Header2.png

VikiSosyalizm'den Bildirimler Alabilirsiniz!
Bunun için sağ alt köşedeki kırmızı beyaz çan sembolüne tıklayınız

İsrail

VikiSosyalizm sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara

İsrail resmi adıyla İsrail Devleti, Yakındoğu’da bir devlettir. Doğu sahillerinde Akdeniz, kuzeyinde Lübnan, kuzeydoğusunda Suriye, doğusunda Ürdün, güneyabatısında Mısır ile komşudur. İsrail Devleti’nin büyükelçilik ve konsolosluklarının büyük çoğunluğu, ülkenin finans merkezi olan Tel Aviv'dedir. Devletin başkenti Knesset (İsrail Meclisi) kararına göre Kudüs’tür. BM’ye göre ise İsrail Devleti’inin başkenti Tel Avivdir. [1] [2] [3]

Devlet düzeni

İsrail Devleti genel oy hakkı olan, parlamenter sistem uygulanan bir cumhuriyettir. Paramentonun çoğunluğu tarafından desteklenen vekil (genellikle en kalabalık siyasal partinin başkanı) başbakan olur. Başbakan hükümet başkanıdır ve kabinenin başıdır.[4] Knesset adlı 120 milletvekili olan İsrail meclisi tarafından yönetilir. Knesset üyeliği siyasal partilerin nispi temsil sistemine dayanır.[5]

Coğrafyası ve iklimi

İsrail’in toplam yüzölçümü 22.145 kilometrekaredir. (21.671km2 kara toprağıdır) Esas itibariyle uzun ve dar olan ülkenin kuzeyinden güneyine olan en uzun mesafe yaklaşık 290 mil (470 km), doğusundan batısına olan en geniş mesafe ise 85 mil (135 km)dir.

Dağlarla ovalar, verimli topraklarla çöller arasındaki mesafe genellikle bir iki dakikalık mesafelerdir. Batıda Akdeniz kıyısından doğuda Lut Gölü’ne arabayla 90 dakikada ulaşılabilmektedir; en uç kuzey noktada bulunan Metulla’dan en güney uçta bulunan Eilat’a ise arabayla 6 saatte ulaşılabilmektedir.[6]

Nüfusu

Devletin nüfusu 8,081 milyon kişidir. Nüfusun 75,1’ini İsrail’in Yahudi vatandaşları, yüzde 20,7’sini Arap vatandaşları oluşturuyor. Geri kalan yüzde 4,2’yi oluşturan 345.000 İsrail vatandaşı ise, Arap Hıristiyanlardan ve nüfusa kendini ‘‘herhangi bir dine mensup değil’ olarak kaydettirenlerden oluşuyor.[7]

1948-1970 dönemleri (özellikle 1948-1951 yılları) arasındaki Yahudi göçü sonucu bölgenin Yahudi nüfusunda 1,3 milyonu aşan bir artış görülür. Yahudi göçü, uluslararası Siyonist çevrelerce tüm Yahudilerin ‘’atalarının toprağı’’ üzerinde toplanması söylemi üzerinden teşvik ediliyordu, açık bir siyasal karakter taşıyordu ve dünya siyonizminin yayılmacı amaçlarına hizmet ediyordu.[8]

Tarihi

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 29 Kasım 1947 tarihli kararına göre Birleşik Krallık’ın mandası durumundaki Filistin’in bağımsızlığı ilan ediliyordu ve Filistin bölgesi iki birbirinden bağımsız devlet arasında (Arap devleti ile Yahudi deveti arasında) paylaşılıyordu. Her iki devletin demokratik anayasaları olmalıydı ve bu anayasalar her iki devlet içindeki ulusal azınlıkların haklarını garanti altına almalıydı. Yahudi devletinin bölgesi 498 bini Yahudi, 497 bini Arap (90 bin bedevi dahil) nüfuslu olarak belirleniyordu; devletin büyüklüğü ise 14 bin kilometrekare olacaktı. Kudüs şehrinin Birleşmiş Milletler’in yönetimindeki özel bir uluslararası rejimle kendi başına bir idari birim olarak yönetilmesi düşünülüyordu. Buna göre nüfusun %70’ini oluşturan ve toprakların %92’sine sahip olan Araplara ülkenin %47’si verilecekti.[9] Birleşmiş Milletler’in bu kararı 33 lehte, 13 aleyhte ve 10 çekimser oyla kabul edildi. İngiltere çekimser kalırken, SSCB lehte oy vermişti.[10]

İsrail Devleti 14 Mayıs 1948’de resmen kurulmuştur.[11] İsrail devletini ilk tanıyan ülkelerden biri olan SSCB, İsrail devletinin kurulmasını İngiliz emperyalizminin bölgede zayıflamasının bir ifadesi olarak görmüş ve bu nedenle İsrail’in oluşumunu desteklemişti.[12] Türkiye, 28 Mart 1949 yılında İsrail’i fiilen tanıyan 31. ülke olmuştur ve İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke olma özelliğini taşımaktadır. [13] [14]

Uluslararası siyonizm ile yakın bağları olan Yahudi büyük burjuvazisi İsrail Devleti’nin ilanından hemen sonra iktidara yerleşmiştir. Mayıs 1948’de kurulan geçici hükümetin temsil ettiği siyasal partiler tümüyle siyonisttir. Siyonizm, 14 Mayıs 1948’de açıklanan ve İsrail Devleti’ni resmi olarak ilan eden İsrail Bağımsızlık Bildirgesi’nde resmi ideoloji olarak yer bulmuştur.

İsrail Devleti’nin ilanından sonra, emperyalist ülkelerin (ABD,Birleşik Krallık) ve uluslararası siyonist çevrelerin politikaları sonucunda Arap-İsrail Savaşı (1948-49) başlamıştır ve İsrail, BM’nin Filistin devletine ayrılan (ama kurulmayan) bölgenin bir kısmını (6,7 bin kilometrekare) ele geçirmiştir. İsrail Devleti böylece -BM’nin 29 Kasım 1947 tarihli kararına rağmen- devlet sınırlarını Birleşik Krallık mandası dönemi Filistin sınırlarının 4/5’i kadar genişletmiştir. Henüz İsrail kurulmadan ve savaş başlamadan önce ortaya çıkan ve savaş boyunca sürdürülen siyonist terör, Arapların kitlesel ölümüne ve nerede ise bir milyona yakın Arabın İsrail’den ve Filistin bölgesinin İsrail tarafından ele geçirilen parçasından sürgününe neden olmuştur. Filistinli mülteciler sorunu ortaya çıkmıştır çünkü İsrail mültecilere yurda dönme hakkı veya maddi tazminat hakkı tanıyan 11 aralık 1948 tarihli BM kararını reddetmişti, bu durum bölgesel krizi daha da derinleştiren nedenlerden biriydi.

İsrail 1949’da sırası ile Mısır, Lübnan, Ürdün ve Suriye ile geçici ateşkes anlaşmaları imzalamıştır. Ocak 1950’de İsrail hükümeti BM’nin 1947 kararına rağmen Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmiştir. Birleşik Krallık, SSCB, ABD, Fransa gibi büyük devletler ve pek çok diğer devlet İsrail’in Kudüs’e yönelik eylemlerini tanımamıştır.

İsrail, 1949’da ilk parlamento seçimini yaptı. Savaş hali, ırkçı propaganda ve demokratik güçlerin takibatı atmosferinde geçen seçimde İsrail Ülkesi İşçilerinin Partisi (MAPAİ) iktidar oldu. İsrail hükümeti anayasa ilan etmemiş, BM’nin demokratik anayasayı kabul etme kararını çiğnemiştir. MAPAİ hükümeti İsrail’in yayılmacı politikasını giderek güçlendirmiş, başta ABD olmak üzere emperyalistlerle işbirliğini geliştirmiştir.

ABD, Yakındoğu’daki mevzilerini güçlendirmek ve Arap halklarının anti-emperyalist mücadelesini zayıflatmak için İsrail içindeki gerici güçleri desteklemiştir. İsrail, Amerikan yardımına dahil edilmişti. ABD, İsrail’e Truman Doktrini’nin 4. Bölümü uygulanmıştır. Truman’ın Güvenliğin Karşılıklı Sağlanması yasasını (1951) temel alan 1952’deki anlaşmanın etkisiyle İsrail devleti ABD’nin Yakındoğu’daki her türlü askeri ve öteki eylemliliklerine katılmakla yükümlüydü. Ülkede başta ABD sermayesi olmak üzere uluslararası sermayenin mevzileri güçlenmekteydi, hükümetin 1950’lerin başında kabul ettiği yasalar uluslararası sermayeye büyük imtiyazlar tanıyordu.

İsrail hükümeti Federal Almanya Cumhuriyeti’nin militarist çevreleriyle yakınlaşma politikası yürütüyordu. İsrail ile Federal Almanya’nın 1952’deki anlaşması sonucu İsrail 1966’da Federal Almanya’dan savaş tazminatı olarak adlandırılan 822 milyon dolar aldı. Federal Almanya, II. Dünya Savaşı'nda 1939-1945 yılları arasında Nazi Almanyası’nın Avrupa Yahudilerine (Doğu Avrupa Yahudileri de dahil) verdiği zararı telafi etme amaçlı İsrail’e 1,7 milyar dolardan fazla para ödedi. F.Almanya’dan alınan para genel olarak askeri harcamalarda kullanılmıştır. Zararı telafi etme anlaşması siyasal amaçlar güdüyordu; İsrail’in Siyonist yöneticileri dünyanın tüm Yahudilerini temsil etme hakkını elde etmeye ve NATO ile olası ittifakı sağlamaya çalışıyorlardı. F.Almanya 1960’taki anlaşmadan hareketle İsrail’e silah göndermeye ve ödünç para vermeye başladı. F.Almanya’nın İsrail’e gönderdiği ödünç para 1967’de 700 milyon doları bulmuştur. ABD, Büyük Britanya ve F.Almanya’dan gelen silah sevkiyatları sayesinde İsrail hükümeti ülkeyi yoğun bir şekilde askerileştirmiştir.

1950’lerde İsrail’in yönetici çevreleri, uluslararası emperyalist ve Siyonist güçlere dayanarak, Arap ülkelerine saldırmak için hararetli hazırlıklara başladılar. İsrail’in Arap ülkeleriyle ortaya çıkan sınır çatışmalarının (1953-1955) açık silahlı karşılaşmalara dönüştüğü yerler şunlardı: Qibya bölgeleri (Ekim 1953), Gazze (Şubat 1955), Taberiye Gölü (Aralık 1955). İsrail hükümetinin Antisovyet politikası ve Siyonist terör eylemleri (özellikle SSCB elçiliğinin bulunduğu bölgede bombanın patlaması) İsrail – Sovyetler Birliği arasındaki diplomatik ilişkilerinin Şubat 1953’te Sovyet hükümeti tarafından sonlandırılmasına neden olmuştur, diplomatik ilişkiler Temmuz 1953’te tekrar kurulmuştur.

1956 yılında İsrail, Büyük Britanya ve Fransa ile birlikte Mısır’a karşı saldırganlık başlattı (bkz.Süveyş Krizi). İsrail 1957 yılında Eisenhower Doktrini’ne dahil oldu. İsrail’in yönetici çevreleri ABD ve Büyük Britanya’nın 1958’deki Lübnan ve Ürdün müdahalesine yardım etmişlerdir.

İsrail’deki iç gericiliğin artmasına 1950’lerin sonlarına doğru burjuva militarist hizip içindeki şiddetli iktidar kavgası eklendi. David Ben-Gurion ve çevresi en radikal güçleri temsil ediyor, kişisel iktidarlarını ve büyük Yahudi Siyonist burjuvazisinin diktatörlüğünü güçlendirmeyi amaçlıyorlardı. Din adamlarının (hahamların) ülkenin iç ve dış politikasına olan etkisi arttı.

1960’ların başından beri İsrail, Arap ülkelerine yönelik yeni bir saldırganlığa hazırlanıyordu. Haziran 1964’te Şeria Nehri’nin sularının bir kısmının İsrail tarafından kesilmesiyle Arap-İsrail ilişkileri hızla gerilmiştir. Bu dönem İsrail komşu Arap devletleriyle çatışmayı her şekilde kışkırtıyordu ve onlarla küçük düzensiz silahlı çatışmalar üzerinden savaş yürütüyordu.

2 Haziran 1967’de Ulusal Birlik hükümeti kuruldu; Ulusal Birlik hükümeti Arap ülkeleriyle büyük çaplı bir savaşı kışkırtma çizgisi izledi. İsrail yöneticileri kendi konumlarını güçlendirmek, siyonizmin yayılmacı programını - ‘’Büyük İsrail’’in yaratılmasını gerçekleştirmek, Arap ülkelerindeki ilerici rejimleri devrimek amaçları için savaşa hazırlıyorlardı. 5 Haziran 1967’de İsrail, emperyalist ve uluslararası Siyonist güçlerin desteğiyle; Arap ülkelerine karşı yeni bir saldırıya girişti (Bkz. Altı Gün Savaşları). Savaş sırasında İsrail orduları; Mısır, Suriye ve Ürdün bölgesinin kayda değer bir bölümünü (70 bin kilometrekare, 1 milyondan fazla Arap nüfuslu) işgal etti, Küdüs’ün doğu parçasını ilhak etti. SSCB hükümetinin saldırının acilen sonlandırılması talebini (5 -7 Haziran 1967) diğer sosyalist ülkeler ve pek çok Asya ve Afrika devleti desteklemiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 5-9 Haziran oturumlarında İsrail’in askeri hareketi bitirmesini talep edilmiştir. 10 Haziran 1967’de Sovyetler Birliği, Macaristan Halk Cumhuriyeti, Çekoslovakya Sosyalist Cumhuriyeti, Polonya Halk Cumhuriyeti, Bulgaristan Halk Cumhuriyeti, Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti; İsrail ile diplomatik ilişkilerini koparmışlardır. Tepkiler üzerine İsrail 10 Haziran 1967’de ateşi kesmiştir. Ancak ele geçirdiği Arap bölgelerinden ordularını çekmemiştir.

22 Kasım 1967’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Yakındoğu’daki siyasal krizin düzeltilmesi ile ilgili karar almıştır. BM kararı İsrail ordularının tüm işgal altındaki bölgelerden çekilmesi, mülteciler probleminin adilce çözülmesi gibi eylemleri öngörüyordu. Ancak İsrail hükümeti bu kararı görmezden geldi ve Arap ülkelerine yönelik saldırgan eylemlerini durdurmadı. İsrail silahlı kuvvetleri Mısır, Suriye ve Ürdün’e defalarca saldırdı, Lübnan’ın sınırlarına girdi.

İsrail, işgal ettiği köylerde çok acımasız bir terör rejimi kurdu. Araplar yığınla tutuklanıyordu, Arap köyleri imha ediliyordu. İsrail, ele geçirdiği bölgeleri zapt etmek için; Arap nüfusunu tahliye etme, Arap topraklarına Yahudileri yerleştirme, militarize Yahudi yerleşimler yaratma önlemlerini aldı. Filistinli mülteci sayısı 1970’lerin başında 1,7 milyonu buluyordu. İsrail’in işgal ettiği bölgelerdeki eylemleri Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu tarafından kınanmış ve savaş suçları olarak değerlendirilmiştir ve sözkonusu bölgelerin ilhak edilmesi yasadışı olarak görülmüştür (23 aralık 1971 ve 24 mart 1972 kararları).

İsrail, saldırgan politikasını yürütebilmek için ABD ve uluslararası Siyonist örgütlerden büyük sübvansiyonlar almıştır (1967-1970 arasında 2,5 milyar dolardan fazla).

1968’de Siyonist sosyalistler ile burjuva Siyonist parti RAFİ birleşip İsrail İşçi Partisi’ni kurdu ve 1969 yılında çoğunluğu aldı. Hükümet, özellikle militarist kanadı, sağcı unsurlar ve din adamları, İsrail’in işgali altındaki bölgelerin ilhakını, emperyalizm ile olan ilişkilerin geliştirilmesini ve İsrail’in teokratik devlete dönüşmesini savundular. İsrail’in yönetici çevrelerinin politikası ırkçı bir niteliğe büründü. Mart 1970’te İsrail hükümeti özüne ırkçı olan ‘’kim Yahudi sayılabilir’’ yasasını kabul etti. 16 Mart 1972’de Knesset (İsrail meclisi) ‘’Yahudi halkının İsrail Ülkesi üzerinde olan tarihsel haklarının tartışılmazlığı’’ kararını aldı, karar siyonizmin yayılmacı hedeflerini – ‘’Büyük İsrail’’in yaratılması hedefini ifade ediyordu. İsrail hükümeti demokratik güçlerle hesaplaşmak için terörist yöntemlere başvurmayı giderek sıklaştırıyordu. Uluslarası Siyonizm ile her alanda birlik hükümetin resmi programı oldu (Hükümet programı 1969). İsrail’in yayılmacı siyasetini destekleyen Uluslararası Siyonist kongreler 1967 yılından sonra İsrail’de yapılmaya başlandı.

İsrail hükümeti Güney Afrika Cumhuriyeti ile ırkçı-militarist ittifakı güçlendirme, Portekizli sömürgecilere yardım etme, Güney Vietnam'daki saygon rejimi ile ilişki kurma gibi siyasal hamleleri vardı.

1971'de Mısır, Süveyş Kanalı'ndaki deniz taşımacılığının tesis edilmesi için İsrail ordularının bir kısmının Süveyş Kanalı'ndan çekilmesi insiyatifiyle geldi. Mısır ayrıca ilk etaptaki çekilmeden sonra uzun vadede İsrail ordularının işgal ettği tüm Arap bölgelerinden çekilmesini şart koşmuştur. Golda Meir'in başında olduğu İsrail hükümeti Mısır'ın bu barış insiyatifini reddetmiştir.[15]

1977'deki seçimi aşırıcı Herut Partisi (sonradan Likud adını alıyor) kazandı. Likud ideolojisi, İsrail idaresinin İngiliz mandasına dahil olan bütün topraklara, yani Ürdün de dahil Kutsal Kitap'ta anlatılan "Büyük İsrail'e" yayılmasını savunuyordu. Eski İrgun lideri Menahem Begin başkanlığındaki yeni hükümet, Batı Şeria ile Gazze Şeridi'nde yerleşim açmayı hızlandırdı. Amaç 1967'de kazanılan toprakları ileride geri vermemek için gerekçeler sağlamaktı.Tarım Bakanı Ariel Şaron bu faaliyetleri körükledi; Şaron 1981'e kadar yerleşimlerle ilgili bakanlar komisyonunun başındaydı.

19 Kasım 1977'de Mısır cumhurbaşkanı Enver Sedat İsrail'e uçup Knesset'te konuşma yaptı ve İsrail Devleti'ni tanıyan ilk Arap lider oldu. 1978'de Camp David anlaşmalarını imzaladı. Metinde Orta Doğu'da barışın çerçevesi çiziliyordu ve buna Filistinlilere sınırlı özerklik verilmesi de dahildi.

1979 Mart ayında İsrail ile Mısır arasında barış anlaşması imzalandı. Sina yarımadası Mısır'a geri verildi. İsrail'le kendi başına pazarlığa giriştiği için Mısır, Arap devletleri tarafından boykota uğradı. Enver Sedat 1981'de kendi ordusundaki İslamcı unsurlar tarafından öldürüldü.[16]

Türkiye-İsrail ilişkileri

Türkiye İsrail’i tanıyan 31. ülke olmuştur. Dönemin hükümeti CHP’dir. Aynı zamanda Türkiye İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke olma özelliğini taşımaktadır. 4 Temmuz 1950’de Modus Vivendi Ticaret antlaşması ile Türkiye-İsrail arasında ilk resmi diplomatik ilişki başlamış oldu. 1950'li yılların ikinci yarısında ilişki stratejik bir görünüm almaya başladı. İki ülke ABD tarafından dayatılan politikaların sonucunda gayrıresmi olarak Sovyetlere karşı bir ittifakın parçası olmuşlardı.

1956'da Süveyş Krizi sırasına Türkiye bir yandan İsrail'in BM’nin 1947’de kabul ettiği sınırlarına çekilmesi yönünde görüş bildirirken diğer yandan da “Araplarla yakınlaşmanın ikili ilişkilere zarar vermeyeceği” yolunda İsrail’e güvence veriyordu. Sonraki süreçte de Ortadoğu, dünya ve Türkiye kamuoyunun etkisiyle İsrail’e karşı yapılan her hamle, benzer bir gizli “gönül alma” ile tamamlanacaktı. Yine 1956 krizi sırasında Tel Aviv büyükelçisi geri çağrıldığında Türkiye’ye dönmeden önce İsrail Dışişleri Bakanlığını ziyaret eden büyükelçi Şevkati Bey, kararın “İsrail’e karşı olmayıp taktik bir tavır olduğunu” resmen iletmişti.

ABD’nin Türkiye’ye İsrail ile ilişkilerini geliştirmesine yönelik baskılarının sonucunda 1957 yılında MOSSAD’ın Ortadoğu Bölüm Başkanı Eliahu Sasson Ankara’ya büyükelçi olarak atandı. Dönemin Demokrat Parti'li Dışişleri Bakanı Fatih Rüştü Zorlu ile Eliahu Sason arasındaki görüşmelerle MOSSAD ile Türk istihbaratı arasındaki ilişkinin temeli atılıyordu. Türk tarafının bütün bu ilişkilerinin gizli olması isteği İsrail tarafından kabul gördü ve koordinasyon başladı.

1957 yılında dönemin Türkiye Başbakanı olan Adnan Menderes Türkiye’de Ajan/Elçilik görevini yürüten Eliahu Sason ile bizzat görüşüp iki ülkenin istihbarat ilişkilerinin geliştirilmesine dair karar aldılar. 7 ay sonra Ankara’da Milli Amele Hizmet Teşkilatı (MAH) başkanı olarak H. Avni Göktürk’ün ve İsrail tarafında da MOSSAD Şefi olan Reuven Shiolan’ın katıldığı bir görüşme yapıldı. Görüşme neticesinde aralarında İran SAVAK istihbarat örgütünün de bulunduğu bir (MOSSAD-MAH-SAVAK) Güvenlik Üçgeni konusunda anlaşmaya vardılar. Bu mutabakatın ve üçlü istihbarat işbirliğinin neticesi CIA raporlarında “Trident-Üç uçlu gladyatör mızrağı” olarak adlandırılıyordu ve şöyle değerlendiriliyordu:

1- İsrail, Türkiye üzerinden Sovyetler Birliğini izleyebilecek ve buna karşılık Arap Birliği’nin aktivitelerinden ve özellikle Suriye’de olup bitenlerden Türkiye’yi haberdar edecek.

2- MOSSAD Türk istihbaratçılarını eğitecek. İKK (İstihbarata Karşı Koyma) ve haber alma alanındaki teknoloji eğitimleri verecekler. (Mehmet Eymür’ün babası olan Mahzar Eymür de İsrail’de eğitim gören ilk Türk istihbaratçılarındandır)

3- MOSSAD İran SAVAK için öngördüğü bütün desteğin aynısını MAH içinde yapacak. Daha sonra, 1970’lerde ise Türkiye’nin Ortadoğu’ya yönelik politikası iyice netlik kazanmıştı. Türkiye görünürde Filistinlilerden yana tavır alıyordu. Bunu da 1967 Arap-İsrail Savaşı sırasında NATO üslerini kullandırtmaması, Birleşmiş Milletler’de Filistin lehine oy vererek ve Nisan 1969’da İsrail’le yaptıkları ticaret antlaşmasını iptal ederek göstermiştir.

Ekim 1973’te gerçekleşen ikinci Arap-İsrail Savaşında Türkiye, gönülsüzce de olsa Araplardan yana tavır almıştır. Bu durumdan dolayı da Türkiye ile Arap ülkeleri arasındaki ticari ilişkiler de gelişmiştir. Ancak ABD duruma müdahale etmekte gecikmemiştir. 1973’teki Arap-İsrail Savaşında Türkiye’nin hava sahasını ABD uçaklarına açmaması Amerika’yı harekete geçirmiş ve ABD, Türkiye’nin yaptığı 1974’teki Kıbrıs’ı işgalinde ambargo uygulaması ile buna karşılık vermiştir.

12 Eylül Darbesi ile başa gelen cuntanın İslami eğitime önem vermeye başlaması ile birlikte İsrail biraz tedirgin olsa da 1980’lerin ortalarına doğru Türk-İsrail ilişkileri ciddi boyut almıştır.

31 Aralık 1991’de Türkiye, İsrail’le diplomatik ilişkilerini Filistin’le eş zamanlı olarak büyük elçilik düzeyine yükseltmiştir. Yine aynı dönemde BM Genel Kurulu’nda oylanan Siyonizmin bir tür ırkçılık olduğu yönündeki kararın iptali konusunda da Türkiye çekimser oy kullanarak İsrail’den yana net tavır koymuştur.

Daha sonraları ise Türkiye’nin 1991 Körfez Savaşında tam olarak Amerikan ileri karakolu vazifesi gören bir durum sergilemesi ilişkileri daha da sağlamlaştırdı. Türkiye ile İsrail arasında yaşanan ilk üst düzey temas, 1-4 Haziran 1992 tarihinde dönemin Turizm Bakanı Abdülkadir Ateş’in İsrail’i ziyareti ile başlamıştır. Bunu 13-15 Kasım tarihinde Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin’in ziyareti izlemiştir. 1994’ün Kasım ayında Tansu Çiller’in Başbakanlık düzeyinde İsrail’i ziyaret etmesi, orada İsraillilere yönelik “vaat edilmiş topraklarda oturmak hakkınızdır” sözlerini sarf etmesi Türkiye’nin safını netleştirmesi demekti. Bu ziyaret aynı zamanda İsrail’le işbirliği açısından dönüm noktası olma özelliğini taşımaktadır. Bu ziyaretler sırasında taraflar arasında bir çok anlaşmalar yapılmıştır. Bunlar arasında TSK’nın Fantom uçaklarının İsrail tarafından modernize edilmesini kapsayan anlaşma da bulunmaktadır.

1993'ten sonra İsrail ve Türkiye arasında antlaşmalar yapılmıştır. Askeri anlaşmaların kapsadığı işbirliği konuları şunlardır:

a- Askeri eğitim alanında karşılıklı bilgi ve deneyimlerin değişimi,

b-Askeri akademiler ve karargahlar arası karşılıklı ziyaretlerin yapılması,

c- Savaş gemilerinin karşılıklı “ziyareti”,

d-Askeri, sosyal ve kültürel alanlarda bilgi ve personel değişimi ile askeri tarih ve arşiv konularında işbirliği,

e- Ortak eğitim yapılması

İki ülke arasında istihbarat konusundaki işbirliği, iki ülke donanmalarının Akdeniz’de ortak tatbikat düzenlemeleri, İsrail savaş uçaklarının Türk hava sahasını kullanması olarak ortaya çıkan anlaşma, Refah Partisi döneminde iki ülke arasındaki ilişkilerin stratejik derinliğini göstermektedir.

Şubat 1996’da Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir’le İsrail Savunma Bakanı arasında imzalanan “savunma işbirliği” anlaşmasıyla gerçek anlamda stratejik boyuta gelmiştir. Anlaşmada aslında Türkiye Milli Savunma Bakanı’nın imzası olması gerekirken maddelerin içeriği hükümete bile bildirilmemiş ve daha sonra Ocak 1998’de yapılan Türk-İsrail ortak tatbikatı da tamamen ordunun inisiyatifiyle gerçekleştirilmiştir. Dönemin Savunma Bakanı Çakmakoğlu, “İsrail’le yapılan anlaşmaların tümü gizli, gizlilik dereceli anlaşmalar olup TBMM’nin onayına sunulmamıştır” diyerek bu durumu kabullenmiştir.

1996 yılında imzalanan Savunma Sanayi İşbirliği çerçevesinde askeri ve savunma amaçlı ortak sanayi üretiminde bulunmaları ve bu doğrultuda ortak araştırmalar yapmaları kararlaştırılmıştır. Bu anlaşma uyarınca İsrail’den Türkiye’ye füzeler, erken uyarı sistemleri, plastik ve konvansiyonel mayınları belirleyen radar sistemleri ve askeri mühimmat satışı gerçekleştirilmiştir.

1998’de İsrail’den Popeye 1 füzelerinden 100 adet almış, İsrail Türkiye’nin yirmi beş yıllık süre için yapacağı 150 milyon dolarlık askeri modernizasyon programına dahil bazı önemli ihaleleri de kazanmıştır. Türk F-4 savaş uçaklarının modernizasyonunu öngören 670 milyon dolarlık proje işin diğer bir yanını göstermektedir. Yine buna benzer bir anlaşma ile 170 adet M-60 A-1 tank modernizasyonu için Mart 2002’de 668 milyon dolarlık ihale İsrail’in IMI şirketine verilmiştir. 22 Haziran 2004 tarihli İsrailli gazetelerde, Türkiye ile İsrail’in arasında ortak acil cephane deposu, teçhizat ve harp sistemleri konusunda işbirliği yapılması yönünde görüşmeler yapıldığı yazıyordu. Yani iki ülkeden birine saldırıldığı takdirde ve birinin kendini silahlı çatışma içinde bulması halinde diğer ülke tarafından depolanan malzemeyi kullanabilecektir. [17]

Ayrıca bakınız

Filistin

Kaynakça

  1. http://bse.chemport.ru/izrail_%28gosudarstvo%29.shtml
  2. http://www.britannica.com/EBchecked/topic/302812/Jerusalem
  3. http://tr.wikipedia.org/wiki/Tart%C4%B1%C5%9Fma:%C4%B0srail
  4. , The World Factbook. Central Intelligence Agency. 20 November 2012. Retrieved 3 December 2012
  5. http://bse.chemport.ru/izrail_%28gosudarstvo%29.shtml
  6. http://embassies.gov.il/ankara/AboutIsrael/history/Pages/cografyaveiklim.aspx
  7. ://salom.com.tr/newsdetails.asp?id=88201#.UiTzMz89_ms
  8. http://bse.chemport.ru/izrail_%28gosudarstvo%29.shtml
  9. http://bse.chemport.ru/izrail_%28gosudarstvo%29.shtml
  10. http://marksist.net/MT/Zeynep%20Gunes-%20Filistin%20Sorunu.htm
  11. http://bse.chemport.ru/izrail_%28gosudarstvo%29.shtml
  12. http://marksist.net/MT/Zeynep%20Gunes-%20Filistin%20Sorunu.htm
  13. http://www.barikat-lar.de/barikat/38/israil-turkiyeiliskileri.htm
  14. Bülent Aras, Palestinian Israeli peace process and Turkey, Nova Science Publishers, 1998
  15. http://bse.chemport.ru/izrail_%28gosudarstvo%29.shtml
  16. http://www.bianet.org/bianet/siyaset/53881-israil-filistin-sorununun-tarihcesi
  17. http://www.barikat-lar.de/barikat/38/israil-turkiyeiliskileri.htm