Header2.png

VikiSosyalizm'den Bildirimler Alabilirsiniz!
Bunun için sağ alt köşedeki kırmızı beyaz çan sembolüne tıklayınız

Erdal Eren

VikiSosyalizm sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
Nuvola apps important yellow.svg.png
Dikkat! Bu maddede ciddi "kaynak eksikliği" olduğu gözlenmektedir. Olguların gerçekliğinin tartışılabilmesi için söz konusu olaylara ait kaynak gösterilmesi gerekmektedir.

Daha fazla bilgi için Nasıl yazı yazılır ve Bilimsel yazı kuralları sayfalarına göz atabilirsiniz.


Erdal Eren
Erdal Eren'in 12 Eylül Darbesi dönemi gazetelerinde terörist ilan edilişi
Erdal Eren'in 10 Nisan 1980 tarihinde annesine yazdığı mektup
Sezen Aksu - Son Bakış (Erdal Eren için yazılan şarkı

Erdal Eren, (25 Eylül 1964, Şebinkarahisar, Giresun - 13 Aralık 1980, Ankara) 12 Eylül Darbesi öncesinde bir askeri inzibat eri olan Zekeriya Önge'yi öldürdüğü iddiasıyla yargılandı ve asılarak idam edildi. Erdal Eren, Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi ve Ankara Yapı Meslek Lisesi öğrencisiydi.


İdama Götüren Süreç

Olay, Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği (YDGD) üyesi ODTÜ öğrencisi Sinan Suner’in, 30 Ocak 1980’de öldürülmesiyle başladı. Ankara’nın Yukarı Ayrancı semtinde yazılama yapan Sinan Suner, MHP’li Bakan Cengiz Gökçek’in koruması Süleyman Ezendemir’in kurşunlarıyla öldürüldü. Suner’i vurmakla yetinmeyen Ezendemir, arabaya aldığı Suner’i başkent sokaklarında dolaştırdı, ve işkence uyguladı. Öldüğüne emin olunca da cesedi hastane kapısına attı.

Olayın duyulmasının ardından, 2 Şubat 1980’de Sinan Suner’in öldürüldüğü yerde protesto gösterisi yapıldı. Gösteriye müdahale eden askerlerle göstericiler arasında çıkan çatışmada er Zekeriya Önge ölürken, Erdal Eren’le birlikte 24 kişi gözaltına alındı. Eren, Zekeriya Önge’yi öldürdüğü iddiasıyla tutuklandı. 2 Şubat’ta gözaltına alınan Erdal Eren, tarihin en hızlı yargılamasının ardından, 19 Mart 1980’de idama mahkum edildi. Henüz 17 yaşındaydı, yaşına, avukatlarının sunduğu delil ve tanıklara bakılmadığına yüksek ihtimal verilmektedir.

Dünyanın dört bir tarafında idama karşı tepkiler yükseldi, imzalar toplandı. Ancak karar mahkeme öncesinden verildiğinden, yargıçlara sadece emri uygulamak düştü. Askeri Yargıtay 3. Dairesi’nin, önce “delillerin noksanlığı” nedeniyle esastan, ardından da, idamın müebbet hapse çevrilmesini gerektiren “TCK’nın 59’uncu maddesinin uygulanmaması” nedeniyle usulden bozmasına rağmen, Daireler Kurulu iki kararı da reddetti. Red kararlarıyla yargılamanın yeniden yapılmasının yolu kapatılırken, Eren’in avukatı Nihat Toktay, kararı, “Yargıtay içinde bitirildi” diye değerlendirdi. Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan karar, dünya çapında yürütülen “İdamı engelleyelim-Erdal Eren idam edilemez” kampanyasına rağmen 13 Aralık 1980’de Ankara Merkez Cezaevi’nde infaz edilirken, 12 Eylül cuntasının başı Kenan Evren’in, “Asmayalım da besleyelim mi?” sözleri zihniyetlere kazınmıştır.

Erdal Eren’in avukatı Nihat Toktay, Erdal’ın “dönemin yükselen gençlik hareketinin intikamını almak” kastıyla idam edildiğini söylemiştir. Toktay yayımlanan bir söyleşisinde, 1994 yılında, Zekariya Önge’ye, iddia edildiği gibi arkasından değil karşısından ateş ettiğine ilişkin iki tanığın ortaya çıktığına, olayın geçtiği Hoşdere Caddesi’nde oturan Ruhat Canveren ile kuaförlük yapan Haydar Arzuman’ın gördüklerini ATV’de yayınlanmak üzere hazırlanan “Son Celse” isimli bir programın “Erdal Eren Dosyası” bölümü için anlattıklarına dikkat çekti.

Programda ayrıca, kararı bir kez esastan, bir kez de usulden bozan Askeri Yargıtay 3. Dairesi Üyesi ve emekli hakim Ahmet Turan’ın, idam kararının adli hata olduğunu itiraf ettiğini ve dosyada Erdal Eren’in eri öldürdüğüne dair yeterli delilin olmadığını söylediğini de aktaran Toktay, Turan’ın, “Benim vicdani kanaatim bu delillerle idam kararı verilemeyeceğiydi. Arkadaşlarımı bu yönde ikna ederek kararı bozduk. Ancak başsavcılık itiraz etti, ikinci kez bozduk, en sonunda daireler kurulu idam kararını onadı. Yani sorumluluk onlara aittir” sözlerine dikkat çekti. Adli süreç işletilmedi.

Dava sürecinde, olay yerinde keşif yapılmadığını, Erdal’ın yaşının belirlenmesi için kemik incelemesi istediklerini, ancak yerine getirilmediğini belirten Toktay, ayrıca Erdal Eren’le birlikte olay yerinde yakalanan 24 sanığın da tanık olarak dinlenmediği, ölen askerin üzerinden çıkan elbiselerin Adli Tıp’a gönderilmediğini de söyledi. Toktay, “kurşunun mesafesine ilişkin bir inceleme yapılmadı ve yakın mesafe atışlarında meydana gelen etteki yanığa açıklama getirilmedi, olay yerinde kullanıldığı iddia edilen silahlar ile askerlerin silahlarının balistik incelemesi yapılmadı, tanık olarak dinlenen askerlerin ifadeleri arasındaki çelişkiler giderilmedi” dedi. Toktay, Erdal’ın üzerinde bulunduğu 3.5 metrelik yükseklik ile Önge’yi öldüren kurşunun giriş açısı ve yönünün çeliştiğini belirterek, otopsisin Oktay Çetinsoy isimli bir stajyere yaptırıldığını, ancak bu isimde birinin varlığını tespit edemediklerini söyledi.

Aradan geçen onca zamana karşın devletin zihniyetinde bir değişiklik olmadığını, idamın ceza değil, siyasal iktidarın “intikam” almasının bir biçimi olduğunu vurgulayan Toktay, “İdam özünde insanlık suçudur. TCK’nın 450/1’inci maddesi ‘planlayarak adam öldürme’yle ilgilidir. Ama hiçbir ‘taammüden adam öldürme’, Erdal Eren olayında görüldüğü gibi, devlet kadar planlı yapılamaz.” dedi. Erdal’ın idamının ardından, pankart asarak, idama tepkisini dile getirmek isteyen Ercan Koca, gözaltına alındı. Ercan, iki gün boyunca gördüğü yoğun işkence sonucu yaşamını yitirdi. Böylece Sinan, Erdal, Ercan her 13 Aralık’ta birlikte anılmaktadır.

Eren, kendisinden önce idam edilecek olan Necdet Adalı ile bir süre aynı hücreyi paylaşmıştır [1]

Son Sözü

Boynuna ilmik geçirildiğinde son sözü Kahrolsun Faşist Diktatörlük Yaşasın Türkiye Devrimci Komünist Partisi olmuştur.

Ayrıca bakınız

Kaynaklar

  1. Ertuğrul Mavioğlu (2006). Asılmayıp beslenenler: bir 12 Eylül hesaplaşması, Ithaki Publishing, Cilt 1, sayfa 82.