Header2.png

VikiSosyalizm'den Bildirimler Alabilirsiniz!
Bunun için sağ alt köşedeki kırmızı beyaz çan sembolüne tıklayınız

Engin Karabudak - Teknolojinin Diyalektiği

VikiSosyalizm sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
e-Kitabın kapağı

Teknolojinin Diyalektiği, Engin Karabudak ve Erol Yıldırım tarafından yazılan, günümüz teknolojisinin marksizm ile ilişkisini ve teknolojinin diyalektiğini ele aldığı eser.

Aynı zamanda eser, 6-7 Eylül 2012 tarihleri arasında 7. Karaburun Bilim Kongresi'nde sunulmuştur. [1]

Günümüz Teknolojisinin Marksist Bakış Açısından Analizi

Bu yazı Türkiye solunun ve dünya solunun acil ihtiyacı olan teknolojik gelişimlerin teorik olarak anlaşılması ve programlaştırılmasını sağlama iddiasındadır. Bu yazıda işlenen tezlerin her biri ileride yapılacak çalışmalarda daha da genişletilerek irdelenecektir.

Teknoloji ile Marksistlerin ilişkisi nasıldır?

Teknoloji ile Marksizm`in ilişkisi nasıldır? Marksistler teknolojiyi neden incelemektedirler? Teknolojinin gelişmesi ezenlerin mi yoksa ezilenlerinin mi elini güçlendirmektedir? Teknoloji kimin nihai zaferini hazırlamaktadır? Teknolojinin gelişmesi kapitalizmde ne değişmiştir? Ne değişmemiştir? Teknolojide görünen ile gerçek arasındaki yanılsama hangi tasfiyeci akımlara yol açmaktadır? Türkiye sol hareketleri teknolojik gelişmeleri neden yakalayamamışlardır? Teknolojik farkındalık ne demektir? İşte bu sorular bu yazıyı okuyan herkese açık, araştırılması önerilen sorulardır. Bu sorular kolektif tartışılması gereken sorunlardır. Bu yazı bu konuları eldeki bilgiler ışığında teorik olarak incelemektedir.

Bilim sonu olmayan bir kuyuya benzer. Doğa bilimleri, doğanın incelenmesi ve ondan sonuçlar çıkarılması demektir. Teknoloji ise bilimin üretime geçmiş haline denir. Bilim ile Marksistler arasındaki ilişki incelendiğinde bir Marksist`in doğa bilimlerin her aşamasındaki detayları bilmesi gerekmez. Ama bir Marksist güncel/modern teknolojiyi en ince ayrıntısına kadar bilmez ise o Marksist`in Marksizm’i güncelliğini koruyamaz. Doğayı üretim araçlarının gelişimi ile değiştireceğini iddia eden bir insanın, üretimi etkilemiş olan bilimsel konuları çok iyi ve ayrıntılı bilmesi gerekmektedir. Yoksa zamanın ruhunu yakalayamaz, böyle bir insan için Marksizm artık bir eylem kılavuzu değildir. Günümüzdeki teknolojinin geçmiş teknolojilere göre farkı, Marksistler için uzmanlara bırakılamayacak kadar her Marksist tarafından en ince ayrıntısına kadar bilinmesi gereken bir olgu olmasıdır. Yoksa teknolojiyi bilmeyen Marksist, elinde kullandığı cep telefonuna, dinlediği radyoya, kullandığı otomobile, nanoteknolojiye yabancılaşır ki, bu yabancılaşma onu ilkelleştirir, kapsama alanını darlaştırır. Böyle bir insan teknolojideki ideolojiyi anlayamaz, göremez. Burjuvazinin iktidar aygıtlarının bağlı olduğu zincirin boyunu doğru tahmin edemez. Gafil avlanır.

Uy Havar;

Ve sen daha demincek;

Yıllarda geçse demincek;

Bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm;

Ömrümün sebebi, ustam, sevgilim,

Yaram derine gitmiş;

Fitil tutmaz bilirim;

Ama hesap dağlarladır;

Umut dağlarla;

Düşün, uzay cağında bir ayağımız;

Ham çarık, kil çorapta olsa da biri;

Düşün olasılık; atom fiziği;

Ve bizi biz eden amansız sevda;

Atıp bir kıyıya iki zamanı;

Yarının çocukları için; gülleri için,

Koymuş postasını,

Görmüş restini,

He canım,

Sen getir üstünü;

Evet, umut dağlarladır. Uzay çağında bir ayağımız ayrıca artık nanoteknolojide, biyo mühendislikte vs. Ahmet Arif burada teknoloji ilerleyince artık iktidarın daha güçleneceğini söylemiyor. Tam aksini düşünüyor usta. Burada gelişen teknolojiden korkmuyor, imrendiği yeni teknoloji ve aşık olduğu sevdasının birleşiminden ne inanılmaz şeyler çıkabileceğini anlatıyor. Teknolojiyi ben hayatıma katamıyorum, ben sevdayı ve özlemi merkeze koyuyorum diyor. Sevdayı ben koydum, teknolojiyi de ileridekiler koysun diyor. Bu ikisini birleştirmekten bahsediyor. Sevdayı ilerideki teknolojiye taşımaktan bahsediyor. Teknolojiye bir nevi umut bağlıyor, ilerideki gençlere umut aktarıyor. İlerleyen teknoloji ile birlikte ne gibi güzelliklerin görüleceği ve ne umutların doğacağını söylüyor. Teknolojiye genel bakış açısından değil, başka bir yönden bakıyor. Burada teknoloji üstü bakış ve aslında gerçeğin en kristalleşmiş hali vardır. Ona göre yeni teknolojinin olanakları ve amansız sevdanın birleşiminden ne umutlar doğacak, ne hesaplar görülecektir. Teknolojinin ezilenlerin mücadelelerini bitirdiği fikri, görüntüden ibarettir. Asil gerçek olan teknolojinin emperyalizmin sonunu hazırladığıdır. Ezilenler teknolojik gelişimin zararlı etkilerinden bilinçlenerek ve irade koyarak kurtulabilirken, emperyalizm bu etkilerden tam olarak kurtulamaz. Bu bir umut ya da istek değil gerçektir. Bu yazıda bu gerçek delilleriyle ortaya konulacaktır. Ahmet Arif usta o iki zamanı iki kıyaya atalı çok çok seneler oldu. Ve o ses yavaş yavaş etkilerini buluyor.

Teknolojinin Helezonu

Teknolojik gelişme, bilimsel gelişimin üretime aktarılmasıdır. Günümüzde Amerikada bilimin teknoloji olma yolundaki hareketini incelediğimiz zaman söyle bir tablo ortaya çıkmaktadır. Bilimsel gelişim öncelikle parayla yapılmaktadır. Sermaye bilim adamının beynini doğrudan dolaysız kontrol etmemektedir. Çünkü o zaman bilimin kendisini yok etmiş olur ki bu durum kendisi için de zararlı olacaktır. Ama sermaye öncelikle bilimsel gelişimin kaynağı olan bilimsel fonları yönlendirerek ve onları istediği şekilde konumlandırarak bunu yönlendirmektedir. Bir bilimsel konu ya da çalışma, herhangi bir ürün elde edecek teknik düzeye geldiği zaman ise farklı bir boyuta geçer. O zaman o teknoloji üniversitelerden ve teknoloji enstitülerinden alınıp gizli ve güvenlikli olan ulusal labaratuvara aktarılır. Ulusal laboratuvarlarda buldukları şeyleri yayınlamaları yasak olan özel seçilmiş ve iyi bakılan teknokratlar bu konuları devlet sistemine ürün olarak kazandırırlar. Teknolojinin bu ön laboratuar aşamasında ekonomik kar amacı güdülmez/güdülemez. Çünkü teknolojik gelişimin bu ilk aşaması çok zahmetli ve çok pahalıdır. Genelde ilk çıkan ürün ne kadar değerli olsa da, üretim çok zahmetli ve sanayi üretimine dönüşemeyecek kadar karmaşıktır. Teknolojik üretimin bu ilk aşamasında bu zahmetli yüksek teknolojik ürünler özellikle Amerikan sisteminde çok özel, uluslararası ve ulusal çıkarları için, ordusunun, polisinin, istihbaratının hizmetindedir. Bu ürünler klasik sanayi ürünleri gibi satmaya uygun değillerdir. Yani, bu ürünler sermayenin kendini yeniden üretmesi için daha olgunlaşmamışlardır, çünkü henüz bu aşamada çok pahalılardır. Buna teknolojinin çocukluk aşaması da diye biliriz. Günümüzde bu teknolojinin çocukluk aşamasını kar etmek için değil istihbarat toplamak için hegemonya kurmak için, ülkelere saldırmak için kullanılır. Teknolojinin bu aşaması ezilenler için en büyük tehlikeyi oluşturmaktadır, çünkü kimsenin bilmediği teknolojiler ezilenleri takip etmek/kontrol etmek, muhalif ülkeleri kontrol etmek için kullanılır. Bu aşamada bu teknolojileri gizlemek için patent bile alınmaz. Çünkü patent almak duyulmuş bir teknolojiyi sanayi üretimi yapacak diğer şirketlerden korumak içindir. Teknolojinin bu çocukluk asmasında bu teknolojiler çok büyük gizlilikle kullanılır. Zannedildiği gibi bu teknolojinin çocukluk aşaması emperyalist devletler/ordular tarafından ilelebet muhafaza edilmez/edilemez. Bunun iki ana nedeni vardır. Birinci neden kapitalizmin ana amacı ordu değil kardır. Emperyalist devletler kendilerini başka ülkelerden ya da kişi düzeyinde nüvelerden korumanın yanında, kendilerini ileride de belirteceğimiz gibi ekonomik krizlerden de korumak isterler. Yani çocukluk aşamasındaki teknoloji, ergenlik aşamasına yani satılabilir ürüne dönüşemezse, piyasa ekonomisi bilimsel yatırımının artı sermaye olarak karşılığını alamaz ve sistem ekonomik krizle sallanır. Teknolojinin çocukluk aşamasının ilelebet sürememesinin başka bir nedeni ise aynı bilim havuzunu kullanan ülkeler ve şirketlerdir. Kimsenin araştırmasına ya da bilimsel kurumlarına belli konuları çalışamazsın şu sonuçları elde edemezsin denilemez. Böyle bir söylem doğa bilimlerinin tümden yok edilmesi demektir ki, bu da sistemin genel çıkarına değildir. Bu iki ana nedenden dolayı, teknolojinin çocukluk aşaması ilelebet süremez, mevcut bilim havuzundan diğer ülkelerin ya da açık şirketlerin beslenmesiyle bu teknolojilerin üretimi daha da kolaylaşır. Böylece teknoloji ergenlik çağına doğru yaklaşır. Bu aşama da ergenlik cağındaki teknoloji artık satmaya hazır, herkese açık ürünler olarak pazara girmeye başlar. Bu ergenlik aşamasında teknolojiyi elde eden büyük şirketler bu teknolojileri patentlerler. Patent normal şartlarda ortalama 17 yıl sürer. Bu süre şu anda teknolojinin daha da hızlı gelişmesiyle pratik olarak daha da kısalmıştır. Teknolojinin ergenlik cağında emperyalist kapitalistler yüksek nisbi artı sermayeler elde ederek kendi ülkelerinde emek-sermaye çelişkinin keskinleşmesini engellerler. Teknolojik ergenlik çağı emperyalist kapitalizmin kendi işçisine yüksek maaşlar vermesine olanak sağlar. Bu ergenlik çağındaki teknolojiler emperyalist ülkelerin işçi sınıfını yüksek kar oranlarını kaybetmeden ve yüksek maaşlar vererek sömürmesini sağlar. Bu ergenlik çağının teknolojileri artık ezilen ülkelerin şirketlerine, insanlarına üretim değerinin çok üstünde satılacak duruma gelmiştir. Artık ergenlik çağındaki bu teknoloji emperyalist sermaye tarafından doğrudan yüksek kar amaçlı olarak yani emperyalist sermayenin kendini yeniden üretmenin temel yollarından biri olarak kullanılır. Teknolojinin bu ergenlik çağı da günümüzde önceki dönemlere göre daha da kısalmaktadır. Teknolojinin ergenlik çağı da geçtikten sonra, benzer teknolojilerin diğer ülkeler, şirketler tarafından da üretilmeye başlamasının ardından, artık aşırı nispi artı sermaye düşer. Emperyalist ülke üretimi, sermayesinin yüksek kar oranı, işçisinin yüksek standartları bu üretimi karşılayamaz hale gelir. Artık teknoloji orta yaşlı seviyesine gelmiştir. Bu orta yaşlı seviyesinde teknolojiyi elinde bulunduran emperyalist şirketler ya üretim araçlarını doğrudan gelişmekte olan ülkelere satarlar, ya da teknoloji transferiyle elde ederler. Teknolojinin orta yaşlı halinde artık ürün birçok ülkede üretilir hale gelmiştir ve nispi artı sermayesinde çok azalmıştır. Orta seviye uzun süremez, çünkü artık bu teknolojiyi kopya edebilen birçok ülke ve şirket ortaya çıkar. Kar seviyeleri daha da düşer. Teknoloji yaşlılık seviyesine varır ve işçinin en ucuz olduğu ülkelere kaydırılır. Artık o teknoloji de nispi artı sermaye hiç yoktur. Emek sermaye çelişkisi nispi artı sermayenin bittiği yerde keskinleşir. Artık aynı teknoloji ergenlik cağındaki yüksek karı getirmediği için bu teknolojiden kar etmek için en kötü seviyelerde işçi haklarının olduğu ülkelerde işçiyi köle gibi çalıştırarak bir miktarda olsa kar edilmeye çalışılır. Artık bu sermayenin yaşlılık aşamasında bu teknolojinin ürünleri dünyanın orta, ileri ve görece geri ülkelerindeki herkesin evine girmeye başlamıştır. Bu yaşlı teknoloji kendi yerini alacak yeni teknoloji gelene kadar varlığını sürdürür.

Teknoloji yalnızca üretim ilişkilerini değil toplumun sosyal yapısını da etkiler. 1990'larda, teknolojinin tüm nimetlerinden yararlananlarla yararlanamayanlar arasındaki farkı tanımlamak için "dijital sınıf farkı" terimi ortaya çıktı. Bu fark, en yeni bilgisayar aletlerini, başta düşük gelirli aileler olmak üzere tüm Amerikalıların hizmetine sunmaya yönelik çabalara ilham kaynağı oldu. Ve bu çabalar, aradaki uçurumu kapattı. Ancak bunlar, araştırmacılar ve politika yapıcıları rahatsız eden, hükümetin ortadan kaldırmaya çalıştığı, istenmeyen bir yan etki ortaya çıkardı. Dijital cihazlara olan erişim arttıkça, fakir ailelerin çocukları, televizyon programları ve videolar izlemek, oyun oynamak ve sosyal ağ sitelerine bağlanmak için televizyon ve diğer elektronik cihazlarla varlıklı ailelerin çocuklarına kıyasla daha fazla vakit geçirmeye başladı. Bu da başka bir etkiye neden oldu. Yeni ayrım, Amerikan Federal İletişim Komisyonu için o kadar büyük bir endişe kaynağı oluşturuyorvki, komisyon bir dijital okur-yazarlık timi kurmak için 200 milyon dolar harcamayı öngören bir yasa tasarısı hazırlıyor. Yüzlerce, hatta binlerce eğitmenden oluşacak olan bu tim, okullara ve kütüphanelere dağılarak ebeveynlere, öğrencilere ve iş arayanlara bilgisayarı verimli bir şekilde kullanmanın yollarını öğretecek. Teknoloji böylece kendi içinde diyalektik yasalara uygun olarak helezonlar çizerek ilerler ve her yeni teknolojide dünyamızdaki hayatı daha da değiştirerek yoluna devam eder. Sermaye bu üretim aşamasında teknolojiyi geliştirirken bu aşamalardan geçirilir ama en sonunda hayatın tüm alanlarına giren teknolojinin tüm toplum üzerindeki tüm etkilerini hesaplayamaz. Yani sermaye de kendini büyütmek için geliştirdiği teknolojinin tam olarak tüm etkilerini bilemez, çünkü onun tek amacı kendini daha fazla büyütmektir.

Ne yaptığının kesin kalıplar ve prensiplerle farkında değildir. İşte bu teknolojiler ergenlik, orta yaş ve yaşlılık aşamasında ezilenlere de birçok olanaklar vermektedir.

Burada önemle vurgulanması gereken, ezilenlerin günlük hayatta kullandığı teknolojinin ergenlik, orta yaşlılık ya da yaşlılık seviyesidir. Ama kapital ezilenlere karşı teknolojinin çocukluk asaması ile saldırmaktadır. Bunu biz burada yeni bir Marksist terminoloji ile teknoloji sorunu olarak tanımlayabiliriz. Bunun farkında olmayan, bu farkındalığı kazanamamış birçok ezilen gruplar tarihte gafil avlanmışlardır. Bugün emperyalist kapitalizm ezilenlere 2040’in günlük teknolojisi ile saldırmakta ve ezilenler ise 2012’in günlük ve izinli teknolojileri ile savunma yapmak durumunda kalmaktadırlar. Öncelikle bu çelişkinin farkında olmak ezilenlere stratejik avantaj sağlayabilir. Ayrıca ezilenlerin bilimin ortak havuzuna ulaşmasını kimse engelleyemez. Toplumsal olarak yayınlanmış bilimsel çalışmalar bu dergileri satın alabilen herkese açıktır. Ezilenler tüm bunlara rağmen kendi başlarına çocukluk aşamasındaki tehlikeli teknolojileri takip edemezler. Burada eksik olan teknolojiyi bilen Marksistlerdir ve bunların bizi biz eden sevdalarıdır. Marks’ın anlattığı tarihe müdahale etmek yada irade koymaktır. Teknoloji bilen Marksistler çocukluk aşamasındaki tehlikeli teknolojilerinin de ötesinde cenin durumundaki teknolojilerin bazılarını bu bilimsel makaleleri takip ederek, yayınlar yaparak, insanların günlük olarak tartışmadığı konuları gündemlere taşıyarak analiz edebilirler. Ama bu tarz çalışma ve metod geri kapitalist ülkelerdeki sosyalist insanlar için kendi ülkelerinin burjuvazi sınıfının teknolojik alt yapısını da aşan bir teknolojik farkındalık gerektirir. İşte teknoloji sorunu budur. Bunun farkında olmak ezilenleri çok stratejik bir noktaya taşır. Ezilenler teknolojinin birçok zararlı etkilerinden farkında olarak kurtulabilirler, ama emperyalistler bu durumun farkında olsalar da teknolojinin onlar için tüm zararlı etkilerinden kurtulamazlar.

Teknolojinin İstihbarat Alanında Kullanılması

İstihbarat Arapça kökenli bir kelimedir ve karşılığı haberler veya yeni öğrenilen bilgilerdir. Ancak İngilizce deki karşılığı ve kurumlarda verilen ismi Intelligence (Türkçesi Zeka) kelimesidir. Meşhur herkesin bildiği Amerikan Uluslararası İstihbarat Örgütü CIA nin açılımı/tam adı Central Intelligence Agency (Merkezi Zeka Kurumu’dur) ve bunun net olarak ortaya koyduğu İngilizce isim seçiminin (her kim yaptıysa) çok isabetli olduğunu, durumu en net şekilde tariflediği şeklindedir. İstihbarat Teknoloji, Bilim, Bilgi, Haber ve Gelecek Yorumunun/Tahmininin içiçe geçtiği ve toplam bir zekâda toplandığı bir kurumdur ve amacı düşmanını/karşıtını izlemek ve sürekli başarısızlığa uğratmaktır. (Bu nokta da özellikle Yoketmek kelimesini kullanmıyoruz çünkü bu kadar bir zekânın biriktiği bir yerin Devrim ideallerini ve devrim savaşını hiç bir zaman yokedemeyeceğini de en az bizler kadar iyi bildiğine eminiz)

İstihbarat bir kurumun çeşitli imkanlar dahilinde ve çeşitli araçlar kullanarak düşman, karşıt veya haber alınması zorunlu kurum, kişi, organizasyon vb den (yazıda anlam karşıması yaratmamak için bu andan sonra karşıt kelimesi kullanılacaktır) bilgileri toplamasıdır ancak istihbarat faaliyeti güncel anlamı itibariyle ham bilgiyi sadece toplamak değil, bu bilgiyi işlemek, diğer farklı kaynaklardan gelen, farklı zamanda toplanan vb bilgiler ile ilişkilendirme ve netice çıkartarak Karşıtın amacı, faaliyetleri, programı, gelecek eylemlerini ortaya çıkartma işlevini de içeriğinde barındırmaktadır.

İstihbari faaliyetler binlerce yıl önceki çatışmalarda dahi görülmüştür, çok eski zamanlarda önemi kavranmış ve her zaman için her tür savaş/çatışma/mücadele vb faaliyetlerde etkin bir rolü olmuştur. MÖ 5. yy da yaşamış Çin Savaş Filozofu olarak adlandırılan Sun-Tzu nun günümüze ulaşan öğretilerinin birçoğunda da istihbaratın var olduğu ve ne kadar önemli olduğuna dair saptamalar bulunmaktadır. İstihbarat her zaman için Karşıt’ın geçmiş altyapısı, ön hazırlığı, güncel faaliyetleri ve yakın vadeli planlarını ortaya çıkartmakta ve Karşıtın adım atmasına fırsat vermeden durdurmakta ve hatta olduğu noktadan çok geriye atabilmektedir. Senelerce tükenmeyen, tamamen yenilmeyen birçok kurum istihbarata karşı zayıflığı nedeniyle de asla ciddi bir güç konumuna gelemediği için ne varolmakta ne de yok olmaktadır.

Sınıf savaşlarının keskinleştiği son yüzyılda İstihbarat faaliyetlerinin rolü gittikçe artmaktadır. Günümüze yavaş yavaş gelirken 70 yıl öncesine uğrarsak, toplamda 60 milyon kişinin öldüğü, Alman Faşizminin yenilmesi için 27 milyon evladını savaşta şehit veren Sovyetler Birliği’nin kazandığı II. Dünya (Paylaşım) Savaşı dahi taraflı veya tarafsız çok sayıda Tarihçi tarafından İstihbarat Savaşları şeklinde geçtiği yorumlanabilmektedir. Art niyetli ve taraflı bir şekilde Savaşı sadece CIA-MI6 başarısına indirgemeye çalışanları bir kenara bırakırsak dahi, Alman Gizli Şifreleme Tekniği ENIGMA nın çözümlenmesinin müttefik kuvvetler için önemini, ya da Avrupa ve en önemlisi Almanya içerisinde örgütlenmiş çoğunluğu gönüllü devrimcilerden oluşan Kızıl Orkestra’nın Sovyetler’e geçtiği istihbaratın faydaları savaşın seyrinde önemli bir yer tutmuştur. Bu noktada Faşizm elbet ki yenilmeye mahkûmdur gibi düz bir mantığa girmek (ki elbette Faşizmin nihai olarak yenilmeye mahkûmdur) canlarını ortaya koyarak ve vererek milyonların canını istihbari faaliyetleri ile kurtaran devrimcilere hakaret olacaktır. Doğrusu onların bu gözüpekliğinin yanında neleri de nasıl yaptıklarını araştırmak ve öğrenmek olmalıdır. II. Dünya savaşı ile ilgili son bir not ise tüm ülkeler, ordular bir şifreleme tekniği kullanırken, ABD ordusunun Pasifik cephesine teknolojik bir şifreleme tekniği yerine, hiçbir bilimsel/matematiksel kurala dayanmayan ve kimsenin bilmediği ufak bir kabile dilini ve haberleşme için bu kabile üyelerini kullanmasıdır (En büyük teknoloji sahipleri teknolojiye güvenmemektedir!!!)

II. Dünya Savaşı’nın da tamamlanması ile Egemen güçlerin İstihbarat faaliyetleri Sovyetler Birliği ve görece demokratik bağımsız ülkelere ve devrim ideali/iddiası ve mücadelesindeki halklara yönelmiş ve SSCB nin dağılması/çözülmesi ve geçen zaman içerisinde de bir çok ulusal sorunun çözümlenmiş olması ile bu gücün ezici yoğunluğu Ezilen Sınıf ve kitleler üzerine yoğunlaşmıştır.

Egemen Güçlerin İstihbarat Faaliyetleri Karşıtını izlerken sürekli her geçen gün kendini teknolojik olarak yenilemiştir ve her geçen gün daha teknolojik metodlar kullanmaktadır.

Teknolojinn istihbaratta kullanilmasi gunumuz istihbaratini geçen 50 yila göre çok büyük oranda geliştirmistir. Elbet ki yazının birçok noktasında belirtildiği gibi İstihbarat veya Egemenlerin Askeri-Polisiye taktikleri bilimi ve teknolojiyi de kamçılamıştır; ilerletmiştir; en basit ve bilinen örnek Internet Amerikan Ordusunun farklı birimleri arasında bir network olarak geliştirilmiş ve tüm insanların kullanımına açılmadan önce yıllar boyunca sadece ABD Ordusu tarafından kullanılmıştır. Uydular TV kanalları vb şekilde insanların kullanımına açılmadan önce Vietnam da Orman da üslenen gerillaların ormanın içinde hatta altındaki yeraltı sığınakları ve cephaneliklerini tespit etmiştir. GPS sistemleri bugün her araca takılırken karlı/sisli havada yol bulma vb şeklinde faydaları lanse edilmekte ama bu amaçlarla sunulana dek onlarca yıl İstihbarat ın takip ve dinleme faaliyetlerinde kullanılmıştır. Bu örnekler artırılabilir, ancak verdiğimiz örnekler üzerinde duracak olursak; zamanında topluma sunulmayan ve sadece Egemenlerin başta İstihbarat olmak üzere Zor Güçlerinin tekelinde bulunan bu teknolojik aygıtlar şimdi herkesin ulaşabilirliğinde ve/ancak çok daha genelleşmiş ve çapı artmış bir şekilde yine de Zor Güçlerinin faydasına tasarrufunadır. Artık Internet herkesin kullanımına açıktır, ama aynı oranda herkesin ne kullandığını takibine de açıktır. GPS zamanında İstihbarat tarafından İnsan gücü harcanarak belirli kişilerin araçlarına monte edilirken şimdi yeni üretilen araçların ezici çoğunluğunda yer almaktadır. Uydular zamanında sınırlı sayıda iken şimdi Atmosferi çöplüğe çevirecek çoklukta ve çok daha fazla kişiyi/bölgeyi kontrol edebilecek durumdadır. Cep telefonu artık neredeyse hat karşılığı bedava dağıtılırak sadece belirli elit bir zümreden milyarlarca insanın hizmetine girmiş, ancak başka bir açıdan İstihbarat yine insan gücü harcayarak eski tabir “Böcek” olarak adlandırılan dinleme cihazlarını herhangi bir yere koymadan/koymaya ihtiyaç duymadan herkesi kolayca izleme ve dinleme olanağına kavuşmuştur. İnsanlar anında bilgiye ulaşma ve/veya istediği ile görüşebilme özgürlüğü elde ederken bu özgürlük ne yazık ki yanında sürekli izlenme ve dinlenme bonusunu da getirmiştir.

Konunun önemini vurgulamak için 21. yüzyılın başlarındaki örnekleri incelersek Irak Devrik Lideri Saddam’ın yer tespiti, Libya`nin Meşru ve Emperyalist Kukla olmayan lideri Muammer Kaddafi’nin önce bazı oğullarının ve son olarak kendisinin yer tespiti ve katli, Çeçenistan Devlet Başkanı Cehar Dudayev’in füzelerle vurulması, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi Lideri Ebu Ali Mustafa’nın katli, Hamas’ın son dönemlerdeki, belki de tüm dönemlerdeki en sola yakın ve en devrimci önderi Abdülaziz Rantissi’nin katlinin tamamında Cep telefonu, mobil telefon, GPS benzeri aletler ve elbette Uydu takibi rol amıştır.

Bugün gelinen nokta da butun dünya birbirine telefon ağları ile internet ağları ile uydularla bağlıdır. Artık bütün dünyadaki iletişim tek bir merkezden kontrol edilebilmektedir. Bunu sağlayan iki gelişim söz konusudur. Digital elektronik teorisi ve elektromanyetik teori.

Günümüzde ise etkisini yeni hissettrimeye baslayan ve en tehlikelisi olan nanotekonoloji.

Anahtar nanoteknolojidedir. Turkiye de ulusal nanoteknoloji enstitusu kurulmustur. Nanoteknoloji ayrıntılı farkındalık gerektirmekte, yeni bir teknolojik devrim usul usul oluşmaktadır. Bu teknolojiler ile nanoteknolojik mikrofon,cep telefonu, uydu, bilgisayar, GPS...vb birçok teknoloji anlaşılabilir. Sorun burada ayrı ayrı teknolojileri incelemek degil. Bunların kombinasyonlu bağlantılarını incelemektir.

Teknojinin Türkiye deki Güncel Devinimi

Doğu bloğunun çöküşü ile sermaye, gelişen teknoloji ile kendini korumak için artık, konvansiyonel orduların çok da işe yaramadığını görüyor. Artık sermaye kendini korumak için rakip ve sömürge devletleri kuşatma altına almanın yani sıra ve daha da önemli olarak, kişileri kuşatma altına alacak, teknolojik ve operasyonel bir polis teşkilatının varlığını emrediyor. Yani sermaye artık kendisine ileride sorun çıkartabilecek nüveleri, nüve halinde yok etmek istiyor. Bunun Türkiye ayağında bir hareket halinde 1980 den başlayarak gelişen bu yönde uygulamalar ve AKP iktidarı ile birlikte en yüksek noktaya varmıştır. AKP ile birlikte sıklıkla dile getirilen edevlet, ezilenler için yeni bir zincirdir. Kişiyi kuşatma temelinde bir saldırıdır. Bu Türkiye’de son zamanlarda çok fazla hissedilir olmuştur, çünkü e-devlet uygulamalarına sorgusuz sualsiz hızlı bir şekilde en önde girilen bir dönem yasamaktayız. Artık emperyalizm ülkeleri ve şahısları internet, telekomünikasyon, nanoteknoloji gibi yeni teknolojilerle kendine ışık hızında bağlamak istemektedir. Emperyalizm bu aşamada artık kartlarını konveksiyonel ordunun yani sıra teknolojik polise de oynamaktadır.

Teknolojik Takip Mekanizmaları

Simdi önce kendimizi korkutalım. Bugün gökyüzünde binlerce uydu vardır. Bunlardan 1 milyar dolar değerindeki gözlem uyduları insanı bir parkta okuduğu gazeteyi uzaydan okuyacak duruma gelmiştir.

Uzaydan toprağın yapısını inceleyecek, toprak altını tarayacak ya da çok bulutlu bir günde bir insanı takip edecek düzeye gelmiştir. Sadece Amerika’nın değil Türkiye’nin uydu sistemlerinin görüntü çözünürlüğü 7 cm’dir. Bugün elektronik kulak denen cihaz Türkiye’nin elinde ve bu cihazla istenilen bir alanda ya da şehirde konuşan milyonlarca insan arasında istediğimiz insanın taranıp bulunması mümkündür. Bugün Türkiye’nin kendi başına üretmeye çalıştığı duvarların arkasını görebilen sistemler mevcuttur.

Ayrıca tüm 6 aylık telefon kayıtları saklanarak istenen taramalar bu elektronik kulakla yapılabilmektedir. En korkuncu da nanoteknolojidir. Bugün bir kamera saç kılı inceliğine kadar küçülmüştür. Bırakın bunu bulmayı, bir insan bu kamerayı hiç fark etmeden aylarca taşıyabilir. Nanoteknolojik mikrofonlar çok az enerji gerektirmekte ve kendilerini devamlı üstünden gecen radyo sinyalleriyle şarj edebilmektedir. Bugün insanın bir tek saç kılından, insanın içtiği suyun analizi yapılarak, bir şehirde hangi evdeki çeşmeden su içtiğine kadar bulunabilmektedir. Bugün Türkiye ulusal nanoteknolojide merkezinde saç kılına istediğiniz uzunlukta yazılar yazmak, paragraflarca yazıyı bir saç teline sığdırmak mümkün olmuştur. Bugün Türkiye’nin elektronik harita sistemleri, GPS sistemiyle birleşip, en ince köy yoluna kadar bütün yollar elektronik ortama aktarılmıştır. Herhangi bir GPS aleti takılan araç ya da insan gerçek zamanlı bu harita üzerinden takip edilebilmektedir. Yani tüm Türkiye bir ufak kum havuzuna dönüştürülmüştür. Artık takip sürekli ve tam zamanlıdır.

Bugün yüz tanıma sistemleri çok gelişmiştir ve kalabalık insan grupları içinde başarı ile denenecek seviyeye gelmiştir. Tüm elektronik cihazları içlerinde istihbarat bölümleri bulunmaktadır. Mesela playstation çocuk oyunları konsolu bile uzaktan dinlemeye uygun üretilmiştir. Yani evinizde playstation oyun konsolu varsa, evinize dinleme aygıtı takmaya gerek yoktur. Bugün lazerli dinleme cihazları ile bir ortama dinleme cihazı almadan 1 kilometre uzaktan sadece camın titreşmesiyle bir odanın sesi ayırt edilebilmektedir. Bütün fotokopi aletleri seri numaralarını sayfalarına gizli mürekkeplere basmakta, fotokopinin çektiği sayfayı gizli kayıtta tutmaktadır. Bu yazıcılar için de geçerlidir. Dijital fotoğraf makineleri her fotoğrafta dijital imzasını atmakta böylece fotoğraftan fotoğraf makinesine ulaşmak saniyelik bir istir. Bugün bütün Türkiye’deki arabalara GPS sistemi takılması düşünülmektedir. Hiçbir elektronik alet güvenli değildir. Bir yazılım açık kod olabilir ama bir elektronik alet gizliliği olamaz. Elektronik aletler tanım gereği kapalı kutulardır. Bir ülkenin ürettiği çipi diğer ülkenin tüm kaynakları harcansa da kolay kolay tüm fonksiyonları anlaşılamaz. Bugün yönetenler, virüs programlarına yakalanmayan robot programlar yazarak sistemleri kontrol etmektedir. Artık polis arabalarında uydu bağlantılı karakol cihazları vardır. Teknik takip bu şekilde yapılmaktadır. Bugün parmak izi analizi yapan elektronik cihazlara ortamlardaki parmak izi analizi ve şahsa ulaşmak dakikalık bir iştir ve laboratuvara gönderilmeden cep telefonu benzeri bir aletle merkeze bağlanılıp yapılabilmektedir. Bugün Amerika Echelon sistemiyle tüm dünyayı dinlemekte ve bütün iletişimdeki kelimeler taranmakta bu tarama yaklaşık 1 gün sürmektedir. Bugün üzerine nanoçip yerleştirilmiş sinekler uzaktan kumanda ile kontrol edilebilmekte istenilen bir yere gönderilebilmektedir. Genetiği değiştirilmiş fareler hiç durmadan 1 saat içinde 6 kilometre yol alıp istenen hedefe ulaşıp bilgi getirebilmişlerdir. Beyni ve kasları ilkel olan böcekler üzerine takılan çiplerle tamamen kontrol edilebilmektedir. İran’ın İsrail’den çiple kontrol edilen ve kilometrelerce öteye İsrail’den gönderilen sincapların bazılarını yakaladığını duyurmuştur. DNA analizleri rutin hale gelmiştir. İçip attığı bir sigaradan insana ulaşılabilir hale gelmiştir. Genetik özelliklerini belirlediğiniz bir fareyi sipariş üzerine üreten özel şirketler vardır.

Massachusetts'de bulunan ağ güvenliği şirketi SystemExperts'in kıdemli danışmanı Paul Hill, "Google gibi şirketler sizin kişisel bilgilerinizi kullanarak devasa bir veritabanı yaratıyor. Şimdilik kötü bir niyetleri olmayabilir ama 20 yıl sonra neler olacağını kim bilebilir? O zaman elde ettikleri bilgileri geri almak için çok geç kalınmış olabilir" diyor. İnternette yaptığınız şeylerin tamamını gizlemek imkânsız olsa da, mahremiyetinizi artırmak için önlemler alabilirsiniz. Önemli olan, maliyetle pratiklik arasındaki dengeyi tutturmak. Kablosuz ağ noktalarının etrafında gezinen hackerlar var, orası kesin. Ancak güvenlik uzmanları ve özel hayatın gizliliğini savunanlar, internet hizmeti sağlayıcılarının, arama motoru operatörlerinin, eposta tedarikçilerinin ve web sitesi yöneticilerinin daha fazla endişe uyandırdığını söylüyor. Eğer internet şirketleri Google, Yahoo, Facebok ve AOL gibi birden fazla hizmet veriyorsa, e-mailinizi arama geçmişinizle kolayca eşleştirebilir, nerede olduğunuzu anlayıp internete bağlanmak için kullandığınız cihazları belirleyebilirler.

Beyaz Saray Mart'ta tüm Senato üyelerini Kongre'deki gizli bir simülasyona davet etmişti. Davetin konusu, azimli bir hacker veya düşman devletin New York şehrinin ışıklarını söndürmeye karar verirse neler olabileceğini göstermekti. Simülasyonda bir elektrik şirketinin çalışanı, bir arkadaşından geldiğini sandığı bir e-postaya tıklıyor ve bunu izleyen bir facialar dizisiyle siber işgalci, New York'un elektrik şebekesini kontrol eden bilgisayar sistemine giriyor. Şehir karanlığa gömülüyor, ama kimse sorunun ne olduğunu bulamıyor. Yönetim, Amerika'nın en hassas altyapılarını idare eden bilgisayar şebekeleri üstünde bir miktar federal denetim kurmak istiyordu. Pentagon'un kendi siber savaş oyunlarından çok daha basit olan yukarıdaki gösterinin amacı da bu konuda hazırlanan tasarıyı kabul etmesi için Kongre'ye baskı kurmaktı. Fakat simülasyondan alınacak asıl ders hiç tartışılmadı. Çünkü siber saldırılar, Soğuk Savaş'taki "dehşet dengesine" (karşılıklı imha konseptine) benzer caydırıcı arayışlarını çok gerilerde bıraktı. Geleneksel caydırıcılık anlayışında, "Sen New York'u yok edersen ben de Moskova'yı yok ederim" mantığı işliyordu. Oysa siber saldırılar bu kadar basit değil. Genelde saldırıların kaynağı anlaşılmıyor.

Yukarıda verilen listeyi uzatmak ve ayrıntılarına girmek acil ve ertelenemez değil hayati bir konudur. Ve bu yazıyı okuyan insanların yapabildikleri ölçüde önlerine koymaları gereken bir uğraş olmalıdır. Teknoloji sorununun çözülmesi en ince ayrıntılarıyla yukarıdaki listenin geliştirilmesine bağlıdır. Ama bu nasıl yapılmalıdır? Nereden başlanmalıdır? Nasıl ilerlenmelidir? Sonuca nasıl gidilmelidir? Yöntem ne olmalıdır? Varılan sonuçların doğruluğu nasıl test edilebilir?

Türkiye’de Silahlı Kuvvetlerin Teknolojik Gelişim Mekanizması

Türkiye Cumhuriyet`i kurulurken benimsenen ana ideoloji olan Kemalizm’in, temelde doğa bilimlerine ve teknolojiye bakisi pozitivisttir. 1900’lerin baslarında Avrupa burjuvazinin kabul ettiği pozitivizm aslen gericidir. Pozitivistler doğayı bir mekanik makina gibi görürler. Aynı olayların tüm sınıflar, insanlar, etnik kökenler için eşit sonuçları doğuracağına inanırlar. O yüzden tüm insanları mekanik şekilde eğitmenin her insan için ayni sonucu doğuracağını düşünürler. Bu düşünceler Hitler Almanya sinda da denenmiştir. Kemalistler tepeden yönlendirilen şekilde herkes ayni eğitimi alırsa herkes Atatürk gibi düşünmeye başlar düşüncesindedirler. Böyle olmayınca halkın salaklığından, geriliğinden dert yanarlar, çünkü aynı eğitimi alan kendileri bu sonuca vardıysa, halkın ya da Kürtlerin varamamasının nedeni onların akıllarının kıtlıklarında aranmalıdır. 1900’lerde Avrupa burjuvazisinin pozitivizme sarılmasının ana nedeni işçi sınıfı devrimlerinden kaçmaktır. Yani Avrupa diyalektik materyalist bakisi açısını üniversiteden atmak için benimsemiştir pozitivizmi. Ama pozitivizm Türkiye’ye ithal edilmiştir.

Türkiye’nin kuruluşundan itibaren güvenlikçi politikaların etkisiyle her şey devletin ordusu içindir. Türkiye Cumhuriyeti de teknolojiyi öncelikle ordusu için getirmiştir. Tüm modernleşme çalışmaları aslen daha iyi ordu yapmak içindir. II. Selimden beri modernleşme ve teknoloji daha güçlü bir ordu içindir. Öncelik güçlü bir sanayi oluşturmak değil, ordu oluşturmakta idi Bugünkü Türkiye’nin de ekonomik gücüne oranla çok büyük bir ordu beslemesinin felsefesi burada yatmaktadır.

Türkiye’de ordunun modernizasyonu hep güncel bir konudur. Türkiye hava kuvvetlerinde Amerika’yla, deniz ve kara kuvvetlerinde ise Avrupa ve Amerika ile ilişkileri güçlüdür. Ama Amerika yurt dışına sattığı savaş ürünlerinde belli kısıtlamalar getirmiştir. Mesela F-16’ların programlarının kodlarını vermemiştir. Ya da şifreleme cihazlarının ayrıntılarını vermemiştir, sattığı herhangi bir elektronik aygıt devre şemasını sağlamamaktadır. Bütün bağımlılıklar Türkiye’ye kendi savunma sanayisini geliştirmeyi mecbur bırakmış, böylece çalışmalar başlamıştır. Amerika’yı incitmeyecek şekillerde yavaş yavaş yedek parça yaparak işlere başlanmıştır. Kriptoloji Enstitüsü kurulmuş, Aselsan, Havelsan genişletilmiş, bilişim şirketleri kurulmuştur. Böylece Türkiye yurt dışına silah satar bir ülke durumuna gelmiştir. Türkiye’nin dış ülkelere sattığı silahın değeri senelik 1,5 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. Hatta bu veriler milliyetçiliği, militarizmi güçlendirmek için gazetelerde propaganda amacıyla abartılır. Bunların bir örneği ASELSAN mühendislerinin Amerika tarafından öldürüldüğünün el altında medyaya yayılmasıdır. Olayın tam ispatı tam münkün olmasa da, bazı ulusalcı gruplar tarafından medya da işlenmiştir. Türkiye’nin savunma sanayisinin ana omurgasına baktığımız zaman hala aslen montaj üzerine kuruludur. Ana gövdesi montajdır, arada da bazı ürünlerle çıkışlar yakalamaya çalışmaktadır. Ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın, henüz herhangi bir motor üretecek düzeye gelememiştir. Ama elektronikte 3 katlı devre üretecek düzeye gelmiştir. Yonga üretim teknolojisi yonga üretiminin dünyadaki durumuna göre küçüktür. Ayrıca askeri teknolojiler genellikle konvansiyonel savaş için üretildikleri için Türkiye’de yasayan insanların günlük hayatlarını çok fazla etkilememiştir, bu teknolojiler kamuoyu tarafından hissedilmemiştir, kamuoyunda tartışılmamıştır.

Türkiye’de emniyet teşkilatının teknolojinin gelişim mekanizması

Türkiye’de uluslararası sermayenin isteği doğrultusunda Özal hükümeti zamanında telekomünikasyon alt yapısı değişmiştir. Özal ordunun darbe yapmasını ya da reel politik gücünün zayıflamasını önlemek için bu tarz bir taktik geliştirdi. Bu taktik polisin teknolojik ve silah olarak çok geliştirilmesi temeline dayanıyordu. Hükümetin atadığı polis şeflerinin yönettiği polis askere karsı güçlendirilmeye teknik takip atılımları yapılmaya başladı. Özal Türkiye’nin telekomünikasyon alt yapısını değiştirdi. Özal hükümeti ile birlikte telekulak skandalları, birbirini dinleyen çeteler, araç telefonlarına giriş yapan gazeteciler gazetelerde görülmeye başladı. Bütün bunların farkında olan Özal, Türkiye devletine bile güvenmemiş, teknik takibi önlemek için Amerika’dan getirttiği özel teknik istihbaratı önleyen elektronik çantasını ölene kadar yanında taşıtmıştır. Askerlerin gücünü zayıflatmak isteyen Özal, askerlerin karsına şortla çıkabilen tek devlet başkanı olmasının yanında, Türkiye’ye güvenmeyip, Amerikalı şirketlere Çankaya köşkünü ve başbakanlığı defalarca teknik takip aletlerine kadar aratmiştir.

Simdi Özal zamanını geçelim, AKP zamanına gelelim çünkü AKP, Özal’ın bu taktiklerini bire bir sergilemiştir. Yalnız AKP zamanındaki telekomünikasyon alt yapısının değişmesi ve polise yeni teknolojik takip imkânlarının sağlanması sonucu tam manasıyla poliste dijital ve nanoteknolojik bir devrim olmuştur. Türk sosyalist hareketi bu dijital devrimi keşfetmekte eksik kalmıştır, neden geri kalındığı bu geriliğin nasıl kapatılacağına daha sonra değineceğiz. AKP polisin teknolojik devrimiyle devlet iktidarını güçleneceğini düşünerek Amerika desteği ile devletin tümünü dijitalleştirmek istemektedir. İşte AKP nin dilinden düşürmediği e-devletin ne demek olduğunu buradan anlayabiliriz. E-devlet Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni bir iktidar aygıtıdır. Türkiye sol hareketi bütün olarak Türkiye’nin dijitalleşmesini, e-devleti teorikleştirememiştir, görememiştir. Teknolojik gelişim denilip, kabul edilmiştir. AKP zamanında, Özal zamanından biraz farklı olarak nanoteknolojinin devreye girmesi ve ayrıca daha da dijitalleşen, globalleşen dünyada teknik takip aletlerine daha çok ulaşılabilmesi daha kolay olmuştur. Nanoteknolojinin devreye girmesi polise son zamanlarda daha önce mümkün olmayan başarıda operasyon yeteneği vermiştir. Hatta bu operasyonlardan sadece sosyalistler/devrimciler/demokratlar değil, ordu içerisindeki illegal yapılanmalar da çok ağır darbeler almıştır.

Bir bakıma Özal’ın taktiğinin doğruluğu da ortaya çıkmıştır. Türk sosyalist hareketinin literatüründe nanoteknoloji hiç tartışılmamıştır. AKP zamanın da polisin teknolojik operasyonla gücünün zirvesine ulaşmasının bir diğer nedeni de, AKP zamanındaki yüksek cep telefonu kullanımıdır. Yani AKP zamanındaki değişim, dünyadaki teknolojik değişimler ve Türkiye de aslen cep telefonu ve internet alt yapılarının ve takiplerinin geliştirilmesindendir. Bugün polisin istihbarat kaynağının ana gövdesini cep telefonu oluşturmaktadır. AKP bununla da yetinmeyip mobese kameralarının, yargının dijitalleşmesi, büyükelçiliklerin dijitalleştirilmesi, sağlığın dijitalleştirilmesi, nüfus cüzdanlarının dijitalleştirilmesi, İstanbul’daki tüm arabalara GPS sistemi takılması, polise nanoteknolojik aletlerin alınması gibi adımlarla, çok övündüğü e-devlet yolunda adım adım ilerlemektedir. Ayrıca yine AKP’nin ayırdığı bütçe ile açılan ulusal nanoteknoloji merkezide Türkiye’nin nanoteknolojide yarışında sadece tüketici olmadığını göstermektedir.

Şu anda polis kendi ihtiyacı olduğu ürünleri yurt dışından almakta, hatta bazı zamanlar (orta yaşlı-yaşlı teknoloji) ürünleri kendi dizayn etmekte, Tayvan, Çin gibi ucuz elektronik çip bulabileceği ülkelere heyetler gönderip parçaları oradan temin edip kendi ürünlerini Türkiye de üretebilecek duruma gelmiştir. Bu araştırma geliştirmeyi sağlayacak nitelikli teknik eleman ihtiyacını da ekonomik krizlerde ortada kalmış nitelikli insanları piyasadan kazanarak yapmıştır. Bir nevi nitelikli insan avına çıkmıştır kapitalist piyasada. Polis arabalarına takılan mobil karakollar ve yine polis arabalarına takılan uzaktan GPS ve görsel sistemleri polis Tayvan’dan aldığı parçalarla kendisi üretmiştir. Ayrıca Türkiye nin elektronik haritasını yine kendi imkânları ile hareketli arabalar ile çizmiştir. Ayrıca yeni üretimler için üniversitelerde konferanslar düzenlemekte, üniversite hocalarının ya da şirketlerin önerdiği projelere Türkiye içinde üretim için kaynak dağıtılmaktadır. Bu ürünlerin ve kullanımının tartışılması büyük konferanslar, sempozyumlarda yapılmaktadır.

Bütün bu gelişim ile birlikte poliste sadece teknolojik gelişim olmamış, polis teşkilatının düşünme yetisi de geliştirilmiştir. Artık bir polis genelkurmayından bahsedebiliriz. Hatta bunlar fazlaca gelişip, Türkiye hakkında raporlar yayınlamaya başlayınca hatırlanacağı üzere, askeri genelkurmay, bu raporlardan rahatsız olmuştur. Bundan dolayı polis akademilerindeki bazı hocaların atılmasını istemiştir.

Yani gelişimler sadece teknolojik alt yapı ile sınırlı değildir. Teknik takibin ana unsurunun hala insan olduğunu farkında olan polis, Elâzığ ilinde denemesi yapılan aile polisliği uygulaması ile de dikkat çekicidir. Yani teknolojinin de yeterli olmadığını bilmektedir bir bakıma. Devlet her aileye bir doktor gönderememişken, her aileye bir polis göndermektedir. Polis başına 40 kadar daire her gün dolaşılıp, insanlarla oturulup konuşularak, toplum fişlenmeye başlanmıştır. Halkın genel yararına olmayan bu uygulama, ufak tefek bir kaç yararlı sonucu ile topluma pazarlanmaya çalışılmaktadır. Oysa polisin hırsızlar ve çeteler için bu çalışmayı yapmadığı düşüncesi yaygındır. Bu aile polisi uygulaması toplumun geneli için zararlıdır ve devam etmesi de çok kolay değildir. Bu uygulamanın halkın ilerici kesimleri tarafından deşifre edilmesi ve günlük hayatın ne derecede izlendiğinin anlatılması her şeyden önce sivil toplum için çok önemlidir.

Bütün bunlar bize, bütçesi büyük, devamlı arayış içinde olan bir polis teşkilatı ve yeni gelen fikirleri uygulayabilen bir polis teşkilatı olduğunu gösterir.

Türkiye sol hareketi halk üzerinde baskı yaratan bazı e-devlet uygulamalarına karşı bir savunmayı bırakalım bunun anlaşılmasında ve tartışılmasında bile geri kalmıştır. Oysa tüm Avrupa ve dünyada devletin şeffaflığı ve vatandaşın korunması ile ilgili yasalar sol kesimlerin baskısıyla yıllar önce hazırlanmıştır. Neden bizde geri kalınmıştır, şimdi neler yapılabilir onları tartışmaya çalışacağız.

Geçmişte-Tarihte Kurulan Teknolojik Tezler

Teknolojinin günümüz analizi hayatidir. Çünkü geleceğimize gerçekçi bir planla yaklaşmanın en önemli ayaklarından biri teknolojidir. Günümüzde teknoloji çok hızlı bir değişim sürecine girmiştir. Şimdiye kadar hiçbir zaman olmadığı bir gelişime girmiştir. Görünen budur, hissedilen budur. Ama gerçek bu mudur? Bu hissiyat tüm tarihin ortak hissiyatıdır. Kapsamımızı biraz genişletirsek, tarih boyunca tüm zamanlarda o günkü teknoloji ondan önceki teknolojilerinin doruk noktasıdır. Daha teknoloji nasıl gelişebilir, artık bulunacak her şey bulundu, artık her şey çok farklı işleri ve görüngüleri her çağda o çağın teknolojisi için düşünülmüştür. O yüzden teknoloji tarihinin ve geçmiş teknolojilerin geçmiş yorumlarının (başarılı-başarısız) diyalektik materyalist analizi bize gelecek için en gerçekçi perspektifi kurmak için bir hazine sunmaktadır. Tarihte teknoloji ve değişim üzerine iki aşırı uç hep bulunmuştur. Birinci grup teknolojinin hiçbir şeyi değiştirmediğini öne sürmüş ve gericileşmiştir, teknolojinin getirdiği olanakları görememiştir, ya da sınıfsal olarak görmek işine gelmemiştir, böyle gruplar gelecek planlarını çürük temeller üzerine kurmuştur. Bu grup ya yok olmuş ya da başarısız olduğunu kabul etmek zorunda kalmıştır. İkinci grup ise teknoloji ile beraber değişmeyen hiçbir şeyin kalmadığını, iddia etmiş. Teknolojiyi tek başına tarihin öznesi olduğu yanılgısına düşmüştür. Bu grubun içine pozitivistleri ve pozitivizmi içinde özümsemiş Kemalistleride katabiliriz. Bu grup teknolojinin tüketim, sınıfsal, ekonomik sistem ve psikoloji ile bağlarını görmek istememiş, görememiştir ya da görmek işine gelmemiştir. Tabiki teknoloji bazı şeyleri değiştirmiştir ama her şeyi de değiştirmemiştir. Teknolojinin neyleri nasıl değiştirdiğinin analizi, teknolojinin sınıfla, ekonomiyle, ekonomik sistemie, siyasal, psikolojik etkileşmelerinin diyalektik incelemesi gerektirir. Özellikle teknolojinin ezen ezilen diyalektiğindeki faktörünün en gerçekçi analizi birçok olanaklar sunacaktır.

Geleceğe hazırlanmanın en iyi yolu, en uygun yöntemi seçmektir. Seçilmesi en uygun yöntem tabi ki, diyalektik materyalizmdir. Haraketin felsefesidir Marksizm. Diğer felsefeler fotoğraf çekerken Marks’ın felsefesi hareketi çeker. Yani diğer felsefeler birer fotoğraf makinesi ise diyalektik materyalizm bir film makinesidir. Ayrıca Marks sadece hareketi anlamakla yetinmez, harekete yön vermeye çalışır, değiştirmeye çalışanın dinamiklerini ortaya çıkarır. Önünde oynayan filme müdahale yolları mekanizmaları arar, onları teorik bir yapıya oturtur.

Teknolojik Kapitalizm, Hem Farklı Hem Aynı Kapitalizm

Marksizm, kapitalizmi daha iyi anlamak içindir. Nedir kapitalizm: bir üretim ilişkisidir. Üretimde teknolojiye bağlıdır. Teknolojinin gelişmesiyle kapitalizmde ne değişmiştir? Ne değişmemiştir? Bütün bu teknolojik gelişimin Marksist olmayan analizi ya da eksik Marksist analizi değişik ideolojik sapmalara yol açmaktadır. Bir kısım insan, yeni üretim teknikleriyle klasik kapitalizmin aşıldığını yeni bir üretim tarzına geçildiğini iddia etmektedir. Hatta bir kısmı insan artık çağın üretim sorununun tümden çözüldüğünü iddia etmektedir. Bunlar Marks’ın kapitalinde belirtildiği makinenin makina ürettiği, yani makinenin artı değer ürettiği çağa gelindiğini iddia etmektedirler. Evet, bireyler değişmiştir ama değişen modern kapitalizmdir, kapitalizm değildir. Ayrıca dünya ölçeğinde sınıfsal bakarsak yeni teknoloji ve üretim tekniklerini sadece kısıtlı sayıda kuzey ülkesinde etkilerini göstermiştir. Bugün temiz içecek su bulamayan 2 milyar insan, hayatında teknolojik telefonla bir kere konuşmamış 1 milyar insan vardır. Yeni bilim ve teknoloji dünya ölçeğinde sadece kısıtlı bir bölümün hayatını etkilemektedir. Bugün makinenin artı eğer ürettiği bir çağda olsaydık, neden o zaman bazı teknolojiler ucuz işçi olan ülkelere kaymıştır. Yine sermayenin merkezileşmesi prensibine göre kuzeydeki insanlar daha fazla tükettiklerinde, güney fakirleşmektedir.

Modern kapitalizm ile kapitalizmin farkı birinin 400 yıllık dönemin tümünü ifade etmesi, diğerinin ise 50 yıllık son gelişmeleri ifade etmesidir. Kapitalizm doğuşundan beri 400 yıldan beri ayni karakterlidir ama üretim araçlarının gelişmesiyle bu kapitalizm, kısa sürelerde daha farklı kostümler giymektedir. İçinde bulunduğumuz modern kapitalizm üretim çelişkileri bakımından aynı kapitalizm olmasına karşın, önümüze farklı kostümlerde (formlarda) gelmektedir. O yüzden emek-sermaye ilişkisi bakımından aynı kapitalizm, üretim teknolojileri ve üretim aygıtları bakımından farklı bir kapitalizm ile karşı karşıyayız. Hala artı değer üreten tek varlık insandır ama üretim araçlarının teknolojilerinde devrimler olmuştur. Yani kapitalizm (400 yıllık) aynı kapitalizmdir ama modern kapitalizm (50 yıllık) Marks zamanındaki modern kapitalizm (Marks zamanındaki 50 yıl) ile aynı modern kapitalizm değildir. Hiçbirisi değişmedi demekle, emek sermaye çelişkisi çözüldü demek birbirine benzer cehaletler doğurur.

Örneğin, internet çağındaki heyecan uyandıran tüm büyük odaklar içinde devrimcilere en çirkin geleni, çevrimiçi hayatın karanlık yönlerinden nemalanan Mark Zuckerberg'in sosyal paylaşım sitesi facebook gibi sosyal siteler olmuştur. Ve karanlık yönler derken; sürekli bir kendini beğendirme ve öne sürme gayretini, sahici olanlarının yanına bile yaklaşamayan sanal "topluluk" ve "arkadaşlık" biçimlerinin benimsenmesi ve reklam parası uğruna özel alanın acımasızca daraltılmasıdır. Fakat facebook borsada beklenen parayı kazanamamıştır. Neden? Çünkü (birçok çevrimiçi sorunun yanı sıra) milyonlarca kullanıcıyı nasıl paraya çevireceğini çıkarabilmiş değil. Dolayısıyla ortaya elbette ki başarılı olan, ama internetteki yaygın varlığına kıyasla bilançosu pek de etkileyici olmayan bir şirket çıkıyor. "Geniş erişim, sınırlı kârlılık" sorunu aslında tüm dijital ekonominin ortak sorunu. O bakımdan, dijital çağın başarılarına en çok örnek gösterilen şirketlerin Apple ve Amazon olması anlamlıdır, çünkü ikisi de gerçek ürünlerin üretimi ve dağıtımını sağlam bir şekilde esas alan iş modellerini benimsemişlerdir. Apple'ın asıl gücü daha iyi ve daha güzel cihazlar yapmasından geliyor; Amazon da elektrikli aletlerden DVD'lere ve çocuk bezlerine dek her şeyi hızla ve ucuz olarak kapınıza kadar getiriyor. Ancak ürünleri daha dijital olan şirketlerin yarattıkları istihdam da, kullanıcı başına kazandıkları para da genel olarak o oranda azalıyor. Bu internetin devrim olmadığını göstermiyor. Fakat bu devrim ekonomiden çok kültür alanında gerçekleşti. Twitter bir Ford Motor Company değil. Google bir General Electric değil. Ve gözlerimizi üç kuruşa reklamcılara satmadığı zamanlar dışında hepimizin Mark Zuckerberg için çalışacağı gün de gelmeyecek. Bu da marksizmin maddeye dayalı eski tezlerinin geçerliliğini ortaya koymaktadır.

Değişen teknoloji ile artık yeni tarz üretim aygıtları gelişmiştir. Bilgisayarlı üretim, evden üretim gibi. Ayrıca her yeni bulunan bilimsel gelişimin üretime yansıması ile kapitalizm içinde yasayan insanın ve toplumun hayatları doğrudan değişmiştir. Günümüzde kapitalizm f-tipi olarak, internet olarak, e-devlet olarak, bilgisayar olarak, kuantum bilgisayarı olarak, DNA bilgisayarı olarak, insan derisinin altına yerleştirilen çip olarak, GPS olarak, yeni şehirleşme planları olarak, sokak kameraları olarak, uydu takip sistemleri olarak, nanoteknoloji olarak, duvarın arkasını gören sismik sistemler olarak, mikroçip üretimi olarak gelmektedir. Teknolojik gelişim hızı, sosyal etkilerin tartışılma/analiz hızından daha fazladır.

Bütün bu kriz ve hızlı değişim zamanlarında anlamanın/anlaşılmanın en iyi yolu Marksist yöntemi gerçeği en iyi şekilde yeniden modellemektir. Bütün bu teknolojilerin diyalektik materyalist olmayan analizleri, yeni ideolojik kırılmalara eksik Marksist analizleri farklı ideolojik sapmalara yol açmaktadır. Çünkü gerçeği eğip bükmenin en iyi yolu onu tüm boyutlarıyla incelememek, belli kategorilere ayırıp bunların birbirinden bağımsız olduğunu kabul etmektir.

Teknoloji Kimin Katilidir: Emperyalistlerin mi devrimcilerin mi?

Kapitalizm doğuşunda emek sermaye çelişkisi ile doğmuştur. Bu hep söylenir, doğrudur da. İleri ülkelerde beklenen devrim Rusya’da patlak verdi. Çünkü kapitalizm kendi emekçisini doyurmak için diğer ülkelerin işçilerini sömürüyordu. Yani emperyalist devletler kendi işçilerini somürüyor ama kendi işçisini daha çok nispi artı sermaye getiren dünyada eşi benzeri olmayan yeni üretilen mallarla ve teknolojilerle besliyordu. Nispi artı sermaye Marks’ın Kapital de anlattığı bir kavram. Eğer bir ürün yeni üretilmeye başlanırsa ve dünyada yeni bir ürünse, bu üründen nisbi artı sermaye elde edilebilir. Yani kısa bir süreliğine o yüksek teknoloji ürününden hem işçiyi hem işvereni doyurabilecek çok yüksek karlar elde edilebilir. Bu geçici süreyi korumanın bir yolu da patent almaktır örneğin. Ama bu geçici bir süredir. Patentinde bir süresi vardir (bugün yaklaşık 10-17 yıl, pratik olarak bugün daha da kısalmıştır) Diğer kapitalistlerin de bu ürünleri üretmeye başlamasıyla kapitalistin karının içindeki artı sermaye payı yok olur ve işverenle işçi karşı karşıya gelir. Gerçek çelişki su yüzüne çıkar. İşte bu ortamda emperyalistler bu iş kolunu sömürge ülkelere kaydırarak kendi işçileri ile karşı karşıya gelmeyi engellemeye çalışır. Yoksa kendi ülkelerinde devrim kaçınılmazdır. Eğer böyle yapmazlarsa emperyalist ülkelerin işçi sınıfını kendilerine yedekleyemezler ve işçiler tek müttefiklerinin sömürge işçi sınıfı olduğunun farkına varırlar. Burada Mustafa Suphi`nin kendi dilimize uygun felsefesiyle çok güzel bir sözünü hatırlamakta fayda var. “İngiliz ve Fransız emperyalizminin beyni emperyalist ülkelerde ise vücudu, kolları Asya’nın düzlüklerine kadar uzanıyor.” Yani emperyalistler kendi işçilerinin doyuramayacakları iş kollarını, eskimiş iş kollarını, sömürge ülkelerinden karşılamaya başlamışlardır. Bu şu anlama gelir: devrimci işçi artık emperyalist ülkelerde değildir. Çünkü devrim üretecek iş kolları, yani nispi artı sermaye üretmeyen iş kolları artık sömürge devletlere kaydırılmıştır. Emperyalist devletlerde ise artı sermayenin pembe dünyası içinde bir hayat kurmuşlardır. Bu pembe dünya kendi ülkelerinin ve kültürlerinin propagandasında sıkça kullanılır. Çünkü en yeni ürünleri ve en çok nisbi artı sermaye üreten ürünleri kendi ülkelerinde tutmaktadırlar. Mustafa Suphi`nin de belirttiği gibi emperyalizmin beyni emperyalist devletlerdedir ama vücudu sömürge devletlerdedir. Sovyetler de devrim olunca emperyalizmin vücudunun büyük bir bölümü yok olmuştu ama emperyalizmin beyin ölümü gerçekleşmedi. Sovyetler dünya devrimini başaramadıkları için değil. (Bu çok zor birazda çok ileri bir aşamaydı) Sovyetler emperyalizmin beyin ölümünü gerçekleştiremediği için kaybetti. Sovyetlere vücudunun bir kısmini kaptıran kapital kendi işçisi ile karsı karşıya gelmemek için, vücudunun diğer kısımlarını daha çok çalıştırarak beynine giden kanlı oksijen yollarını sağladı, böylece yaşamayı sürdürdü. Sovyetler ilk devrimi Avrupa’dan bekleyerek yenildiğini anladı. Asil yapılması gereken emperyalist ülkeleri sömürge devrimlerle kuşatıp beyin ölümlerini gerçekleştirmek ve emperyalist ülkeleri kapitalist ülke seviyesine düşürmeye çalışmaktı. Eğer böyle olabilseydi, emperyalist ülke devrimleri mümkün olabilirdi. Avrupa işçi sınıfı Sovyet işçi sınıfına ihanet edecek bir seçenek bulamazdı. Eğer bu kan yolları kesilseydi, Almanya da Sovyet ilk kurulduğunda (1919) Amerika Almanya ya gemiler dolusu buğday gönderemez ve Alman işçi sınıfı Amerikan in buğday yardımı yerine Sovyet işçisinin açlığa rağmen büyük fedakârlıkla gönderdiği iki tren dolusu buğdaya mecbur kalırdı (Carr 2004; Carr 2012a; Carr 2012b). Eğer emperyalizmin tüm hayati organları kuşatılabilseydi, Avrupa işçi sınıfı için enternasyonalizm bir seçenek değil, bir zorunluluk olurdu. Eğer sömürgelerden gelen kan yolları kapanabilseydi, Almanya işçi ve asker Sovyet’i kendi Sovyetlerinin kapanmasını ve burjuva meclisinin kurulmasını kabul etmezdi. Kautzky de bir dönek yerine bir devrimci olurdu (belki). Ya da Kautzky Alman işçi devrimden sonra sömürge ilişki tarzının korunmasını tartışamazdı ve enternasyonalizm nihai savaşını kazanırdı. Çünkü devrimi sadece başka seçeneği kalmayan sınıflar başarabilir. Evet, böyle olmadı, bunun tersi oldu ve Sovyetleri kuşatan emperyalizm, Sovyetleri nefessiz bırakıp, ona hatalar yaptırarak, onu çürüterek beyin ölümünü gerçekleştirdi.

Şimdi bütün bu hikâyede teknolojinin rolü nedir diye araştırıldığında, teknolojinin rolü nispi artı sermayenin içindedir. Yani emperyalizm sistemini yaşatan yeni ürünler üretme zorunluluğundadır. Sosyalizmde bu zorunluluk yoktur. Sosyalizm de üretim ihtiyaç içindir, ihtiyaç karşılandığı zaman daha iyi üretim kar için değil insanların günlük çalışma saatlerini azaltacak şekilde üretim gücünü arttırmak temelindedir.

Emperyalizm her daim sömürge ülkelere kaydırdığı üretim aygıtlarının yerine yeni üretim aygıtları yeni ürünler geliştirmek yükümlülüğündedir. Yoksa ya emperyalistliğini devam ettiremez, ya da kendi işçi sınıfı ile baş başa kalır. O yüzden emperyalist burjuvazi tarihte görülmemiş bir şekilde teknolojiyi geliştirmeye ve yeni ürünler icat etmeye mahkûm edilmiştir. Bu mahkûmiyet büyük yükümlülükler getirmektedir. Eğer yeni ürünleri bulma hızı bu ürünlerin üretiminin sömürge ülkelere kayma hızından yavaş olursa emperyalizmin için teknolojik kriz olur ve emperyalizm kendi kendine darbe alır.

Türkiye Nanoteknoloji Merkezi Başkanı bir röportajında, nanoteknolojinin neden ortaya çıktığını belirtirken, Amerika’da eski teknolojilerin yüksek kar değerlerini kaybetmesidir diyor. Kısaca, nanoteknolojinin çıkmasının nedeni kar oranlarının düşmesidir, yoksa amaç kanserin çaresini bulmak değildir. İnsanları rahat yaşatmak için değildir ya da başka bir nedeni de yok. Bu söz olayı tüm çıplaklığıyla göstermektedir. Yani emperyalizm çağında kapitalistler üretim aygıtlarının değişim hızını hep daha çok arttırmaya mahkûmdur. Kendi işçi sınıflarından ve dünya işçi sınıfından kaçmanın, onlara yakalanmamanın en güvenli ve en garantili yolu teknolojiyi çok hızlı değiştirmek, yeni ürünleri piyasaya sürmektir. Ama teknolojiyi geliştirirken kapital farklı bir soruna toslar, farklı bir problemle karşılaşır. Yağmurdan kaçarken doluya tutulur. Farklı bir krizle yüzleşir. Burada Engels`in belirttiği ve Anti-Duhring de anlattığı bir mekanizma devreye girer. Tarih göstermiştir, bir ekonomik sistemin ömrü o sistemin üzerine oturduğu üretim araçlarının değişim hızı ile ters orantılıdır. O yüzden 400 yıldır var olan kapitalizm tarihte birkaç defa çatırdamıştır. Ama üretim araçlarını çok hızlı geliştirmeyen feodalizm binlerce yıl çatırdamadan yaşamıştır. Kapitalizm öncesi sınıflı toplum ise on binlerce yıl yaşamasının en büyük nedeni üretim araçlarının pek değişmemesi ve değiştirenleri de cezalandırmasıdır. Osmanlı ve Roma İmparatorlukları’nın da uzun sure yaşayabilmelerinin nedeni, üretim araçlarının uzun süreler gelişmemesidir. Şimdi emperyalizm kendi sonunu getirecek üretim araçlarının hızlı değişimini kendi hazırlamaktadır. Kendi ömrünü kısaltma pahasına üretim aygıtlarını geliştirmektedir. Kendini yok edecek sınıf olan işçi sınıfını oluşturan kapitalist, aynı zamanda bu işçi sınıfının enternasyonalist zaferini sağlayacak teknolojik araçlarda sağlamaktadır. Bugünkü teknolojik gelişimler sosyalist inşa aşamasının sorunlarını kolaylaştırır, Sovyetlerin yüzleştiği ve çok zor çözebildiği sorunların çözümünü kolaylaştırır.

Ama sadece bunla kalmaz sosyalist devrimden önce kapitalist sistem içinde mücadele eden devrimcilerin de işini de kolaylaştırır, elini güçlendirir. Yeter ki devrimciler bunun farkında olsunlar. Bu teknolojinin devrim sonrası ve özellikle devrim öncesi sağladığı kolaylıkların organik yapısı ve ayrıntıları ayrı bir yazının konusu olacaktır. Yeni teknolojik araçlar görüntünün aksine, emperyalistlerin islerini zorlaştırmış ve ezilenlere yeni olanaklar açmıştır. Gelişen teknoloji ezilenlerin/devrimcilerin değil, ezenlerin nihai katili olacaktır. Teknoloji ezilenlerin nihai zaferini hazırlamaktadır. Günümüzde devrimci teknolojinin olanakları çok gelişmiştir. Ama burada söylenmesi gereken, devrimciler için bu yeni oluşan teknolojik araçları algılayacak iyi analiz edecek iradeyi göstermektir ki, ertelenemez değil hayati bir durum olduğudur.

Yabancılaşma işin bir diğer önemli boyutudur. Modernitenin başarı ve yabancılaşma karışımı, şimdilerde İnternet Gözlüğü Takan Adam'da somutlaşıyor. Bu gözlük akıllı telefon, tablet veya laptop olabilir. İnternet Gözlüğü Takan Adam, gördüğü her şeyin fotoğrafını çekerken şehrin labirentlerinde yolunu kolayca bulabilir. Ama aynı zamanda, teknolojideki ustalığımıza eşlik eden yalnızlık duygusunu yaşıyor. İnternet Gözlüğü Takan Adam kasvetli ve sıradan bir dairede yalnız yaşıyor. Bir kahve içmek için arkadaşıyla buluşuyor ama reklam videosu bu yüz yüze iletişimi atlayarak, bir duvar yazısının resmini çekip internetten paylaştığı anı gösteriyor. Diğer bir deyişle bu adam, elektronik olanaklarla daha geniş bir çevre edinen ama yalnızlaşan, tipik bir 21'inci yüzyıl insanı. Bu karakterle bizzat en yakınımızdan ailemizden başlayarak mücadele edilmelidir. Sosyolog Robert Nisbet 1953'te yayınlanan klasik eseri "Toplum Arayışı"nda, yoğun bireysellik ve zayıf toplumsal bağlar çağında, insanın aidiyet ihtiyacının merkezi hükümeti genelde hiç olmadığı kadar güçlendirdiğini savundu. Atomize olmuş köksüz bir toplumun otoriter ideolojileri benimseme eğilimi, daha büyük. Nisbet'ın yazılarında kendisini hissettiren faşist ideolojik olarak geri gelme olasılığı yok. Ama daha nazik ve yumuşak bir otoriterlik türü (blogcu James Poulos'un "pembe polis devleti" dediği, resmi olarak hoşgörülü olsa da her hareketinizi inceleyen devlet) hâlâ canlı bir olasılık. İnternet, muhalifleri güçlendirdiği ve dünyadaki diktatörlüklerin altını oyduğu için alkışlanıyor. teknoloji en sonunda, gördüğünüz ve yaptığınız her şeyin kaydedilebileceği, bildirilebileceği, hakkında açıklama istenebileceği, "yurttaşları gözetleyen ve her yere nüfuz eden bir devletin ortaya çıkışını hızlandırabilir". Bu tür bir dünyada, İnternet Gözlüğü Takan Adam kendini sonsuz bir mekânın efendisi gibi hissedebilir. Ama aslında tam hizmet sunan rahat bir kafeste yaşıyor.

Teknolojik gelişimin bir ilginç tarafı da, bugün bu teknolojinin bir taraftan ezilenler üzerine gelirken, başka bir bakıma da her hangi bir olayda halkların daha çok etkisini katmasına yol açmaktadır. Öyle ki eskiden istediği katliamı yapan güçler, devletler, artık medyanın, internetin, cep telefonunun çok gelişmesi ile daha dikkatli olmak zorunda kalmaktadırlar. İşkenceler, katliamlar çok hızlı duyulmaktadır. Bir dönem TSK Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün bir röportajına bakalım. Kendisine 26 Kürt isyanı bastırıldı, 27’cisi neden bastırılamıyor diyen gazeteciye cevabı çok kilit bir cevaptır. Hilmi Özkök diyor ki eskiden teknoloji bu kadar gelişmemişti diyor. Yani eskiden istediğimizi yapıyorduk, dünyadan ses gelmiyordu. Şimdi gösteride 5 kişi ölse büyük etkisi oluyor diyor. Bu teknolojinin ezen ezilen diyalektiğinden kimin daha çok işine geldiğini çok iyi anlatıyor. Teknoloji ezilenlerin önüne serilen bir halı aslında, yeter ki ezilenler bunun farkında olsun ve diyalektiğini iyi özümsesin.

Ayrıca günümüz teknolojik gelişimi ezenler açısından çok büyük bir zorluk ve hesapsızlık ortaya çıkarmıştır. Mesela Amerika’nın teknolojisi bu kadar hızlı gelişmese, Irak’ta ve Afganistan’da bu kadar yenilmezdi. Neden derseniz, bugün teknolojik ürünler çok hızlı gelişiyor ve bunların hayatta kullanılıp etkilerini tam göremeden bazen teknolojiler eskiyor. Bu yeni daha önce olmayan teknolojileri ellerinde tutan generaller, artık birçok şeyi çok kolay yapacaklarını zannederek, daha kötü hatalar yapıyorlar. Birinci ve ikinci Körfez savaşında istediğini elde edemeyen Amerika’nın en büyük zayıflığı kendi teknolojisinin etkilerine aşırı güvenmesi, idealize etmesi ve savaşların eskisinden çok kolay olacağı yanılgısına kapılmasıdır. Birinci Körfez savaşında çok başarılı olacağını zanneden Amerika istediği etkileri yakalayamadı, çünkü elindeki teknoloji yeteri kadar uzun süre denenmemişti. Teknolojilerin zayıf noktaları vardı, evdeki hesap çarsıya uymuyordu her zaman. İkinci Körfez savaşında da aynı etki görüldü, artık şov yapacağız, bu kadar teknoloji var deniyordu, yine olmadı. En son Irak işgalinde de aynı etki görüldü. Hep aynı hatayı yapan Amerika’nın bu hataları yapmasının ana nedeni devamlı gelişen teknolojik araçları ve bu teknolojik araçların generallerin gözlerini kamaştırmasıdır. Bu kamaştırma hep aynı hatayı yaptırmaktadır. Ezilenler açısından ise iyi eğitimli, teknolojiyi iyi kullanan ufak bir grup çok başarılı olabilir. Savaşta insan unsuru aşılmamıştır. Hala insan en karmaşık savaş aracıdır. Teknoloji gelişince şartlar değişir, böylece sistem değişen şartları tam algılayamaz ve daha büyük hatalar yapar. Bir teknolojiyi ilk kullanan ilk hatayı da kendisi yapar. Bir teknoloji hayatin içine girince onun insanla ilişkisi, diğer teknolojilerle ilişkisi, kullanım alanları ve etkileşimleri tümden sistem tarafından önceden modellenemez, bilinemez. Yani teknolojileri üreten sistem onların topluma tüm etkilerini daha önceden hesaplayamaz, bu etki ezilenlere olanaklar sunar, ezenleri de hataya zorlar.

Emperyalist Sistem Tüm Herkesi Kontrol Edecek Düzeye Gelmiş midir, Gelebilir mi?

Yeni ve daha önce gelişen teknolojik araçlarla acaba artık emperyalizm her şeyi kontrol edebilir mi? Her şeyin kontrol edilebilir olup olmadığı sorusunu Engels, Anti-Duhring’de sormaktadır ve cevaplandırmaktadır. Engels demektedir ki, eğer bir sistem her şeyi kontrol edebilirse, bilimin sonu gelmiştir, biliminde sonu olmadığına göre bu mümkün değildir. Ayrıca eğer bir iktidar hayatin tümünü kontrol ederse tarihi durdurur ve insanlığı yok eder, çünkü böyle bir insanlık artık değişime açık olmaz böylece değişen şartlar yüzünden silinip gider. Her şeyi kontrol eden bir sistem tanım gereği mümkün değildir. İşte bu yüzden sistem her şeyi kontrol edemez. Ayrıca bilimsel olarak da bazı şeylerin kontrol edilemeyeceği ispatlanmıştır. Bazı biyolojik, kimyasal reaksiyonların geri dönüşümü yoktur. Mesela bilim ne kadar ilerlerse ilerlesin ölmüş bir insan diriltilemez. Yanmış ve kül olmuş bir kâğıdın üstündeki yazı okunamaz. Kırılan bardağın kırılma anı geri alamaz, ancak yapıştırılır ki, o da aynı bardak olmaz. Mesela ezenlerin önünde konuşturulmak istenen bir insan var ve bu insan bütün Amerikan’ın teknolojisine karşı konuşmuyor. Amerika nın yapacağı en büyük şey işkencedir ve işkencede o insan ser verip sır vermezse, o ölmüş insani Amerika’nın bin yıllık teknolojisi olsa o ölmüş insani diriltipte o bilgiyi ondan alamaz. Yani bazı şeylerin geri dönüşümü olmadığı ispatlıdır. Geri dönüşümsüz bir harekete tabii olmuş bilgi artık yok olmuştur, o bilgiye artık ulaşılamaz.

Teknik Takibin Ekonomi Politiği

Günümüzde uydu adı verilen bir teknoloji vardır. Uydu dünyanın yörüngesinde dolaşan bir aygıt olup çok yüksek görüntü çözünürlüğü olabilen görüntü alabilir. Çok yüksek bir teknolojisi olan uydular tek başına incelenirse farklı, ekonomi politik ile incelersen farkı sonuç elde edilir. Neden mi, çünkü bir uydunun üretimi çok emek ve para gerektirmektedir. Emperyalizm uyduyu yapabilir ama herkesi ayrı ayrı kontrol edecek uydu yapamaz. Çünkü buna ekonomik gücü yetmez. Her insanin ayrı bir uydu ile takip edilebilmesi için her insanin tanım gereği hayati boyunca bir uydu kadar artı değeri üretmesi gerekir ki bu da bazı insanlar için geçerli olsa da tüm insanlar için geçerli değildir. Tüm insanlar bu kadar fazla artı değeri üretebilecek halde olsalardı üretim araçlarının sonu gelmiş olurdu ve açlık sona ererdi ve kapitalizm aşılmış olurdu. Yani üretilebilecek uydu sayısı sınırlıdır. Bu da yüksek teknolojik aletlerin üretilebilme sınırlılıklarının kaçınılmaz gereğidir.

Teknik takipte kullanılan araçlar en son teknoloji de olduğu ölçüde değerlidir. Çünkü en son teknoloji ile yapılan teknik takipler takip edilenin haber olmadan yapılabilir. Ama en son teknolojinin maliyeti genellikle maddi olarak ağırdır. Amerika’nın bile ekonomik sıkıntı kaygısıyla durdurduğu birçok projesi vardır. Ayrıca üstüne birçok paralar harcanarak kullanılan teknolojiler artık, çok kısa surede eskiyip, bu sefer ezilenlerin eline düşecek kadar ucuzlayabilmektedir. Bu da ezenler için ayrı bir sorun yaratmaktadır. Üretim çeşitleri arttıkça, üretim araçları farklılaştıkça, ürün sayısı inanılmaz arttıkça artık emperyalizm tüm ürünlerin dünyadaki toplumsal etkilerini hesaplayamaz. Eğer tüm teknolojik ürünlerin üretimine ve bunların etkilerini incelemek ve kontrol etmek istenirse, zamanla kapitalist karakterini kaybeder. Ya da bilimin gelişimini durdurması gerekir ki, o zamanda emperyalizm varlığını devam ettiremez.

Elektronik aletlerin ekonomi politiği ise biraz farkıdır. Artık her elektronik aletin bir üretim değeri (emeği), bir tüketim değeri ve bir de istihbarat değeri vardır. Her üretilen elektronik aletin içine onu bir şekilde kontrol edecek istihbarat için kullanılabilecek, parçalar, devreler konulmaktadır.

Yani cep telefonunun mu sizi kullandığı yoksa sizin mi onu kullandığınız biraz tartışmalıdır. Ama çağımızın bir ilginç üretim özelliği de, üretimin bütün dünyaya ayrı ayrı yaymasıdır. Yani artık bir televizyonun yongaları tayvanda, ana kartı Kore’de, ekranı Mısır, kutusu Türkiye de üretilebilmektedir.

Bu teknolojik parça dağınıklığı bütün devletleri birbirine eskisine göre daha fazla mahkûm etmektedir. Teknolojinin bu etkisinin eksik, yanlış Marksist analizi günümüz emperyalizminin artık savaş getirmeyeceği gibi bazı tasfiye ve sapma akımlarına yol açmıştır. Evet, üretim birbirine daha bağlı hale gelmiştir. Ama kapitalin savaş çıkarmasının nedeni üretimin birleşikliği değil, kar hırsıdır. Hala dünyayı kapitalin daha çok kar yapma hissi yönlendirmektedir. Olan sadece Kapitalin transfer hızı artışıdır, Kapital artık bir ürünü üretirken, sadece bir ürünün üretiminde birden fazla dünya halkını sömürmektedir. Artık sömürü uluslararasıdır. Şimdi durum bu olsa da bu durumun Türkiye sol hareketi için avantajları nelerdir? Öncelikle yeni ürünler artık parça bazında dünyada taşınmak zorundadır. Ürünlerin parçaları dünyada daha fazla dolaşımdadır. Elde etmesi daha kolaydır.

Bu teknolojinin değişimi döner dolaşır yeniden onu üreten kapitalist sistemin güvenliğini tehdit eder, çünkü artık artan ürün sayısı ile amaç dışı kullanım olanakları artımıştır. Çünkü teknolojik parçalar çok kolayca ulaşılabilecek pazarlara düşmüştür. Yeni elektronik... vs. parçaların farklı amaçlarla kullanılmasının binlerce olasılığı vardır. Bunların kombinasyonlu birleşim tarzları yeni teknolojilere eskisinden daha fazla yol açabilecektir. Bunların farklı kullanımına bilim denemez ama amaç dışı teknoloji denebilir.

Bunun tarihte ve günümüz de birçok örnekleri vardır.

Türkiye’deki F-tipi cezaevleri üzerine gelişen mücadele tüm dünyaya örnektir. F-tiplerinin temel amacı birey olan insanı insanlıktan kopararak, onu günümüz bilgi teknolojisinden de tecrit etmektir. Bir nevi insanı izole edip kendi kendine bırakmakta, onu üretim araçlarından mahrum etmektir. İnsanı birey olarak en ilkel hale, yani taş devrinin de ötesine düşürecek bir tecrit vardır. Ama bu tecritte de devrimci tutsaklar üretimi başarabilmişlerdir. Bu nasıl başarılabilmiştir. Dergiler nasıl çıkmaktadır? Mesela bir soğan zarından kırmızı renk üretilmiş, başka bir maddeden diğer bir renk elde edilmiştir. Tuvaletteki taburenin ayağından flüt yapılmıştır. Bütün bunlar bize göre yeni bir üretim tarzını göstermiştir. Devlet bunun da önüne geçmek istemiştir. Ama bu üretim tarzını durduramamıştır. Bu üretim tarzının adı amaç dışı üretimdir. Hatta bazı tutsaklara bisküvilerden pasta yaptıkları ve kutlama yaptıkları için bisküvinin amaç dışı kullanımından dava açılmıstır. Size verilen bir şeyi, size verilen amaç ile kullanmak yerine başka bir amaç için kullanıyorsunuz. Başka bir ürün üretiyorsunuz. Sistem size verilen ve amaç dışı kullandığınız ürünü, gerçek amacına kapitalistin ihtiyacı olduğu için onu kesinlikle durduramıyor. Çağımız bu üretim tarzının giderek arttığı bir çağdır. Bunları analiz etmenin en iyi yolu teknolojik farkındalıktır.

Bu çerçeveden bakılınca yakın tarihi değişik bir şekilde okuyabiliriz. Amaç dışı üretim önce belirttiklerimizden ayrı olarak da dünyada değişik ve tehlikeli gruplar tarafından kullanılmıştır. Amerika’da ikiz kulelere yapılan saldırı bir bakıma iki yolcu uçağının amaç dışı kullanılmasıdır. Bugün Irak’ta Amerikan işgaline karşı kullanılan gübreden üretilen patlayıcılar, gübrenin amaç dışı kullanımıdır. Bunların hepsi dünyamızı daha az güvenlikli bir yer yapmıştır. Bugün Filistin in geliştirdiği, El Kassam füzeleri, demirin ve yakıtın amaç dışı kullanımıdır. İnternetin hack için kullanılmasi internetin amaç dışı kullanılmasıdır. Bu örnekler çok daha fazla çoğaltılabilir ve gelecekte daha da artacaktır. Bugün elektronik aletler her yere girmiş, her türlü parça çok ucuza kullanılır olmuştur. Kapitalizmin yüksek kar hırsı sayesinde eskiyen beş sene önceki bilgisayarlar sudan ucuz hale gelmiştir.

Her yeni teknoloji ile kendini daha güvende hisseden sistem, aslında bir süre sonra kendisi ve dünya için daha çok güvenlik zafiyeti de üretmektedir. Amaç dışı üretim/kullanım mevcut diye, kapitalistler bu ürünlerin satışını durduramazlar, çünkü o ürünleri gerçek kullanım değerlerini durdururlarsa kendi kapitalist serbest pazarları da durgunluğa girer. Kapitalistler yeni teknolojiler geliştirirken, eskimiş teknolojilerin güvenlik zaafına dönüştüğünün farkında değillerdir ya da bunun kimin tarafından ne için kullanılabıleceğinin tam hesabı yoktur. Aslında kendi güvenlikleri adına geliştirdikleri teknolojiler helezonlar çizerek yine kendilerinin ve dünyanın güvenliğini tehdit etmektedir. Otuz yıl öncesinde bir gerilla hareketinin (Hamas, Hizbullah) elinde ev yapımı füzeler olabileceğini kimse tahmin edemezdi çünkü füzeler çok yüksek teknolojik aletlerdi. Gelişen teknolojinin bu gruplara sunduğu amaç dışı üretim olanakları katlanarak artmıştır. Kimse bu üretimin sınırlarının nereye varabileceğini hayal edemiyor. Bugün yeni yapılan araştırmalar sırf interneti kullanarak bir hackerın, Amerika’nın uydusunu düşürebilme olasılığının var olduğunu soyluyor. Böyle bir şey yirmi yıl önce imkansızdı.

Bu amaç dışı üretimin ekonomik maliyetlerine bakıldığı zaman çok ucuz olduğu görülür. Çünkü bir şeyin amaç dışı kullanılabilmesi için çok yaygınlaşması gereklidir. Kapitalistler teknolojiyi geliştirirken en son teknolojiyi çok yüksek masraflarla yaparken, ezilenler amaç dışı üretim için çok cüzi meblağlar harcayabilmektedirler.

Teknolojik takipte bir diğer unsur da bireyin eğitimidir. Teknoloji gelişince artık insan aşılmış değildir. Sadece yetiştirilmiş insana daha çok gereklilik vardır. Burada ezenler açısından zayıf bir nokta vardır. Ezenler tüm insan kuvvetlerine yüksek teknolojik eğitim veremezler. Buna üretimleri el vermez. Bugün herhangi bir ordunun nasıl ki tüm personeline en yüksek eğitimi vermesi ekonomik olarak imkânsızsa, bu da tüm ezenlerin insan faktörlerinde böyledir. Ama ezilen ve nicelik olarak az bir grup tüm gruba çok yüksek teknolojik eğitim verebilir. Bunu yapabilecek olanakları hep vardır. Tümden iyi yetiştirilmiş ufak bir grup, teknolojik eğitimi sadece bazı uzmanlara veren büyük bir yapıya karsı avantajlı olabilir. Nicelik farkını nitelikle çok rahat kapatabilir. İşte günümüz teknolojisini bunu kolaylaştırmıştır. Çünkü teknik takipte saldırmak kolay, savunmak zordur. Ufak bir grup büyük bir gruba çok kolay saldırabilir çünkü onda çok açık görür. Günümüz teknolojik takibinin bir diğer özelliği de burada görülür. Teknik takip işin içine girince saldırma teknolojileri daha kolay elde edilirken, savunma teknolojileri daha pahalı ve kullanmasında daha zordur. Çok iyi yetiştirilmiş uzmanları olan ama tüm insanlarına aynı eğitimi veremeyen büyük bir yapıdan bilgiyi küçük ama teknolojiyi daha iyi kullanana yapılar daha çok bilgi elde eder. Büyük yapıyı felce uğratabilirler. Teknik istihbarat değil ama savaş teknolojisi bakımından, ufak ve teknolojiyi en iyi kullanan bir grubun büyük ve uzmanlar kullanan bir gruba karsı daha avantajlı olduğunun bir örneği, İsrail, Lübnan bölgesel savaşıdır. Günümüz teknolojisinde, teknoloji takibinde kimin sabit bir kurulumu ve konumu, kimin daha hantal yapısı varsa o daha fazla zarar görür.

Ne Yapılmalı, Nasıl Yapılmalı?

Yapılması gereken, kapitalizmin farklı kostümlerinin Marksist analizini yapmaktır. Bu hep söylenir de ama nasıl yapılmalıdır. Bunun için metot şimdiye kadar olduğundan çok daha fazla önemlidir.

Yukarıdaki soruların cevabını Marks ve Engels’i doğrudan okuyarak elde edemeyiz. Sadece onların yöntemlerini takip edebiliriz. Onlardan alabileceğimiz hazine, teknolojik güncel sorunlarda bilgi değil yöntemdir. Mesela Komünist Manifesto (Friederich Engels 2011) çok uzun bir eser değildir ama onu yazmak için gerekli entelektüel birikim inanılmayacak kadar fazladır. O entellektuel birikimde Hegel’in en karışık felsefesi, İngiliz işçi sınıfının pratiği ve Fransız aydınlarının düşünsel yapı taşları vardır. Bu derin bilgilere ulaşmak da çok zaman yetmez çünkü bu bilgilere çok kapılanlar o bilgiler ile kör kuyulara dalabilir ve orada kalabilirler. Bütün bu bilgilerin üstüne bir de Marksist metot gerekir. Marksistler, Marksist metodu çok tartışmamışlardır, çünkü Marksizm diyalektik materyalizmin üretim araçlarına uygulanmasıdır. Çünkü Marks’ın analiz ettiği çelişkiler hala mevcuttur. Eğer günümüze kadar dünya komünizmi çoktan kurulmuş ve 10 defada aşılmış olsaydı ve daha başka birçok ekonomik sınırsız toplumlar kurulsaydı biz Marks’ın ne dediğine değil onun metoduna daha çok ilgi duyardık, çünkü söylediklerinin içeriği aşılmış olurdu, elimizde sadece diyalektik materyalizm metodu kalabilirdi. Ama öyle olmamıştır. Marks hala çok günceldir. Ama temel bilimlerde bunu tersi geçerlidir. Bu dediğimiz durum temel bilimler için gerçekleşmiştir ve Engels`in doğa bilimlerini araştıran eseri “Doğanın Diyalektiği” (Engels 1996) o günden bugüne kadar 10 kere aşılmıştır. Engels’in doğanın diyalektiği kitabından bize kala kala diyalektik materyalizm metodu kalmıştır.

İşte burada Marksist literatürdeki teorik boşluk biraz görülebilir. Neşter vurulması gereken yer burasıdır. Eksik buradadır. Bu diyalektik materyalist yöntemin bilime ve teknolojiye yeniden uygulanması sorunudur. Bu eksiklik zannedildiği gibi sadece temel bilimlerde hayattan kopuk teorik bir sorun yaratmıyor. Hayattan kopuk teorik görünen ikinci plana itilen temel bilimler emperyalistlerin elinde nanoteknolojiye bile dönüşüp ezilenleri gafil avlıyor, yok ediyor. Bugün bu eksiklik Marks’ın Kapital’deki (Marx 1997a; Marx 1997b; Marx 1997c) öngörülerinin sınırlarını görmemizi engelliyor, perdeliyor. Soyutlamayı (sayısal bilim-sözel bilim) ayrı ayrı yapmak artık Marks ve Engels zamanındaki gibi bizi sonuca götürmüyor.

Teorideki kanser buradadır. Ayrıca, teorideki anahtar da buradadır. Simdi güncel kapitalizmi (son 50 yıllık kostümü) anlamak için ilk acil görev güncel doğanın diyalektiğini yeniden yazmaktan geçiyor. Aslında bir bakıma doğanın diyalektiği de yetmiyor. Aslen eksik olan doğanın diyalektiği değildir: teknolojinin diyalektiğidir. Teknoloji isin içine girince üretim ilişkilerinden bağımsız olarak incelenemez. Ama zor olan teknolojinin diyalektiğinin sadece doğanın diyalektiğinin güncel olarak kavradıktan sonra yazılabileceğini bilmektir. Marks ve Engels bugünün güncel (son 50 yıllık) kapitalizmini analiz etselerdi, sayısal konuları birisi, ekonomik konuları da bir diğeri alıp iki ayrı kitap yazmak yerine, ikisi beraber ayrıca bir güncel teknolojinin diyalektiğini de yazmak zorunda kalırlardı. Teknoloji parametresini analiz edememek bugün dün olduğundan çok daha fazla ölümcül sonuçlara yol açmaktadır. Güncel kapitalizm direnenleri buna mecbur etmiştir.

Marksist metodun saf metot olarak şimdiye kadar en iyi analiz eden Bertell Ollman’nın “Diyalektiğin Dansı” (Ollman 2011) kitabıdır. Ayrıca teknolojiyi değil ama temel bilimlerin güzel bir diyalektik çalışması olan Ted Grant`ın “Aklın İsyanı” (Alan Woods 2004) kitabı da güzel bir örnektir. Aklın isyanı çağımızda doğanın diyalektiği olmaya adaydır. Bu kitaplar okunup teknik bilgiler alınabilir ve kitaplar ideolojik olarak eleştirilebilir. Böyle örnekleri bulmak için dünya internet üzerinden taranmalı ve her yeni bulunan kitap ideolojik olarak tartışılmalıdır. Ayrıca Engels “Anti-Duhring” te (Engels 2000), kısa kısa da olsa, teknolojinin diyalektiğinin kendi çağına göre biraz irdelemiştir. Yapılması gereken teknik konuların en derin kuyularında elinde diyalektik materyalizm feneriyle girip görünen ile gerçek arasındaki farkı bulmaktır. Elinde diyalektik materyalizm feneri (ideolojisi) olmayan insan o derin kuyulara girdiği zaman çok kolay bir şekilde, kapitalizmin uzman gömleğini giyip kendi egolarına yenilebilir. İdeoloji bahsettiğimiz nedenle, yol bulmak için çok önemlidir. Ama kaba bir ideoloji değil, her uzmanlık alanında ayrı ayrı güncellenebilen bir ideolojiye ihtiyaç duyulur. İdeoloji fener ise teknik bilgi de iptir. Kuyunun dibine sadece teknik bilgi ile inilebilir ideoloji yeterli değildir, ama orada kaybolmamanın yolu ise ideolojidir. Sırf teknik bilgi cehalet getirirken, sırf ideoloji de farklı bir cehalet doğurabilir. Türkiye Marksist hareketinde ideoloji bulunmakla beraber uzmanlığı küçük görmek hastalığı hakimdir.

Türkiye sol hareketi uzmanlığı genelde hücreleşme olarak görür ve küçümser. Aslen kapitalist uzmanlaşma hücreleşme getirirken, sosyalist ideoloji ile yapılan uzmanlaşma hücreleşme yerine farkındalık getirir. Derinliği bilmeden geneli görmek istemek temel yanlış bakış hatasıdır. Teknik konular artık herkesin sorunudur, herkes kendini geliştirmek durumundadır. Teknik konuların uzmanlara bırakılmayacak kadar önemli olduğu bir çağda yasamaktayız. Pratiğin kanseri de buradadır. Artık teknik takip, sınıfı veya grubu fethetmeye çalışmıyor. Artık teknik takibin fethetmeye çalıştığı KİŞİ’dir.

Artık kişiyi fethetmeye çalışan teknik takibi gerçekleştiren emperyalizme karşı, savunma uzmanlar üzerinden yapılamaz, bu söz uzmanlara gerek olmadığı anlamına gelmemektedir. Uzmanlara daha çok ihtiyaç vardır. Mesela, bir grup insanın teknik takibe karşı mücadele ettiğini düşünelim, işte o grubun toplam gücü, teknik takibi en kötü bilen grup elemanı kadardır. O grubun içinde teknik takibi çok iyi bilen 2-3 uzmanın olması bir işe yaramaz çünkü artık teknik takip bireyi kuşatmıştır. “Ben bilmem anlamam”, “bizim bir arkadaş var, o bilir” devri kapanmıştır. Teknolojiyi ve bu teknolojilerin meydana getirdiği temel bilim konularını bilmek artık bir seçenek değil, zorunluluktur. Herkes teknoloji konusundan her şeyi bilmeyebilir değil, bilmesi zorunludur, mecburdur. Her bireyin her yalnız hareketinden, her yalnız cümlesinden, her hatalı davranışından sistem bilgiyi vakumlamaktadır. Savunma duvarı gruptan kişiye geçmiştir. Pratik anahtar da buradadır. Teknolojik alanda artık problemler uzmanlara havale edilemeyecek bir hal almıştır. Teknik bilgi ile ideolojinin diyalektik etkileşimini yakalamak gerekmektedir. Ama burada sorun bunu yakalamakla da çözemez. Bunu kişi düzeyinde değil grup düzeyinde yakalamak gerekmektedir. Ama Türkiye sol hareketinde görülmeyen, eksik kalan kısım bilgidir, geneli bilmek detayı bilmemektir. Türkiye sol harekenin elinde karanlıkları aydınlatacak fener vardır ama teknik bilgi kuyularına girecek ipi yoktur. O yüzden o fenerde herhangi bir işe yaramamaktadır. Türkiye sol hareketi için eksik olan iptir: teknik bilgidir, elemandır. Yapılması gereken her kuyunun (teknolojik alanın, bilginin) dibine uygun ip ve kuyuya uygun fener geliştirmek ve o karanlık kuyuların içinde ne olduğunu deşifre etmektir.

İşte o zaman kapitalizmin ne kadar çıplak ve ne kadar eksik olduğu gösterilebilir ve kuyunun dibinde daha önce ulaşılamayan insanlara ulaşılacak bir fener de elde edilmiş olur. Bu işlerde kuyuların dibine birkaç defa inildiği ve oralara bilinç taşındığı zaman, görülecektir ki, kuyuların dibinde o kuyuları daha derinlere kazacak insan gücü mevcuttur. Bu insan gücünü ideolojik etkilemenin tek yolu, onunla beraber kuyuya girmek ve ona kapitalist uzmanlık yerine diyalektik materyalist daha geniş bir bakış açısını kazandırabilmektir. Uzmanlara uzmanlıklarındaki ideolojiyi gösterebilmek, sokuldukları kuyunun genel fonksiyonunu onlara gösterebilmektir. Bunu yapmanın yolu ise uzmanlığa saygılı davranmak ve o uzmanlık alanına kapitalistlerin soktuğu ideolojiyi deşifre etmektir. Bu uzmanlık alanlarının ayrı ayrı incelenmesi ileriki yazıların konularıdır ve bu yazıyı okuyan her insanın görevidir.

Sorunun Teknolojik incelenmesi: Teknoloji Sorunu

Türkiye solu kendi Türkiye iç çelişkileri konusunda uzmandır ama bunun yetmeyeceğini pek görememiştir. Türkiye burjuvazisi, Türkiye soluna karsı tüm emperyalistlerden yardım alan bir burjuvazidir. Türkiye solu genelde Türkiye burjuvazisi ile de mücadele edebilir bir düzeye gelmiştir ama Türkiye solunun eksik kaldığı, aşamadığı, emperyalistlerin doğrudan Türk burjuvazinin yönetimini ele aldıkları durumlardır. Mesela 1980 darbesi bu ülkenin burjuvazisi tarafından değil, doğrudan yüzyıllık yüzlerce ülke yenilgisi ve kazanımı deneyimiyle gelen Amerika tarafından dolaysız yönetilmiştir. Günümüzde en son yapılan teknik takip operasyonlarının bazıları doğrudan Amerika tarafından yönetilmiş, teknik takip, nanoteknolojide sağlanmıştır. İşte sorun buradadır. Dolaysız emperyalist müdahale olduğunda Türkiye solu alışık olmadığı, hiç duymadığı, gelişini hissetmediği yenilgiler almıştır. Amerika’nın ya da emperyalistlerin doğrudan yönettiği operasyonlarda, darbelerde Türkiye solu hazırlıksız, programsız yakalanmıştır. Çünkü Türkiye solu, Türkiye’nin iç çelişkilerinin bir pratik sonucu oluşmasına karşı, Amerika’nın doğrudan müdahale ettiği durumlarda yenilmiştir. Doğrudan müdahaleler bu ülkenin çelişkilerinin bir sonucu değildir. Doğrudan müdahalelerde kullanılan deneyim ve teknoloji, tüm dünyada Amerika’nın yüzlerce kez yenilip kazanıp deneyimleriyle biriktirdiği tecrübedir. Böyle operasyonlara Türkiye burjuvazisinin ne deneyimi ne de kurumları elverişlidir. Böyle müdahalelerin geleceğini hissedemeyen sol başarısız olmuştur. Hissetmesi de Türkiye güncelini takip ederek imkânsızdır. Çünkü hareketin kaynağı Türkiye değildir.

Peki, şimdibu yazıda tartışılan sorunu nasıl teorikleştirip, programlaştırabiliriz.

Sorunu teorik olarak mahkûm etmeliyiz önce, pratik olarak çözüp çözemeyeceğimiz ayrı bir konudur.

Sorunun önce adını koymak durumundayız, sorunun adını önermek gerekirse teknoloji sorunu denebilir. Geri bir ülkedeki devrimciler, savunma/saldırı hatlarını kendi ülkelerine göre değil en ileri emperyalist ülkenin ergenlik teknolojilerine göre yapmaya mahkûmdurlar. Teknolojiyi Türkiye içinden değil en ileri emperyalist ülkeden takip etmelidirler. Teknoloji sorunu bir kadın sorunu gibi, bir ulusal sorun gibi geri ülkelere özgüdür, geri ülkelerde bu sorunu çözmenin tek yolu devrimci iradedir. Teknoloji sorunu Türkiye de kendi kendine çözülmesi beklenirse, teknoloji sorunu çözüleceğine, bu sorun büyüyüp devrimci yapıları çözer. Nasıl ki kadın sorunu, ulusal sorunlar ileri ülkelerde kendi kendilerine kapitalist şartlarda çözülmüşse ve geri ülkelerde bu sorunu çözmek için ayrı bir devrimci irade gerekliyse, teknoloji sorununda da öyledir. Kadın sorunun da ya da Kürt sorununda yapılan hatalar telafi edilebilir olmakla birlikte, teknoloji sorununda yapılan hataların geriye dönüşü olmayabilir. Teknoloji sorunu bir günlük, iki günlük sorun değildir. Daha da teorikleştirirsek, teknoloji sorunu; geri ülkelerdeki devrimci yapıların, devrim için teknolojik alt yapılarını ve bilinçlerini en ileri emperyalist ülkenin teknolojisi seviyesine çıkartacak devrimci iradeyi göstermek zorunda olduklarıdır. Yoksa başarısızlık kaçınılmazdır. Teknoloji sorunu, devamlı oluşan ve yok olan, değişen, değişik formlarda devrimci yapıların karşılarına çıkan bir sorundur. O yüzden bu sorun eski bakış açısına göre uzmanlara bırakılamaz. Aktif mücadelenin bir aktif bileşeni olan bir sorundur. Nasıl ki Kürt sorununda bir uzman bulup “sen bize incele bir şeyler söyle biz de senin dediklerini uygulayalım” diyemeyeceğimiz gibi, nasıl ki sorunu hayatın tüm alanında çok geniş araştırdığımız gibi, nasıl ki kadın sorunu bir kaç uzmana bırakmayıp hayatın içinde mücadele ederek öğrendiğimiz gibi, teknoloji sorunu da devamlı oluşan yok olan aktif bir mücadele içinde çözülebilir. “Bizim bir arkadaş var bu işleri o iyi bilir ben pek anlamam” devri, lüksü bitmiştir. Bunları anlamayanların tehlikeli olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Nasıl ki değişik sol medyada, Kürt sorunu ayrı bir başlık, Kadın sorunu ayrı bir başlık, Emek sorunu ayrı bir başlık olarak ele alınıyor ve bunların devrimin vazgeçilmez organik bileşenleri olarak kabul ediliyorsa, teknoloji sorunu da böyle ele alınmalıdır. Gazetelerde ayrı bir konu başlığı olarak, dünya basınını takip edecek güncellenecek tarzda güncellenmelidir. Ayrı bir süreli yayın olarak ele alınabilmelidir. Nasıl ki Kürt sorunu, Kadın sorunu için ayrı yayınlar yapılıyorsa, teknoloji sorunu da hem grupların hem de kişiler düzeyinde bir sorun olarak diğer sorunlardan ayrılmalıdır. Teknolojiyi uzmanlara bırakmak sorunu çözmez, çünkü günümüzdeki teknolojik takip kişi bazında kişiyi yönetmek temellidir. Teknoloji sorunu savunması kişisel düzeyde kurulmalıdır. Kürt sorunu ile ilgilenmeyen bir devrimci nasıl ilginç geliyorsa teknoloji sorunu ile ilgilenmeyen devrimci de öyle ilginç gelmelidir bilinçlere. Çözüm teknoloji sorununa Kürt sorunu ilgi düzeyinde yaklaşmaktır. Kürt sorunu bu ülkede yakıcı bir sorunsa, teknoloji sorunu daha da yakıcı bir sorundur. Kürt sorununda yapılan hatalar düzeltilebilir ama teknoloji sorununda yapılan hatalar geri dönülmez sorunlara yol açabilir. Kısacası yapılması gereken teknoloji sorununun önce ismini koymak, onu birkaç kişinin çözeceği bir uzmanlık alanından çıkarıp, herkesin ilgi, tartışma alanına doğrudan sokmak, teknoloji sorununu çözmek için aktif bir oluş olarak ortaya koymaktır. Kadın sorunu, Kürt sorunu için ayrı kurumlar, yapılar ve yayınlar varsa bu iş içinde ayrı kurumlar kurulmalıdır.

Teknoloji Sorunun Farkındalık ve Çözüm Yolları:

Teknoloji Sorunun Çözümünde Türkiye de kullanılabilecek organik bileşenler;

a) Üniversiteler Üniversiteler Türkiye sol hareketini her zaman besleyen bir kaynak olmuştur. Bunun birçok nedeni vardır. 71 çıkışını yapan devrimcilerde öğrenci karakterlidirler. Bu pratik bir örneklendirme de sağlamaktadır. Ama Türkiye solu üniversitenin tüm kaynaklarından yararlanıyor diyemeyiz. Özellikle teknoloji sorununun çözümünde kilit rol oynayabilecek yer üniversitedir. Üniversite sözel bilimlerde kullanılması çok güçtür çünkü sosyal bilimlerde faşizan resmi ideoloji dışında bir görüşe izin verilmemektedir. Ama temel bilimlerde devlet, düşünceyi özgür bırakmak zorundadır. Temel bilgileri ya da teknolojik bilgileri devlet kendini geliştirmek zorunluluğu olduğu için açmak zorundadır. İşte devletin çözemediği bir handikap durum budur. Çünkü devlet bilmektedir ki sınıf bilincini kaybetmemiş ve sayısal konularda uzman gençler sistem için tehlikelidir. Mutlak ve mutlak teknik eğitim almış iyi bir insanın burjuvazi safında yer alması gerekmektedir. Sol gençlikte ve yapılarda teknik/sayısal bu konularda kendini yetkinleştirecek perspektif yoktur. Yapılması gereken çok basittir. Önce diyalektik materyalist bakış açısını dışarıdan üniversiteye taşımak, böylece üniversiteden de dışarıya teknik bilgi taşımak.

Diyalektik materyalist bakışı açısı ile yazılmış teknik teknolojik kitapların listesi çıkarılarak üniversite gençliği arasında tartışılabilir. Üniversitenin sadece insan kaynağından değil teknik bilgi kaynağından da nasıl yararlanılabilir diye tartışılmalıdır. Sözel bilimlerde inkılâp tarihi gibi. vs. dersleri küçük görmek bir devrimci için mantıklıdır çünkü içerisinde yüksek düzeyde gericifaşizan ideoloji vardır. Ama bir programlama dersi, bir temel bilim dersi, bir elektronik dersi, bir nanoteknoloji dersinde hangi faşist ideoloji olabilir, ya da burjuva ideolojisinin boyutu nedir? Üniversite gençliğinin bilmesi gereken artık geneli görmenin sorunu çözmediği, genelle detayın diyalektik ilişkisini yakalayabilen insanların sorunu çözebileceğidir. Bazı teknik konularda da kılcalı yakalayabilmenin tek (ya da en kısa yolu) üniversitenin kaynaklarını kullanmaktır.

Üniversite kaynaklarını kullanıp çözülebilecek bazı sorunlar, varoşlarda binlerce kişi uğraşsa da çözülemeyebilir. Unutmayalım ki Taylan Özgür’ün ODTÜ kimya labında geliştirip, ODTÜ stadına yazdıkları “DEVRİM” yazısının kimyasalını bulacak gençlere, 71’lerden çok bugün ihtiyaç vardır. Taylan Özgür’ün geliştirdiği ve formülü de onla beraber ölen, kaç senedir betonla yüksek tepkimeye giren ve senelerin geçmesine rağmen silinmeyen bir devrim yazısı. Taylan Özgür katledildiğinde ODTÜ’deki ortalamasının 4,0 olduğunu da unutmamak gerekir. Taylan Özgür devrimci yoğunluğu ve derslerini bir arada götürebilmiştir ve derslerindeki bilgiyi devrimci teknolojiler geliştirmekte kullanıp, ölümsüzleşmiştir. Üniversite gençliği için kilit nokta burasıdır. Teknik/teknolojik derslerde başarılı olmak, doğrudan dolaysız olarak burjuvalaşmak ya da burjuvaziye hizmet etmek değildir. Derslerde ve kullanım alanlarında devrimci olanaklar arama, devrimci öğrencilerin yaratıcılıklarını ve grupların perspektifine kalmıştır. Sol üniversite gençliğinde teknik/teknolojik bilgiye ilgi olmadığı gibi yapılarında böyle bir perspektifi te yoktur. Ama üniversitelerin bilgi kaynakları eşsiz fırsatlar doğurmaktadır. En azından üniversitelerin parasını ödediği internet bilgi havuzları, kütüphaneler, makalelere erişim olanağı vb den yararlanabilir.

Devlet sosyal bilimlerde papağan oluşturabilir. Ama temel/teknik bilimlerde gerçek bilgiyi olduğu gibi vermek zorundadır ve verdiği insanlarda halkın içinden çıkmış insanlardır. Devletin kendi teknolojik geleceği için halk çocuklarına öğrettiği bilgileri amaç dışı kullanmanın yolları dün olduğundan bugün daha fazladır. Sermayenin sadece niteliksiz işçiye değil teknik/teknolojik bilgi ile donatılmış insanlara da ihtiyacı vardır. İşte bu zorunluluk yüzünden üniversiteler teknik/teknolojik bilgi kaynakları olarak kullanılabilir ve bunu devlet engelleyemez. Eğer üniversite gençliği arasında sayısal bölümlerde okuyan devrimci/demokrat/solcu öğrenciler derslerinde ve bu konularında en iyileri olabilirlerse ve uzmanlık konuları bizi biz eden amansız sevda ile harmanlanırsa önümüze çok güzel imkânlar çıkar.

b) İnternet Her ne kadar internette güvenilir bilgiye ulaşmak para gerektiriyorsa da bu engelleri aşmanın yolları da mevcuttur. İnternet bir taraftan ezenlere iktidar sağlarken bir taraftan bilgiye ulaşmayı kolaylaştırmıştır. En azından 20 yıl öncesi ile karşılaştırıldığı zaman bu tartışılmazdır. Teknoloji sorununun çözümünde internet kilit roldedir. Bugün internette iyi arama yapabilmek, bilgilerin arasından kalitelilerini seçmek, hızlıca bazı insanları, bazı bilgileri bulmak, elde edilen belli bilgileri diğer başka kaynaklara da bakarak çaprazlamak çok önemli olmuştur. İnternetin kullanımı ile ilgili kurslar açılabilir. Tartışmalar yapılabilinir. Belli araştırma konuları bulunup bu konular kişilere bölünerek raporlar yazılabilir. Bu konuda herkese bir şekilde bir görev vererek interneti kitlesel bir şekilde ama belirlenmiş bazı amaçlar doğrultusunda kullanabiliriz.

Teknoloji Sorununun bir parçası: Teknik Takibin Önlenmesi ve Güncel Tezler: Bu bolümde teknik takibin önlenmesi ile ilgili tezler açılacaktır.

Güncelleme ilkesi

Teknoloji çok hızlı ilerlemekte bunun sosyal yansımaları çok yavaş olmaktadır. Bu teknolojiler günlük olaylarda bir etki yaptıklarında tepki yaratabilmektedirler. Mesela Atom bombasının Hiroşima ve Nagasaki’ye atılması atom bombası konusunda inanılmaz bir kamuoyu yaratmıştır. Ayrıca Hitler faşizminin geliştirdiği, jet uçaklarıyla yapılan ve ayrıca ilk hava bombardımanı olan Guarnica bombardımanı, Picasso’yu çok etkilemiş ve bu yeni savaş teknolojilerinin sosyolojik etkilerini inceleyen Guarnica tablosu doğmuştur. Herhangi bir teknolojiyi iktidarı elinde tutanlar çok gizli tutabilirler, ama bu teknoloji kullanıldığı anda dikkat çeker gizliliği azalır, bu teknoloji ile psikolojik ve başka türlü mücadele yolları gelişir. Ama günümüzdeki teknolojiler daha hızlı geliştiği ve böyle büyük yıkımları bir anda gerçekleştirmediği için sosyal etkileri ya da bu teknolojilerin tartışılması geçmişe göre çok daha yavaş ve seyrek gerçekleşmektedir. Teknik takip teknolojileri büyük yıkımlara yol açmaması sayesinde deşifre edilmesi, sanatçıları, yazarları etkilemesi ve üzerilerine romanlar yazılması daha zordur. Oysa her insan izlenmeden yaşamayı hak eder. Bu teknolojilerin tartışmaları artık daha çok uzman çevrelerde ve uzman yayınlarda yapılmaktadır. Özellikle Türkiye gibi ülkelerde bu tartışmalar ithaldir ve daha azdır. O yüzden Türkiye’yi yönetenlerin elindeki teknolojiyi takip etmenin bir yolu da dünyadaki, Amerika ve Avrupa’daki uzman gelişmeleri iyi takip etmektir. Bunun yolları internet sayesinde çok açılmıştır. Amerika ve Avrupa’daki bu uzmanlık alanlarını takip eden bir sivil toplum örgütünün Türkiye’deki egemenlerin teknik takibine yakalanması çok kolay değildir.

a) Yayınların Takibi ilkesi;

Teknik takip dünyanın en son teknolojileri ile yapılabilirse başarılı olabilir. Dünyanın en ileri teknolojileri Amerika’dadır. Amerika’nın teknik takiple ilgili dergilerini takip etmek güncel ve ertelenemez bir sorundur. Bunların sadece kitaplarını değil aylık yayın organlarını takip etmek gerekmektedir. Türkiye’de teknik takip ile ilgili yayınlar yok denecek kadar azdır, kitaplar ise çok sınırlıdır. Yine de “Gizli Kulaklar Ülkesi” (Bildirici 1998) ve “Siber İstihbarat” (Ersanel 2005) gibi çok kısa iki adet kitap mevcuttur.

b) Sivil Toplum Kuruluşlarının Takibi ilkesi;

Yeni bir teknoloji ortaya çıktığı zaman bu teknolojiye sosyal tepkiler ilk olarak Amerika’da ortaya çıkmaktadır. Çünkü bu teknolojilerin etkilerini ve ya muhtemel etkilerini ilk hissedenler ve bu teknolojileri geliştirenlerin büyük bir kısmı Amerika’da yaşamaktadır. Bu yüzdendir ki, bu gibi teknolojilerle çalışan insanlar basına, kamuoyuna, medyaya daha çok bilgi taşıyabilmektedirler. Teknik takip konusunda Amerika’da ki kamuoyu tepkileri daha çok burjuva tarzında insan özelliğinin/birey haklarının ihlal edildiği düşüncesiyle ortaya çıkmaktadır. Teknik takibin önlenmesi ya da yapılmaması değil daha çok insanların özel hayatlarının tehlikede olduğu düşüncesiyle karşı çıkış çerçevesinde örgütlenmiştir. Bu konularda çok sayıda sivil toplum örgütü vardir. Bu tartışmalar Türkiye’ye gelmeden önce bu teknolojiler Türkiye’ye gelmektedir. Bu nedenle, Amerikan medyasını ve sivil toplum örgütlerini takip etmek, bir nevi Türkiye’deki egemenlerin teknik takip teknolojilerini takip etmek anlamına gelir. Bu sivil toplum örgütlerinin güncel bir şekilde takip edilmesi gerekmektedir.

c) Tartışma Açma ve Yayınlama İlkesi;

Bu gibi teknik takip konularının bilimsel çevrelerde tartışılması kısır sorunlara yol açabilir. Çok bilen çok yanılabilir. Bazen çok az bilen bir insanın bir fikri çok başarılı sonuçlara yol açabilir. Bu yüzden de bu gibi konuları daha büyük kitlelerle tartışmak önemlidir. Bu da bu konuda süreli bir yayının yapılmasıyla olabilir. Diyalektik materyalizmin birinci kuralı, etkileşmeyen gelişemezdir. Eğer biz kitlelerle etkileşip öğrenmezsek, bu teknolojileri gelip Türkiye’de devlet öğretir, devlet etkileşir. Bu gibi bir yayın bu konuda düşünen ya da düşünmese bile bilen, anlayan bireyleri ortaya çıkartabilir, bir tartışma başlatır, Türkiye kamuoyunda sarsıcı etki yapar. Çünkü bu gibi bilgilerin kitlelere yayılmasından zararı olan devlet güçleri, avantajlı olan ise sosyalistlerdir. Sosyalistler bu bilgileri yaydıkça, halk devletin kolluk güçlerinin bağlı olduğu ipin boyunu öğrenebilir. Bu bilgilerin genel olarak halk tarafından bilinmesi devlet için zararlıdır. Çünkü bu konuların güncel olduğu bir toplumda kolluk güçleri teknik takibi bir devlet iktidarı olarak kolay kolay kullanamazlar. Böyle bir yayın kapsama alanını genişletir. Kitlesel yaygın tartışmalara yol acar.

Ekler

Teknolojik Sözlük

Bu çalışma da adı geçen bazı terim, teknoloji, olgu vb nin kısa ama net açıklamalarını bu bölümde bulabilirsiniz. Bunlar az veya çok birçok kişinin, bilmese dahi rahatlıkla öğrenebileceği kavramlar. Ancak çalışmada da birçok kez vurgulandığı üzere bilgiye ulaşmak oldukça kolay. Ancak yalan-yanlış bilgilere de ulaşmanın kolay olması nedeniyle kavram karmaşasına veya çalışmanın temelinde gedikler açabilecek dezenformasyona neden olmamak amacıyla bu bölüm oluşturulmuştur.

Nanoteknoloji: En yeni (terimin ilk kullanımı 1974 yılında bir Japon Bilim İnsanının makalesidir) ve üzerine en fazla yatırım yapılan teknoloji alanlarından olan Nanoteknoloji aşırı küçük (100 nm/ metre nin 10 milyonda birinden daha küçük) yapısal maddelerin üretimi, araştırılması ve bunlardan yararlanma tekniklerinin geliştirilmesidir, ya da başka ve anlaşılır bir ifadeyle maddelerin en küçük yapıtaşları (moleküller ve atomlar) üzerinden kontrol sağlayarak en az bir net özelliğe sahip ürün ve/veya sistem tasarlama. Örnekle daha görünür kılmak gerekirse: Bu ürün deri diplerine nüfuz eden belki sizin de reklamlarına daha önce rastladığınız nano-güneş kremi olabildiği gibi, kamera veya dinleme aygıtları da olabilmektedir. Ve tabi geliştirilmiş ve henüz açıklanmamış ya da kısa süre içerisinde geliştirilecek daha aktif nano ürünlerle (biz ürün diyelim de siz silah anlayın pek yakında tanışacağız)

Nanoteknoloji silah sanayi, elektronik, otomotiv, polimer, tekstil, gıda, tıp, çevre alanında uygumaları üzerinde her geçen gün çalışılmaktadır. 2008 sonu itibari ile ABD tarafından açıklanan 803 Nanoteknoloji kullanılarak üretilmiş ürün bulunmaktadır. ABD tarafından her türlü kriz, işsizlik vb olumlu/olumsuz ekonomik tablo dan payını ABD nin CIA dahil tüm kurumları veya en yakın müttefiklerine yapılacak maddi yardımlar alırken/kesintiye uğrarken; Nanoteknoloji araştırmalarına ayrılan kaynak tüm ekonomik tablolardan azade olarak sürekli olarak artırılmaktadır. GPS: Global Positioning System (Küresel Konum Belirleme Sistemi) nin kısaltmasıdır. Dünya yörüngesindeki uydulardan aldığı bilgilerle çok küçük bir hata payı ile yer tespitini sağlayan sistemdir.

GPS ABD ordusu tarafından bulunmuş 1980 lerde sivil hizmete açılmadan önce 10 lerce yıl kullanılmıştır. Net bilinen kullanım aracı Uzay Projeleridir. Ancak başka hangi amaçlarla, nerelerde kullanıldığı/kullanılmakta olduğu açıklanmamakla birlikte bilinmesi ve tahmini de oldukça kolaydır.

Dünyada ki GPS sistemleri hakimiyeti açısından en güçlü ülke ABD konumundadır. Rusya’nın GPS sistemi GLONASS da tüm dünya üzerinde çalışır konumdadır. Japonya’nın QZSS ve Çin’in BEIDOU sistemleri ise Asya, Okyanusya ve Batı Pasifik’i kapsamaktadır. Eskinin nükleer silahlanma veya uzay savaşlarının/yarışlarının bir diğer versiyonu GPS yarışı hakkında bilinen Avrupa’nın 2014 de GALILEO, Çin’in 2020 yılında COMPASS ve Hindistan’ın 2021 yılında IRNSS sistemleri tüm düm dünya üzerinde tkin bir GPS faaliyetine ulaşacağıdır.

Uydu: Sözlük anlamı olarak bir cismin yörüngesinde yer alan belirli bir harekete sahip cisimdir. 1957 ye dek sadece doğal olanları mevcuttu (Dünya için sadece Ay, Jüpiter için kendi uyduları vb.) Ancak 1957 de SSCB tarafından geliştirilerek yörüngeye yerleştirilen ilk yapay uydu “Sputnik 1” ve akabinde başta ABD olmak üzere (ABD nin ilk uydusu “Explorer I” 1958 de yörüngeye yerleştirilmiştir) onlarca ülke tarafından yörüngeye gönderilen 1000 lerce yapma uydu mevcuttur (Türkiye’nin dahi başarılı başarısız parmakla sayılacak kadar uydusu bulunmaktadır) ve çalışma boyunca uydu olarak atıfta bulunulan cihazlar Dünya yörüngesine yerleştirilen yapma uydulardır. Uydular haberleşme (telefon, televizyon vb), konum belirleme, meteoroloji takip, gökbilim vb bir çok amaçlı kullanılabilir. SSCB nin nükleer silah taşıma ve kendiliğinde bir şehri vurma kapasitesi olan uydu projelerinin 1967 yılında uygulamaya alındığını biliyoruz. Ya da 2000 lerin başında benzeri projeyi Yıldız Savaşları adı altında medyaya servis eden ABD nin bu projeyi kurmadan ciddi ölçüde bitirmeden bu tarz bir bilgi paylaşımını gitmeyeceği düşünülmektedir.

1970 lerin uyduları dahi doğru açı yakalandığında bir insanın kol saatinin markasını okuyacak düzeydedir. 4 uydunun ortak çalışması ile herhangi bir cep telefonunun durduğu yer en fazla birkaç metre hata ile tahmin edilebilmektedir. (Not: Türkiye de biri çalışır, açık, konuşulur halde minimum 6 cep telefonunu da içinde barındıran koca bir helikopterin yerinin 2008 yılında 48 saat nasıl tespit edilemediği sorusunu sakın bu çalışmayı buraya kadar okuduktan sonra bize sormayın:) )

Refaranslar

  • 2004 Aklın İsyanı Marksist Felsefe ve Modern Bilim. U.D. Ömer Gemici, transl: Tarih Bilinci Yayınevi. Alan Woods, Ted Grant
  • 1998 Gizli Kulaklar Ülkesi. İstanbul: İletişim Yayınları. Carr, Edward Hallett
  • 2004 Sovyet Rusya Tarihi 1917-1923: Bolşevik Devrimi, Cilt 3. 3 vols. T. Birkan, transl. Volume 3. İstanbul: Metis Yayınları. —
  • 2012a Sovyet Rusya Tarihi 1917-1923: Bolşevik Devrimi, Cilt 1. 3 vols. O. Suda, transl. Volume 1. İstanbul: Metis Yayınları. —
  • 2012b Sovyet Rusya Tarihi 1917-1923: Bolşevik Devrimi, Cilt 2. O. Suda, transl. İstanbul. Engels, Friederich
  • 2000 Anti-Dühring. İstanbul: İnter Yayınları. Engels, Friedrich
  • 1996 Doğanın Diyalektiği. Ankara: Sol Yayınları. Ersanel, Nedret
  • 2005 Siber İstihbarat Küresel ve Nano Casusluğun Anatomisi (Araştırma). İstanbul: Hayykitap. Friederich Engels, Karl Marx
  • 2011 Kuram / Sosyalizm. İstanbul: Yordam Kitap. Marx, Karl 1997a Kapital 1. Cilt. 3 vols. A. Bilgi, transl. Volume 1. Ankara: Sol Yayınları. —
  • 1997b Kapital 2. Cilt. 3 vols. A. Bilgi, transl. Volume 2. Ankara: Sol Yayınları. —
  • 1997c Kapital 3. Cilt. 3 vols. A. Bilgi, transl. Volume 3. Ankara. Ollman, Bertell 2011 Diyalektiğin Dansı Marx'ın Yönteminde Adımlar. İstanbul: Yordam Kitap.
  • 2012 New York Times, Radikal , Cumhuriyet Gazteleri Bilim ve Teknoloji Ekleri

Kaynakça