Header2.png

VikiSosyalizm'den Bildirimler Alabilirsiniz!
Bunun için sağ alt köşedeki kırmızı beyaz çan sembolüne tıklayınız

Alparslan Türkeş

VikiSosyalizm sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
Ambox rewrite orange.svg.png Bu madde bir taslaktır.
Maddenin içeriğini geliştirerek VikiSosyalizm'e katkıda bulunabilirsiniz.

Katkıda bulunmak için sayfanın üstünde yer alan Değiştir sekmesine tıklayınız.


Alparslan Türkeş
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı
Görev süresi
8 Şubat 1969 – 4 Nisan 1997
Yerine geldiği CKMP adına Osman Bölükbaşı
Yerine gelen Devlet Bahçeli
Türkiye Büyük Millet Meclisi
13., 14., 15., 16. ve 19. dönem milletvekili
Seçim Bölgesi 1965 – Ankara
1969 – Adana
1973 – Adana
1977 – Adana
1991 – Yozgat
Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı
Görev süresi
31 Mart 1975 – 21 Haziran 1977
Yerine geldiği Zeyyat Baykara
Yerine gelen Orhan Ferruh Eyüpoğlu
Turan Güneş
Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı
Görev süresi
21 Temmuz 1977 – 5 Ocak 1978
Yerine geldiği Orhan Ferruh Eyüpoğlu
Turan Güneş
Yerine gelen Orhan Ferruh Eyüpoğlu
Turhan Feyzioğlu
Mehmet Faruk Sükan
Kişi bilgileri
Doğum 25 Kasım 1917
Lefkoşa, Kıbrıs Adası Birleşik Krallık dönemi
Ölüm 4 Nisan 1997
Ankara, Türkiye
Partisi Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (1965-1969)
Milliyetçi Çalışma Partisi
(1987-1993)
Milliyetçi Hareket Partisi
(1969-1981, 1993-1997)
Eşi Muzaffer Türkeş
Seval Türkeş
Mesleği Politikacı, Asker
Askeri hizmeti
Bağlılığı Türk Silahlı Kuvvetleri
Branşı Kara Kuvvetleri
Hizmet yılları 1933-1963
Rütbesi Kurmay Albay

Alparslan Türkeş (25 Kasım 1917, Lefkoşa - 4 Nisan 1997, Ankara), asker, eski Başbakan yardımcısı ve Milliyetçi Hareket Partisi liderliği yapmış siyasetçi.

Yaşamı

Türkeş, 1917 yılında dönem itibariyle İngilizlerin kontrolünde olan Kıbrıs’ta dünyaya gelmiştir. Ailesi İstanbul’a taşındıktan sonra askerî kariyerinin başladığı 1936 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ne yazılmış, buradaki eğitimini tamamladıktan sonra Ankara Harp Akademisi’nde devam etmiş ve buradan mezun olmuştur. Türkeş’in, Türk ırkçılığına ilişkin fikirlerinin oluşmasında Nihal Atsız önemli bir rol oynamıştır. İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar’ın Sovyetler Birliği karşısında yenilgiye uğramasıyla, Kafkaslar’a ilişkin, olası bir genişlemeci politika ihtimali Türkiye için ortadan kalkmıştır. ‘Turancılar’, bürokrasi kademelerindeki Sovyet etkisinin yansıması olarak değerlendirdikleri bu durumu protesto etmek için, Nihal Atsız öncülüğünde 1944 yılında Ankara’da bir gösteri düzenlemişlerdir. Türkeş’in de katıldığı bu gösteri sonrasında ‘Türkçülük Davası’ olarak bilinen yargılama süreci başlamış ve dava süreci boyunca Türkeş bir yıl kadar hücre cezası almıştır.

Türkiye’nin, soğuk savaş atmosferinde, Orta Doğu’da, ABD’nin uydusu haline geldiği 1950’ler sürecinde iki yıl boyunca Pentagon’da NATO Türk Temsil Heyeti üyeliği yapan Türkeş, 1960 yılında darbe gerçekleştirilirken darbeyi radyodan tüm Türkiye’ye duyuran kişi olmuştur. MBK’den tasfiye edilmesinden sonra Türkiye’nin Hindistan Büyükelçiliği’nde müşavir olarak çalışmaya başlamıştır. 1965 yılında yeni anayasanın yarattığı görece demokratik ortamda ivme kazanan partiler arasında yer alan Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne katılmış, genel başkan olduktan sonra da partinin adını 1969 yılında Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirmiştir. [1]

1960 Sonrası

1960’ların ikinci yarısından itibaren Türkeş’in Türkiye siyaset arenasındaki temel misyonu, dalga dalga gelişmekte olan sosyalist hareketi durdurmak, engellemek ve bitirmek adına tabandan örgütlenen karşı-devrimci bir hareket yaratmak olmuştur. 1968 hareketini kırmak için solculara yönelik politik şiddet eylemleri gerçekleştirecek gençleri, ideolojik ve silahlı mücadele eğitiminden geçirmek amacıyla 1969 yılında sayısı 45’i bulan ‘Komando Kampları’nı kurmuştur. Türkeş’in öncülüğünü yaptığı bu faşist hareketin ideolojik çerçevesi, sosyalizmin önerdiği tüm ilerici, siyasi ve toplumsal dönüşüm taleplerinin karşısında konumlanan ve ‘Dokuz Işık Doktrini’ olarak bilinen eklektik korporatizme yaslanmaktaydı. [1]

1970 Sonrası

Anayasal kısıtlamalarla bunalan Demirel’in sağcı Adalet Partisi hükümetlerinin himayesi altında, Türkiye’de faşist hareketi adeta siyasi taşeronluk pozisyonuna sürükleyen Türkeş, oynadığı rolü 1970’lerde daha ileri safhalara taşıyacaktır. Bu süre zarfında Türkeş’in karşılaştığı en ciddi muhalefet örneği, Türkiye sol hareketinin ve Kürt hareketinin protestoları nedeniyle 1975 Ağustosu’nda Türkeş’in Diyarbakır’da yapmayı planladığı konuşmayı gerçekleştiremeden Diyarbakır’ı terk etmek zorunda kalmış olmasıdır.

Faşist hareket; siyasi tutuklular için 1974 yılında Ecevit-Erbakan hükümetinin genel af ilan etmesiyle toplumsal alana dönen devrimcilerin faaliyetleriyle artan sol kitleselleşme karşısında, politik şiddete çok daha yoğun bir şekilde sarılacaktır.Türkeş, 1970’lerde MHP’nin ağırlıklı olarak Orta Anadolu’dan aldığı sınırlı oy oranlarına (%8’in altında) rağmen, Milliyetçi Cephe hükümetlerinde orantısız bir şekilde güç elde ettiği süreçte Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı olmuştur. Türkeş’in öncülük ettiği faşist hareket bir yandan Eğitim Bakanlığı’nda kadrolaşmaya giderken diğer yandan da polis teşkilatı içerisinde örgütlenmeye hız vermiştir. Türkeş liderliğindeki MHP, II. Milliyetçi Cephe Hükümeti çöktükten sonra tedricen sağcı egemen bloktan dışlanmış ve yaşadığı siyasi açmazı sol kadrolara ve kitlelere yönelik şiddetin dozunu artırarak aşmaya çalışarak sıkıyönetimin ilan edilmesi için elinden geleni yapmıştır.

İçinde kontrgerilla unsurların da bulunduğu faşist hareket, Maraş Katliamı gibi girişimlerle yüzlerce insanın ölümüyle sonuçlanan kanlı bir sürece imzasını atmış ve darbenin kitleler nezdinde meşruiyetini sağlayan şiddet olaylarının önlenemez bir boyuta ulaşmasında önemli bir rol oynamıştır.[1]

1980 Sonrası

Her ne kadar Alparslan Türkeş darbe gecesi tutuklanamayan tek siyasi parti başkanı olsa da, 12 Eylül 1980 gecesi sonrasında militarist rejime teslim olmuştur. Lakin 1970’ler boyunca neo-liberal darbeyi gerçekleştiren cuntacıların değirmenine su taşımış olması, 218 Ülkücü ile birlikte idam cezasıyla yargılanmasını ve 4,5 yıl kadar hapis yatmasını engelleyememiştir. Türkeş’in kurduğu siyasi çizgi, Türk devleti adına sol siyasete karşı savaşmasına rağmen, 12 Eylül sürecinde kurban edildiğini “Fikrimiz iktidarda biz zindandayız” cümlesiyle ifade etmiştir. Binlerce siyasi cinayet işleyen radikal milliyetçi bir harekete öncülük etmiş olmasına rağmen, 1985 yılında beraat eden Türkeş ve 1987 yılında siyasi yasağı kalkınca yeniden meydanlara dönmüştür. 12 Eylül darbesinin Ülkücü hareket nezdinde yarattığı ideolojik etkilerden en önemlisi, 1980 öncesi var olan radikal Türk milliyetçiliğini Türkeş öncülüğünde Sünni-İslam perspektifi ile tedricen yoğurmaya başlanması olmuştur.[1]

1990 Sonrası

Lakin Türkeş, 1990’lı yıllara, Ülkücü hareket bünyesinde ortaya çıkan İslamcı savrulmaları -Muhsin Yazıcıoğlu vakasında görüldüğü gibi- tasfiye ederek, devlet tasdikli radikal Türk milliyetçiliğini yükselen İslamcı siyasetten arındırarak girmiştir. 1990’larda örgütsel ve ideolojik katılıklarından sıyrılan, Kemalist Türkçülüğün temel elementlerini, muhafazakârlık potasında eriterek dönüşen Ülkücü hareket, 1990’lardan sonra Kürt karşıtlığı ile Türkiye siyasi rejiminin merkezinde konumlanmıştır.

İçinde kontrgerilla unsurları barındıran faşist hareketin kadroları, Kürt hareketinin silahlı mücadeleye başlamasına paralel olarak, 1980’lerin ikinci yarısından itibaren, devletin kolluk kuvvetleri içerisinde yer alma, karşı-eğilim örgütlenmesi ve sivil alanlarda vekaleten politik şiddet kullanılması bakımından yeni hegamonik projeye eklemlenmiştir. Türkeş’in 1997 yılında hayatını kaybetmesi sonrasında PKK karşıtlığı sayesinde, tarihi boyunca görmediği kadar yüksek oy oranlarına ulaşacak olan MHP, Devlet Bahçeli liderliğinde artık merkezî siyasete oynayacaktır. Türkeş’in cenaze törenine kirli ve derin ilişkilere bulaşmış şu isimlerde katılacaktır: Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Necmettin Erbakan ve Fethullah Gülen katılmıştır. [1]

Kaynakça