Header2.png

VikiSosyalizm'den Bildirimler Alabilirsiniz!
Bunun için sağ alt köşedeki kırmızı beyaz çan sembolüne tıklayınız

Devrimci Yol

VikiSosyalizm sitesinden
(Dev-Yol sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara
Nuvola apps important yellow.svg.png
Dikkat! Bu maddede ciddi "kaynak eksikliği" olduğu gözlenmektedir. Olguların gerçekliğinin tartışılabilmesi için söz konusu olaylara ait kaynak gösterilmesi gerekmektedir.

Daha fazla bilgi için Nasıl yazı yazılır ve Bilimsel yazı kuralları sayfalarına göz atabilirsiniz.

Nuvola apps important yellow.svg.png
Dikkat! Bu maddenin özgün bilimsel teknikler kullanma yerine, belirli bir internet kaynağından, kopyala - yapıştır şeklinde alındığı gözlenmektedir.

Belki maddeyi kendi sözcüklerinizle tekrar yazmak istersiniz. Daha fazla bilgi için Nasıl yazı yazılır ve Bilimsel yazı kuralları sayfalarına göz atabilirsiniz.

Devrimci Yol logosu

Devrimci Yol, (Dev-Yol), 1 Mayıs 1977'den itibaren basılan sosyalist dergi.

Derginin THKP-C'nin fikirsel alt yapısı ve teorileri ağırlık olarak savunması sebebiyle, [1] THKP-C'nin teorik devamlılığını da temsil ettiği belirtilmektedir.

Kökleri

THKP-C ve Dev-Genç (TDGDF) kökenli kadrolar 12 Mart Askeri Darbesi, Kızıldere Katliamı süreçleri nedeniyle hapishanede ve 1974 Affı sonrası dışarıda geçmişin değerlendirmesini esas alan tartışmalar yürütmüştür. Kökeni THKP-C Genel komitesi içerisinde yaşanan ayrılığa kadar giden farklı değerlendirmeler[2] de dahil olmak üzere çeşitli anlaşmazlıklar ayrılıklarla sonuçlanmıştır. Devrimci Yol’u oluşturacak olan grup yürütülen tartışmalarda THKP-C ve Mahir Çayan’ın görüşlerine sadık kaldıklarını savunan gruplardan bir tanesidir.[3] Devrimci Gençlik dergisi ve Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu (DGDF) etrafında yürütülen çalışmalar, Devrimci Yol bildirgesi ile somutlanmıştır. [kaynak belirtilmeli]

Çıkışı

Devrimci Yol çevresinin ideolojik-politik görüşlerinin ana hatlarıyla ortaya konulduğu Devrimci Yol Bildirgesi Nisan ayı içerisinde yayınlanır. Bildirge, 12 Mart'tan çıkışta, solun ideolojik, teorik ve örgütsel tartışmaların içinde olduğu bir ortamda, dünya, Türkiye ve devrimin yolu konusunda Devrimci Yol'un yaklaşımlarını ortaya koyar. 1 Mayıs 1977 Katliamı aynı zamanda Devrimci Yol Dergisi'nin çıktığı ilk gündür. Derginin yayımlanma nedenleri sıralanırken, Bildirge'de ortaya konulan görüşlerin araştırılmaya, tartışılmaya ihtiyacı olduğu da vurgulanır, Bildirge'nin bir platform olarak algılanması istenir. [kaynak belirtilmeli]

Temel görüşleri

THKP-C’ye bakışı

Devrimci Yol, THKP-C’yi kendisinden önceki tutucu soldan ilk kopuş olarak tanımlar. 12 Mart Darbesi öncesindeki devrimci mücadele ve devrimci hareketlerin teorik kavramları, özellikle Mahir Çayan tarafından ortaya atılan THKP-C hareketine ait tezler (Birleşik Devrimci Savaş, Politikleşmiş Askeri Savaş, Öncü Savaşı, Evrim-Devrim Aşamaları, Suni Denge, Silahlı Propaganda gibi konular) en çok tartışılan konuları oluşturur. Örgüt, 12 Mart Askeri Muhtırası sonrası tartışılan bu teoriler üzerinden iki eğilim ortaya çıktığını savunmuştur. Bir eğilime göre darbenin başarısı, geçmiş devrimci anlayışın yanlışlığını ortaya koymuştur. Bu düşünce etrafındakiler bir geçmiş eleştirisi ve reddiyesi etrafında yoğunlaşırken (Kurtuluş Hareketi, Halkın Yolu vb.) Bunun karşısında ise 'Acilciler', MLSPB gibi eğilimlerin birince eğilime tepki olarak çıktığı ve THKP-C'nin dogmatik bir yorumuna dayandığı iddia edildi. Bu örgütlerin THKP-C'nin 'basit-karikatürist bir taklidi' olarak dar pratikçi bir tutuma yöneldikleri savunuldu. Devrimci Yol'un kendisi ise bu iki eğilimden de farklı bir anlayışla hareket etmeye başladığını varsaydı. [kaynak belirtilmeli]

Türkiye tahlili

Devrimci Yol, 1970'lerdeki Türkiye siyasal yaşamının çalkantılı durumunun, Türkiye'nin 1950'lerde içine girdiği ekonomik ve siyasi sistemin 1970'lere gelindiğinde tümüyle tıkanmış durumda olmasından kaynaklanan bir sonuç olduğunu söylemektedir. Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu iç ve dış çeşitli etkenlerin baskısıyla çok yönlü ve derin bir bunalıma sürüklenmesi olarak yorumlamaktadır. Bu bunalımda mevcut iktidar odaklarının kendi iktidarlarının devamı için aşırı baskı politikalarına yöneldiği ve devlet desteğiyle örgütlendirilen bir faşist terör dalgasının bütün ülkeyi kapladığı görüşündedir. [kaynak belirtilmeli]

Devrimci Yol Türkiye’yi ekonomik, politik kültürel ve askeri açılardan emperyalizmle bağımlı olarak tarif eder. Türkiye kapitalist ekonomisinin kendi dinamikleri ile değil yukarıdan aşağıya ve dışa bağımlı bir biçimde kurulduğunu ve başından itibaren tekelci bir karaktere sahip olduğunu söyler. Türkiye’nin 1900’lu yıllardan itibaren burjuvazinin önderliğinde bir demokratik devrim sürecinde olduğun ancak gerçek bir demokratik devrimin burjuvazi önderliğinde tamamlanmasının olanaklı olmadığı, bunu proletaryanın önderliğindeki bütün halkın demokratik iktidarının gerçekleştireceği fikrindedir. Toprak reformunun özellikle doğuda çözülmediğini, feodalizmin ülkede tasviyesinin gereçekleştirilemediğini belirtir. Çözülememiş bir başka burjuva demokratik devrim sorunu olarak gördüğü mesele ise ulusal sorundur. Devrimci Yol bu sorunun feodalizmin tasviyesi ile bağlantılı olduğu tespitini yapar. Ülkenin durumunu uluslararası tekellerle bütünleşmiş yerli burjuvazi ve toprak ağalarının ortaklığında oligarşik bir diktatörlük olarak tanımlarken, bu ittifağın içindeki çelişkiler ve ekonomik platformda bir takım anti-feodal tedbirler nedeniyle bu iki öğe arasındaki dengenin tekelci burjuvazi lehine bozulduğunu tespit eder. Ancak kapitalizmin temellerinin sağlam olmaması ve halen kapitalizm öncesi sorunlarla uğraşılması, ülkede klasik bir burjuva demokrasisini dahi kurulamadığını bunun yanında işçi hareketinin de güçlü olmamasından kaynaklı olarak çalışan kesimin ağır bir sömürü altında bulunduğunu iddia eder. Hakim kesimin kendi içindeki bu çelişkilerinin, ülkeyi yönetmelerine imkân tanımadığını ve dışa bağımlı ekonominin sürekli sallantıda olmasının da kendiliğinden ve gittikçe keskinleşen bir sosyal muhalefete neden olduğunu, bunun da halka karşı daha fazla baskı ve faşizmle yanıt bulduğunu iddia eder. [kaynak belirtilmeli]

İç Savaş Tezi

Devrimci Yol Türkiye'de II. Dünya Savaşı öncesi Avrupa’da aşağıdan yukarı gelişen faşizmin aksine yukarıdan aşağı yapılanan bir faşizmin bulunduğunu ve bunun emperyalizme bağımlı yeni sömürge devlet yapısından kaynaklandığını söyler. Faşizme karşı mücadelenin, devletin yapısının değiştirilmesini hedefleyen bir program çerçevesi içinde bir devrim sorunu olarak görülmesi gerektiğini ve bir açık faşizm tehlikesinin somut olarak gündeme geldiği durumlarda temel alınması gerekenin faşizmle mücadele olduğunu ileri sürmüştür. 1977-1980 yılları arasında yaşanan siyasal çatışma ortamı, Devrimci Yol çevresi tarafından iç savaş olarak tanımlanmakta idi. O günlerde içsavaş tanımı yapan başka bir siyasi hareket yoktur. Devrimci Yol Türkiye'de ilan edilmemiş, üstü örtülü, cephelere ayrılmamış bir savaş yaşanmakta olduğunu ve buna göre örgütlenmek gerektiğini savunuyordu. Devrimci Yol’un bu tespiti sağ militan gruplarla mücadelede onu öne çıkaran, bu mücadelenin odağı haline getiren faktör oldu. [kaynak belirtilmeli]

Direniş Komiteleri

Devrimci Yol toplumda var olan militan sağ hareketlere karşı her türlü direnme eğiliminin, Direniş Komiteleri adı altında bir araya getirilmesi gerektiğini düşünmekte idi. Hareketin önderleri Direniş Komiteleri tartışmasını solun gündemine getirdi. Bu öneri özellikle THKP-C kökenli gruplar arasında yoğun tartışmalara neden oluyor ve Devrimci Yol, THKP-C ve Mahir Çayan'ı reddetmekle suçlanıyordu. Devrimci Yol'a göre Direniş Komiteleri ihtiyaçtan doğmuştu ve halkta var olan ve aslında kendiliğinden gelişen direnme eğilimlerinin bir çatı altında toplanması, aynı politik hatta duruşlarının sağlanması bir zorunluluktu. O dönemde Türkiye'de günlük yaşamda can güvenliği en elzem sorunlardan biri haline gelmişti. Siyasal nedenlerle günde 5-10 insan hayatını yitiriyor, şehirler, mahalleler, sokaklar, okullar, işyerleri saflaşmanın içine giriyordu. İdeolojik saflaşma sürecini yaşayan toplum, hızla fiziki bir saflaşmaya gidiyordu. Ev ev, sokak sokak yaşanan ayrışmada bireyler bir tercih yapmak zorunda kalıyordu. Devrimci Yol çevresinin ortaya attığı Direniş Komiteleri, bir bakıma kendileri adına bu kaosun önüne geçebilmenin çabasıydı. Kimin ne yapacağı, ne zaman yapacağı bilinmediği bir siyasal çatışma yerine, anti-faşist mücadele olarak adlandırdıkları mücadelede derli toplu bir hat oluşturmayı zorunluluk olarak görüyorlardı. [kaynak belirtilmeli]

"Faşist güçlerin, halk yığınlarını yıldırmaya yönelik saldırıları, geniş halk yığınları arasında bir savunma ihtiyacının doğmasına neden olmakta; çatışmanın genişleyip yaygınlaşması, anti-faşist bir dayanışma eğiliminin doğmasına ve gelişmesine neden olmaktadır. Direniş komiteleri bu eğilimin devrimci bir doğrultuya kanalize edilmesi, bağımsız bir devrimci hareketin, halk iktidarını hedefleyecek şekilde ve tüm anti-faşist halk güçlerinin birleşik devrimci savaşının örgütlendirilmesi doğrultusunda kavranılmasının bir gereği olarak ortaya çıkmıştır."[4]

Faşizme karşı mücadeleyi devrim sorunu olarak gören Devrimci Yol önderleri, Devrimci Yol dergilerinde sık sık çıkan yazılarla sayıları hızla artan Direniş Komiteleri'ni kontrol etmeye ve politik bir zemine çekmeye çalışıyorlar ve sivil faşist gruplarla çatışmanın yaşanmadığı ya da yaşanarak başarı elde edildiği alanlarda da, komitelerin kurulması, kurulmuş komitelerin devam ettirilmesini öneriyorlardı. Devrimci Yol'a göre bu mücadelede yakalanan güç, devrimci bir yola kanalize edilmezse elden kaçabilirdi. Bu yüzden Direniş Komiteleri'ni yalnızca sivil faşist güçlere karşı kavga zemini olarak düşünmek yanlıştı. Devrimci Yol bu komiteleri, ayrıca halka sosyalizmi yaşatabilecekleri ve onları alıştırabilecekleri bir alan olarak görüyordu. Direniş Komiteleri, kurulması amaçlanan sosyalizmin iktidar organlarının nüveleri olarak görülüyordu. [kaynak belirtilmeli]

"Direniş Komiteleri en geniş anlamda, devrimci halk iktidarının birer nüveleri olarak kavranmalı ve bu doğrultuda derinleştirilip geliştirilmelidir. (...) Direniş Komiteleri mücadelesinin başarıya ulaştırılabilmesi, böyle bir devrimci önderliğin (proleteryanın öncü savaşçı partisinin) varlığına kopmaz bir şekilde bağlıdır."[5]

Parti anlayışı

Devrimci Yol daha ortaya çıkarken önüne partileşme süreci diye bir süreç koymuştur, Devrimci Yol Bildirge'si önüne parti kurma fikrini alır ve işçi sınıfının öz örgütünün inşa edilmesinin zorunluluğundan bahseder. Ancak bunun nasıl olması gerektiğinden çok nasıl olmaması gerektiğini açıklar ve genel parti tanımlarıyla yetinir. Bildirge, partileşme sürecinin özel olarak hiyerarşi oluşturma gibi algılanmaması gerektiğini ifade eder. Parti kuruluşu için herhangi bir şablonun kullanılmayacağını, partinin somut koşulların doğru bir şekilde yapılacak analizlerinden çıkacağını ifade eder.[6] Fakat Devrimci Yol açıkladığı bu hedefe rağmen hiç bir zaman partileşmemiştir.[7]

Bazı yorumculara göre bunun sebebi kadroların ve hareketin proletarya partisini Türkiye’de somutlayamamalarından kaynaklanmaktadır. [kaynak belirtilmeli] Yani Devrimci Yol partileşme aşamasına hiç gelememiştir fakat; Devrimci Yol, Sıkıyönetim Askeri Savcıları tarafından ise örgüt olarak tanımlanmıştır.

Fatsa Yerel yönetimi

Devrimci Yol'un Ordu'nun Fatsa ilçesinde giriştiği yerel yönetim deneyi örgütün yönetim anlayışına örnek gösterilir. Fatsa'da terzi Fikri Sönmez bağımsız aday olarak belediye başkanı seçilir. Bu ilçedeki faaliyetler tüm Türkiye'de ilgi ile izlenir. İlçe Nokta Operasyonu adı verilen askeri bir harekata maruz kalır. Fikri Sönmez ve birçok insan tutuklanır; belediye yönetimi dağıtılır.[8]

Fatsa’daki operasyon nedeniyle dağa çıkan gençler 12 Eylül Darbesi sonrası Devrimci Yol’un Karadeniz’deki gerilla grubunun temelini atmışlardır.[9]

Başka sol örgütlerle ilişkiler

Türkiye'ye özgü bir hareket yaratma çabasında olan Devrimci Yol, 1975-1980 yıllarındaki, sosyalist hareketlerin, partilerin bir çoğunun içinde olduğu Çin-Sovyet ayrılığı ve AEP saflaşmalarının dışında tutum alır.[10] Devrimci Yol Bildirgesi, SBKP ve ÇKP hakkındaki yazıları ile de ideolojik kavgayı da kızıştıracak tartışmalar açmıştır. [kaynak belirtilmeli] Örgüte göre; uluslararası sosyalist hareketin merkezi bir bütünlüğü yoktu, 'enternasyonalizm adına sapmalardan birinin kuyruğuna takılmak enternasyonalizm adına oportünizmin batağına saplanmaktan başka bir şey değildi'.[11]

O zamanlar Devrimci Yol’un sıkça kullandığı ve tartışıldığı "Söz, yetki, karar, iktidar Halka", "Üreten biziz yöneten de biz olacağız", "Direniş Komiteleri", "Halk komiteleri", "sosyalist demokrasi" gibi slogan ve kavramlar, o yıllarda Devrimci Yol çevresi tarafından solun gündemine sokulmuş ve tartışılmıştır.[kaynak belirtilmeli]

12 Eylül öncesi dönemde örgütün temel teorik sistematiğinde Kürtlerin ayrı örgütlenme eğilimlerine itibar edilmemiş, Kürdistan'ın sömürge olduğu yolundaki tezler ise reddedilmiştir. Örgüte göre, Türkiye'mim kendisi demokratik devrim sürecini tamamlamamış, sömürge konumunda bir ülke olduğundan dolayı Türkiye'nin emperyalist olduğu iddiası 'Marksist-Leninist toplum ve tarih modelini doğru çözümeleyememek, emperyalizm tanımını kavrayamamak' olarak yorumlanıyordu. Örgüt, bu nedenle Kürt solunun tepkisini almış, yer yer Kürt örgütleriyle silahlı çatışmalar yaşamıştır. 12 Eylül Darbesi'yle birlikte Suni Denge'nin kırılma halkasının Kürt halkı olduğu tezi örgüt içinde gündeme gelmiş ve tartışmalara neden olmuştur.[kaynak belirtilmeli]

12 Eylül öncesi

Devrimci Yol 1980'in ilk aylarında bir askeri darbenin gündemde olduğunu ve diğer gruplarla ortak bir siyaset geliştirmeyi, ortak eylemlerinin genişletilmesini ve buna benzer bazı önlemleri içeren bir politika benimsedi. Bu politika diğer gruplara da götürülerek tartışıldı. Ancak diğer gruplarla sürdürülen bu girişimler ilke tartışmaları ve polemikleri içinde yaşanan diğer olumsuzluklarla birlikte sonuçsuz kaldı. 12 Eylül'den önceki olaylara bakıldığında Fatsa, Çorum, Tariş olaylarının yanında Türkiye solunun çok yoğun bir şekilde iç mücadelelerle, çatışmalarla meşgul olduğu görülecektir. Devrimci Yol bu dönem içinde bir askeri darbenin gündeme geldiğini ekonomik temellere dayandırarak açıklamıştı. Demokratik ülkelerde uygulanamayacak kadar sert IMF politikalarını uygulamak isteyen egemenlerin böyle bir darbeye ihtiyaç duymaya başladığını yazıyordu. [kaynak belirtilmeli]

"Bu alınan tedbirler ise (...) ordunun devreye sokulması yoluyla, daha ileriki bir aşamada ordunun aracılık edeceği açık faşist bir rejime geçiş sağlamaktan başka bir anlama gelmez." [kaynak belirtilmeli]

"...Bu gelişmelerin en son geldiği yer sivil sıkıyönetim uygulamalarıdır. Bugün (bir yanda) polis tarafından her türlü işkence uygulamaları faşist katliamları takviye edecek şekilde sürdürülürken, sözde anarşiyi önleme uğruna giderek artan biçimde ordu devreye sokulmaktadır. Bu gelişmelerin Latin Amerika ülkelerinde sıkça rastlanan türden sol görünümlü bir hükümet aracılığıyla yürütülen baskıcı bir yönetim doğrultusundaki bir gelişme sayılması gerektiği söylenebilir ki, bu tür yönetimleri çoğunlukla açık faşist bir yönetimin izlemesi kaçınılmaz bir şeydir." [kaynak belirtilmeli]

12 Eylül sonrası

Cuntanın ilk döneminde dar birliklerce polise ve muhbirlere yönelik silahlı eylemler, korsan radyo yayınları yapıldı ancak operasyonlardan zarar gören örgütün merkezi yapısı çabuk dağıldı. 1982’de cuntaya karşı kurulan Faşizme Karşı Birleşik Devrimci Cephe (FKBDC)'nin öncüleri ve en güçlü bileşenleri Devrimci Yol ile Kürdistan İşçi Partisi (PKK) idi. FKBDC, Suriye ve Lübnan kamplarında eğitime başlar ancak Devrimci Yol, Suriye’nin desteğini almanın Suriye kuyrukçuluğu olacağı gerekçesiyle FKBDC'den ayrılmıştır. PKK, bunun üzerine Devrimci Yol’u tasfiyecilikle suçlamıştır.[12]

Devrimci Yol'un Fatsa'daki baskılar ve cunta baskısı üzerine kurulan Karadeniz gerillası ise kendi başına gerilla grubuyla bir siyasal hareketin oluşturulamayacağına karar vererek 1980'lerin ikinci yarısında faaliyetine son vermiştir. [13]

Davaları

12 Eylül darbesi sonrası Sıkıyönetim Askeri Mahkemeleri'nce açılan siyasi davalarda onbinlerce insan yargılandı. Hukukdışı olduğu iddia edilen bu mahkemelerde birçok idam ve müebbed hapis cezası verildi. Türkiye'nin birçok ilinde ve bazı ilçesinde Devrimci Yol davaları açıldı. Karadeniz, Akdeniz, Ege, İç Anadolu ve Marmara'da yoğun yargılanmalar yaşandı. Askeri Mahkemelerce kimi dosyalar birleştirildiği için net bir sayı ortaya koymak zordur. Türkiye'nin tamamında kırk civarında Devrimci Yol davasının açıldığı söylenebilir. Ankara Merkez Devrimci Yol davasının sanık sayısı 1000 civarındaydı. Sanık sayısı Artvin'de 898 ve Fatsa'da 900'dü. Bu rakamlar Devrimci Yol'un darbe öncesindeki kitleselliği hakkında fikir verebilir. [kaynak belirtilmeli]

Savunma süreci

Merkez komiteden bazı kadrolar Devrimci Yol'un bir örgüt olmadığı yönünde savunma yapılması talimatı vermiştir. Bu durum hapishane sürecinde ve sonrasında Devrimci Yol'cular arasında başta savunmanın niteliği olmak üzere çeşitli görüş ayrılıklarına yol açmıştır.[14] [15] Devrimci Yol'da dönemin etkin isimlerinden Taner Akçam'a göre Devrimci Yol'cular mahkeme sürecindeki baskılar ve işkenceler sonucu aralarından itirafçı çıkmasını engelleme amaçlı bir önlem olarak bu savunma tarzını uygulamışlardır.[16]

36 davada 251'i kadın olmak üzere toplam 4403 sanık yargılandı. [kaynak belirtilmeli]

  • 1982 yılında açılan, 723 sanığa ulaşılan Devrimci Yol ana davası 30 yıla yakın bir süre boyunca devam etmişti. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2012 yılının başında Dev-Yol davasının zaman aşımından düşürülmesine karar vermişti. [17] [18]
  • Kenan Evren 12 Eylül askeri darbesini savunurken "Biz gelmeseydik Fatsa'dakiler gelecekti." demiştir. [kaynak belirtilmeli]
  • Örgütün amblemi Yıldız Yumruk'un tasarımcısı Yılmaz Aysan'dır.[19]Yumruklu Yıldız'ın ünlü karikatürist Selçuk Demirel tarafından yapıldığı söylense de, Selçuk Demirel Hürriyet gazetesine verdiği röportajda "böylesi güzel bir amblemi ben yapmak isterdim, ben yapmadım fakat yapanı tanıyorum." demiştir. [kaynak belirtilmeli]
  • 12 eylül öncesi Devrimci Yol Dergisi'nin tirajı ile ilgili birçok kaynaklar 120.000, ile 150.000 arası olduğunu söylemektedir. [kaynak belirtilmeli]
  • 12 eylül öncesi Devrimci Yol siyasal grubunun istihbarat alanında da "Devrimci İstihbarat Teşkilatı" DİT adıyla azımsanmayacak ölçüde örgütlenmiştir. [kaynak belirtilmeli]

1985 sonrası

1985'ten itibaren, Devrimci Yol'u canlandırmak ve büyütmek için yürütülen çalışmalar 1988 sonrasında üniversite gençliği, işçiler ve kamu çalışanları içinde gelişen muhalefet hareketleri içinde gelişme alanı buldu. Bu dönemde, söz konusu toplumsal muhalefet hareketleri içerisinde etkili olan Devrimci Yol kökenli kadrolar, devrimciler ismiyle merkezi bir yapısı olmaksızın çalışmalar yürüttü.

Devrimci Yol'un bir bölümü Türkiye'deki ve dünyadaki dönemin siyasal gelişmelerini kavramak ve yeniden devrimci siyaset üretebilmek iddiasıyla Tartışma Süreci adlı bir süreç başlattı. Tartışmalar 1992 yılında Tartışma Süreci, Tartışma süreci -2 olarak kitaplaştırıldı. Devrimci Yol'un bir bölümü ise bu süreci tasfiye süreci olarak gördü.[20] [21]

Kaynakça

Dış bağlantılar