991
  • Seçme Yazılar-2, İbrahim Kaypakkaya, Ocak Yayınları, 1992
  • Seçme Yazılar, İbrahim Kaypakkaya, Umut Yayımcılık, 1992
  • Seçme Yazılar, İbrahim Kaypakkaya, Altınçağ Yayımcılık, 1993
  • İbrahim Kaypakkaya - Fırtınalı Yıllarda "Bilinmeyen" Yazılar, İbrahim Kaypakkaya (Derleyen: Ethem Direhşan [adıyla Emrah Cilasun]), Belge Yayınları, İstanbul, 1. Baskı, 1994
  • Fırtınalı Yıllarda İbrahim Kaypakkaya - "Bilinmeyen" Yazılar, İbrahim Kaypakkaya (Derleyen: Ethem Direhşan [adıyla Emrah Cilasun]), Belge Yayınları, İstanbul, 2. Baskı, Ocak 1997, ISBN IDE32962
  • Seçme Yazılar, İbrahim Kaypakkaya, Umut Yayımcılık, 2004
  • Ibrahim Kaypakkaya - in stürmischen Jahren Texte des türkischen Revolutionärs, İbrahim Kaypakkaya (Derleyen: Emrah Cilasun, Çeviren: Anton Stengel), Zambon, 2011
  • Seçme Yazılar / Nivîsen Bijarte (Kürtçe-Türkçe), İbrahim Kaypakkaya (Çeviren: Memê Mala Hine), Umut Yayımcılık, 2012
  • Bütün Eserleri, İbrahim Kaypakkaya, Umut Yayımcılık, 1. Baskı, 2013
  • İbrahim Kaypakkaya Kitabı : Seçme Yazılar ve Üzerine Yazılar, Kolektif (içerisinde: İbrahim Kaypakkaya), Dipnot Yayınları, 2015
  • Fırtınalı Yıllarda İbrahim Kaypakkaya - Bilinmeyen Yazılar, İbrahim Kaypakkaya (Derleyen: Emrah Cilasun), Tekin Yayınevi, 3. Baskı, 2016
  • Bütün Eserleri, İbrahim Kaypakkaya, Nisan Yayımcılık, 2. Baskı, Ocak 2017

Hakkında

  • Kaypakkaya ile Birlikte, Ali Taşyapan, İstanbul, Kasım 1997, ISBN 975-344-144-4
  • Tohum, Muzaffer Oruçoğlu, Umut Yayımcılık, 1998, ISBN 975-7919-04-7
  • Bir Komünistin Biyografisi: İbrahim Kaypakkaya, Nihat Behram, Altınçağ Yayımcılık, İstanbul
  • İbo / İbrahim Kaypakkaya, Turhan Feyizoğlu, Ozan Yayıncılık, İstanbul, Nisan 2000, 1. Basım, ISBN 978-975-7891-28-4
  • İbrahim Kaypakkaya: Ser Verip Sır Vermeyen Yiğit, Nihat Behram, Umut Yayımcılık, İstanbul, Eylül 2001, ISBN 975-7919-03-9
  • Saklanmaya Çalışılan Bir Meşale İbrahim Kaypakkaya, Derleme, Umut Yayımcılık, İstanbul, Ocak 2003, ISBN 978-975-7919-24-7
  • Ser Verip Sır Vermeyen Bir Yiğit, Nihat Behram, Everest Yayınları, İstanbul, 2007, 11. Basım, ISBN 975-289-194-2
  • İBRAHİM, Tarkan TUFAN
  • Kırmızı Bahar-İbrahim Kaypakkaya, Vehbi Bardakçı, Ozan Yayıncılık, İstanbul, 2012

Belgeseller

Şiirleri

Komünist önder İbrahim Kaypakkaya'nın Diyarbakır Cezaevi'nde savunma taslağını, şiirlerini, Çapa okul idaresine verdiği savunmayı yazdığı not defteri

İbrahim Kaypakkaya, farklı dönemlerde birçok şiir yazmış lakin bunlardan çok azı bugüne ulaşmıştır. Büyük çoğunluğu faşistlerin okula yaptığı bir baskında ateşe verilmiştir.

Çocukluk

  • Aşağıdan geldi büveleğin sürüsü,
    Bizim mala kondu onun yarısı
    Al ineği yakaladı birisi
    Aldı götürüyor bakın anneler

    İneği Tülütepeden aldı aşırdı
    Karnından ısırdı aklım şaşırdı
    Köprünün yanında suya düşürdü
    Aldı götürüyor bakın anneler.
    • Çocukluğunda köyündeki hayvan sürüsüne büveleklerin dadanması sonucu yazdığı türkü[34]

Diyarbakır Cezaevi

  • Demiri de kömürü de sökeriz amman
    Buğdayı da pirinci de ekeriz amman
    Faşizme içimizden kan damlayan kılıcız
    Bir gün gelir kinimizi dökeriz amman.[35]
  • Devrim İçin Her Zaman Ölecekler Bulunur
    ... gider ... gider, nice koçyiğitler gider,
    Senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir,
    Ey mavi gök! Ey yağız yer bilesin ki;
    Yüreğimiz kabına sığmamakta,
    Örsle çekiç arasında yoğrulduk,
    Hıncımız derya gibi kabarmakta.[36]
  • Ölen Yoldaşlar İçin
    Siz ki canınızı verdiniz halkımız için
    Siz ki her şeyinizi verdiniz bu kavga uğruna
    Göğsümüzde onurla dalgalanan
    Kızıl bayrağa siz ki al rengini verdiniz
    Ölmez halk için toprağa düşenler
    Siz ki ölmezliğe erdiniz
    Ey yüce oğulları halkımızın
    Gururla ve sabırla dinlenin şimdi
    Kavganızı sürdürüyor yoldaşlarınız[37]

Galeri

Kendi çektiği fotoğraflar

Ayrıca Bakınız

Dipnotlar

  1. Bulunduğu yörede nüfusa geç yazdırma adet olduğundan dolayı 1 yıl geç yazdırılmıştır.
  2. Dönemin bazı sosyalist yayınlarında (Proleter Devrimci Aydınlık gibi) yazılar yayınlamıştır.
  3. Okuldan çıkarıldığı dönem geçinme amaçlı bazı öğrencilere matematik dersleri vermiştir.
  4. Bu halk düşmanı azılı gericiden 2000 yılında TİKKO hesap sormuştur.
  5. Uyuya kalan nöbetçi
  6. Buradan istediklerini alamayınca Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya'nın kurşuna dizilerek katlettikleri belli oluyor.
  7. Esasında bu söz 1969 yılında bir siyasi cinayet sonucu öldürülen öğrenci Battal Mehetoğlu'nun son sözleridir.

Kaynakça

  1. "1981'de yitirilenler.". http://www.babaerdogan.org/partizan/1981.html#. 
  2. Cilasun, Emrah. Kırmızı Gül Buz İçinde. El Yayınları. ss. 15. 
  3. "Faşizmin İşkencehanelerinde Devrim Savunması". http://www.kizilbayrak.net/ana-sayfa/makaleler/haber/fasizmin-iskencehanelerinde-devrim-savunmasi/. 
  4. "Ali Kaypakkaya son yolculuğuna uğurlandı". http://sendika7.org/2012/06/ali-kaypakkaya-son-yolculuguna-ugurlandi/. 
  5. Feyizoğlu, Turhan (Ekim 2011). İbo: İhtilalin Fidanı (Alfa Yayınları'nda 1. bas.). Alfa Yayınları. ss. 4. ISBN 978-605-106-394-2. 
  6. "İbrahim Kaypakkaya'nın annesine soruşturma". http://odatv.com/ibrahim-kaypakkayanin-annesine-sorusturma-1610121200.html. 
  7. "18 Mayıs 1973: İbrahim Kaypakkaya işkencede katledildi". http://arsiv.marksist.org/tarihte-bugun/11497--18-mayis-1973-ibrahim-kaypakkaya-iskencede-katledildi. 
  8. "TÜSTAV sitesinden PDF formatında ulaşılabilecek İ. Kaypakkaya'nın da yazılarının çıktığı Proleter Devrimci Aydınlık sayıları.". http://tustav.org/aydinlik/. 
  9. "Bir Devrimcinin Portresi İbrahim Kaypakkaya". http://bianet.org/bianet/siyaset/96234-bir-devrimcinin-portresi-ibrahim-kaypakkaya. 
  10. http://www.turksolu.com.tr/282/denizataturk282.htm
  11. http://www.odatv.com/n.php?n=mahir-cayan-son-mill-komunistti--0111131200
  12. http://tr.wikiquote.org/wiki/%C4%B0brahim_Kaypakkaya
  13. http://www.kizilbayrak.net/ana-sayfa/makaleler/haber/fasizmin-iskencehanelerinde-devrim-savunmasi/
  14. http://www.kizilbayrak.net/ana-sayfa/makaleler/haber/fasizmin-iskencehanelerinde-devrim-savunmasi/
  15. http://www.kizilbayrak.net/ana-sayfa/makaleler/haber/fasizmin-iskencehanelerinde-devrim-savunmasi/
  16. http://www.kizilbayrak.net/ana-sayfa/makaleler/haber/fasizmin-iskencehanelerinde-devrim-savunmasi/
  17. Ethem Direhşan, Fırtınalı Yıllarda İbrahim Kaypakkaya, Belge Yayınları, İstanbul, 1997, s. 27-28)
  18. Oruçoğlu, Muzaffer (2008). Tohum (9. bas.). Babek Yayınları. ss. 442. ISBN 978-975-6999-26-1. 
  19. age. ss. 443. 
  20. Feyizoğlu, Turhan. İbo: İhtilalin Fidanı. ss. 292. 
  21. Oruçoğlu, Muzaffer. Tohum. ss. 444, 448. 
  22. "Korkunç intikam". http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2000/10/24/253676.asp. 
  23. Mater, Nadire. Sokak Güzeldir: 68'de Ne Oldu. Metis. ss. 103. 
  24. 28 Şubat 1973 tarihli Arkadaşlara anlatacağım bazı şeyler var diye başlayan mektubu
  25. 20 Şubat 1973 tarihli babasına yazdığı mektup
  26. "Tunceli Milletvekili Şerafettin Haris tarafından TBMM'ye verilen yazılı soru önergesi". tbmm.gov.tr. https://docs.google.com/viewer?a=v&q=cache:xxq-py6gdnUJ:www2.tbmm.gov.tr/d23/7/7-13257s.pdf+Be%C5%9F+g%C3%BCn+sonra+yaral%C4%B1+olarak+yakaland%C4%B1%C4%9F%C4%B1nda+k%C4%B1%C5%9F+ko%C5%9Fullar%C4%B1+nedeniyle+ayaklar%C4%B1+ve+bacaklar%C4%B1+hissizle%C5%9Fmi%C5%9F+olarak+kald%C4%B1r%C4%B1ld%C4%B1%C4%9F%C4%B1+hastanede&hl=tr&gl=tr&pid=bl&srcid=ADGEESjzkcsqazHHe93Au01dg0Kf3J3sjFtt8HW0EcvTOkMlVU9oyJowseyIRb7p7OQ0OmfsRq2L8KHn72jv-NiIcQOUMNB3DF6V1j_IE2NmLD8-ejPMyefwMRruY7waySx-XRs1nAW-&sig=AHIEtbS6MYq1yDG6N5ncSNYS1Mv80ETKXA. Erişim tarihi: 2 Nisan 2012. .Şablon:Tr
  27. 28 Şubat 1973 tarihli mektubu
  28. 9 Mayıs 1973 tarihli mektubu
  29. Behram, Nihat (Mayıs 2015 (16. baskı için)). Ser Verip Sır Vermeyen Bir Yiğit. Everest Yayıncılık. ss. 117. ISBN 975-289-194-2. 
  30. http://kaypakkayaonline.blogcu.com/ibrahim-kaypakkaya-nin-hayati-ve-mucadelesi/5771533
  31. https://docs.google.com/viewer?a=v&q=cache:xxq-py6gdnUJ:www2.tbmm.gov.tr/d23/7/7-13257s.pdf+Be%C5%9F+g%C3%BCn+sonra+yaral%C4%B1+olarak+yakaland%C4%B1%C4%9F%C4%B1nda+k%C4%B1%C5%9F+ko%C5%9Fullar%C4%B1+nedeniyle+ayaklar%C4%B1+ve+bacaklar%C4%B1+hissizle%C5%9Fmi%C5%9F+olarak+kald%C4%B1r%C4%B1ld%C4%B1%C4%9F%C4%B1+hastanede&hl=tr&gl=tr&pid=bl&srcid=ADGEESjzkcsqazHHe93Au01dg0Kf3J3sjFtt8HW0EcvTOkMlVU9oyJowseyIRb7p7OQ0OmfsRq2L8KHn72jv-NiIcQOUMNB3DF6V1j_IE2NmLD8-ejPMyefwMRruY7waySx-XRs1nAW-&sig=AHIEtbS6MYq1yDG6N5ncSNYS1Mv80ETKXA
  32. Kitap: Bizim '68, sf. 265-75
  33. http://www.yonhaber.com/guncel/brahim-kaypakkaya-hayrani-el-kaideci
  34. Feyizoğlu, Turhan (Ekim 2011). İbo: İhtilalin Fidanı. Alfa Basım Dağıtım. ss. 12. ISBN 978-605-106-394-2. 
  35. Feyizoğlu, Turhan (Ekim 2011). İbo: İhtilalin Fidanı. Alfa Basım Dağıtım. ss. 311. ISBN 978-605-106-394-2. 
  36. Feyizoğlu, Turhan (Ekim 2011). İbo: İhtilalin Fidanı. Alfa Basım Dağıtım. ss. 310. ISBN 978-605-106-394-2. 
  37. Cilasun, Emrah (Şubat 2009). Kırmızı Gül Buz İçinde (1. bas.). El Yayınları. ss. 88. ISBN 978-975-8674-31-2.