Header2.png

VikiSosyalizm'den Bildirimler Alabilirsiniz!
Bunun için sağ alt köşedeki kırmızı beyaz çan sembolüne tıklayınız

Kemalizm

VikiSosyalizm sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara

Kemalizm veya Atatürkçülük, Mustafa Kemal ve taraftarlarının görüşleri içeren, emperyalist devletlerin fakir ve geri kalmış Anadolu coğrafyasına olan müdahalesine karşı tepkiden doğan [1], ardından Türk milliyetçiliğine dönüşen [2] küçük burjuva ideolojisi.

Tarihi

1927’de, Cumhuriyet Halk Partisi’nin II. Kurultayında CHP’nin ilkeleri olarak cumhuriyetçilik, milliyetçilik ve halkçılık benimsenmişti. 1931’deki III. CHP Kurultayında ise bunlara laiklik, devletçilik ve inkılapçılık da eklendi.[3] Kemalizm terimi 1930'larda kullanılmaya başlandı. 1934'de Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı, yeni cumhuriyeti tanıtmaya yönelik olarak La Turquie Kemaliste (Kemalist Türkiye) dergisini yayımlamaya başlamıştır. [4] Bu düşünce sistemi, CHP’nin 9 Mayıs 1935'te toplanan 4. kurultayında kabul edilen programı’nda da "Kemâlizm" olarak geçmiştir.[5] Altı Ok olarak da bilinen ilkeler 1937’de de ise Anayasaya dâhil edilmiştir.

Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması üzerine Mustafa Kemal’ün başında olduğu yönetici kadro, ülkedeki siyasi düzeni yeniden yapılandırma, Türkiye’yi "Muhasır medeniyet" olarak tabir ettiği Avrupa burjuva medeniyetiyle birleştirme çabalarına girişti. 1 Kasım 1922’de TBMM’de kabul edilen yasayla saltanat kaldırıldı, 29 Ekim 1923’te ise Türkiye devletinin cumhuriyet olduğu ilan edildi. Mustafa Kemal ve taraftarlarının 1923’te kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin yöneticiliği altında gerçekleştirilen dönüşümler Osmanlı İmparatorluğu’nun enkazı üzerinde yeni bir burjuva devletin inşaasına yönelikti.[6]

3 Mart 1924’te halifelik tasfiye edildi. Padişahlığı ve halifeliği kaldıran Kemalist modernleşmecilik kendisini laik-milliyetçi bir temel üzerinde tanımladı.[7] 1923-1934 yılları arasında; devlet düzeni alanında, yasal ilişkilerde, kültür ve yaşam biçimi alanlarında değişiklikler yapıldı. Cumhuriyet anayasası kabul edildi, Müslüman dini okullar (medreseler) ve şeriat temelinde işleyen dinsel adli kurumlar kaldırıldı, dervişlik kaldırıldı ve tekkeler kapatıldı, Avrupa tipi takvime geçildi. Çok eşlilik de dahil olmak üzere İslami hukuk normlarını kaldıran Avrupa tipi yeni bir medeni kanun kabul edildi. Yeni bir ceza kanunu ve ticari kanun kabul edildi. Arap alfabesinden Latin alfabesine geçildi. Kadınlara seçilme hakkı tanındı.

4 Mart 1925’te çıkarılan Takrir-i Sükun kanunu Şeyh Sait Ayaklanması'nın bastırılmasını mümkün kıldı. Dört yıl yürürlükte kalan Takrir-i Sükun kanunu aynı zamanda muhalefeti bastırmak, Mustafa Kemal ve İsmet Paşa çevresindeki fraksiyonun askeri ve sivil bürokrasi içindeki bütün rakiplerini tasfiye etmek için kullanılmıştı.[7]

‘’Kılık-kıyafet reformu’’ başlangıçta teşvik edici uygulamalarla sınırlı kalıyordu, ancak din görevlilerinin de kılıklarıyla ilgili talimatlar ve özellikle türbe, tekke ve zaviyelerle ilgili yasaklamalarla birleşince popüler dini alışkanlıklar için ciddi bir tehdit unsuru haline geldi. Şapka ayaklanmalarının çıktığı dönem süresince 57 kişi şapkaya muhalif olduğu için asılarak idam edildi.[7]

Türk burjuvazisi politik ve ekonomik mevzilerini sabitledi ve yabancı sermaye ile ilişkilerini geliştirdi. Kemalistler, reformlarını burjuvaların ve toprak sahiplerinin ihtiyaçları üzerinden sınırladılar. [6] Savaşın tüm ağırlığını üstünde taşıyan köylülük toprak sahiplerinin sömürüsünden kurtarılmadı, radikal bir toprak reformu yapılmasına karşı çıkıldı. Nüfusun çok küçük bir kesiminin yaşadığı kentlerde mülk sahibi sınıfların mensupları ve öğretmenler, hâkimler, müdürler, valiler, kaymakamlar, aydınlar Batı kültüründen kopyalanmış kapitalist kültürle yaşarken, köylüler ilkel yöntemlerle tarımla uğraşmaya ve ilkel yaşam sürmeye devam ediyorlardı.

Türkiye'deki işçi sınıfı, yeni sanayi alanlarının açılması ve eskilerinin geliştirilmesiyle birlikte niceliksel olarak büyüse de işçiler hala temel haklarından yoksundu. İşçi sınıfının sosyo-politik talepleri tatmin edilmedi.[6] Çeşitli işkollarındaki grevlere karşı zor kullanıldı, bazı grevler askeri birliklerle bastırılarak katliamlarla sonuçlandı.[1] Kemalizm, bir taraftan Türkiye'de toplumsal sınıfların varlığını reddederken diğer taraftan “Bir toplumsal sınıfın diğerleri üzerinde tahakküm kurmaya teşebbüsünü” suç ilan etmişti. Aynı zamanda 1920’de kurulan Türkiye Komünist Partisi üzerine baskı uygulanıyordu.[6] Kemalistler, işçi mücadelesini engellemek için rüşvet, korkutma gibi yöntemlerle işçiler arasında çeşitli çelişkiler yaratıyorlardı. Köylülüyü, zanaatçıyı, küçük esnafı ise işçilere karşı kışırtarak işçilerin küçük burjuva kesimleriyle anlaşmazlığını da körüklüyorlardı; işçileri ötekileştirerek küçük esnafı kendi malının selameti için endişelendiriyorlardı ve bu kesimleri işçilere saldırtıyorlardı. Şovenizm kullanılarak ise Türk işçiler başka milliyetten işçilere karşı kışkırtılıyordu böylece Türk işçiler başka milliyetten işçilerle sürekli çelişki haline sokularak kapitalizme karşı mücadeleden uzaklaştırılıyorlardı.[1] Tek parti diktatörlüğü bir yandan işçi sınıfının bağımsız örgütlenmesini engellerken, diğer yandan işçileri kendi düşüncesi etrafında örgütlemek ve mücadelelerini denetim altında tutmak istiyordu. Bu amaçla çeşitli iş kollarında dernekler ve işçi birlikleri örgütlendi. Bu derneklerin başına CHP yandaşı kişiler getirildi. Miletvekili seçimlerinde ‘’işçi mebusu’’’ adı altında, yukarıdan atanmış kişiler aday gösterilerek meclise sokuldu. Amaçlanan, işçi sınıfını rejim destekçisi bir kitle haline getirmekti.[8]

Marksizmdeki yeri

Marksistler arasında, kemalizmin Kurtuluş Savaşı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş süreciyle devamlılık ilişkisi, anti-emperyalist olup olmadığı ve Türkiye'nin hala kemalist olup olmadığı gibi çeşitli konularda görüş birliğine varılamamıştır. [9] [10] [11]

Görüşler

Komintern'deki yazışmalar

Komintern'e seçilen Şefik Hüsnü, 1926'da Kemalizm'i ve iktidardaki "Halk Partisi"'ni şu şekilde anlatmıştır; [12]

« :"Halk Partisi, Avrupa’daki anlamıyla genel bir siyasi parti değildir. Parti, temsil ettiği sınıfların üyelerini hemen hemen hiç örgütlememiştir. Parti, bir yönetim aygıtı ve çok dar bir kurmayla sınırlıdır. Üyeler tarafından hiçbir parti çalışması yapılmamaktadır. Üyelerden beklenen, aidatlarını sürekli olarak ödemeleri ve seçimlerde partinin gösterdiği adaya oy vermelidir. Hemen hemen hiç genel kongre yapılmaz. Her şey Ankara’daki parlamento grubu tarafından saptanır ve bundan sonra alt kademelere bildirilir.

Partinin gücü ve bileşimi konusunda herhangi bir istatistik yoktur. Tahminlerimize göre, toplam üye sayısı 2-3 bin arasında değişmekle birlikte, faal olarak çalışanların sayısı 500’ü bulmaz. Bu sayılar, bürokratların üçte bir üyelikle partide ilk sırayı aldıklarını göstermektedir. Tarım burjuvazisi ve kapitalist burjuvazi hemen hemen denge halindedir. Bu durum, partinin en etkin üyelerini sanayi girişimlerine bizzat teşvik etmesiyle açıklanabilir. Nitekim Kemalizm en yetenekli siyasi liderleri, hükumetin maddi ve manevi desteği sayesinde oldukça kısa süre içinde iş dünyasında güçlü mevziler elde ettiler. Çok sayıda milletvekilinin, yüksek rütbeli subayın ve eski bakanın bir gecede banker, sanayici ve büyük tüccar haline geldiği görüldü." »

Stalin

Stalin, kemalizmin aslında işçi sınıfının geleceği açısından karşı-devrimci bir ideoloji olduğunu söylemiştir; [13]

« :"Kemalist hükümet, işçi ve köylülere karşı mücadelenin bir hükümetidir, içinde komünistlere yer olmayan ve yer olamayacak bir hükümettir." »

Mao Zedong

Mao Zedong'ya göre, kemalist Türkiye, gittikçe daha çok bir yarı-sömürge ve gerici emperyalist dünyanın bir parçası haline gelerek nihayet kendini İngiliz-Fransız emperyalizminine bağlı kılmak zorunda kalmıştır. Mao, görüşlerini Yeni Demokrasi Üzerine adlı eserinde şu şekilde belirtmiştir; [14]

« :"Birinci emperyalist dünya savaşından ve Ekim Devriminden sonra Türkiye'de, belli özel şartlardan dolayı (burjuvazinin Yunan saldırısını püskürtmedeki başarısı ve proletaryanın zayıflığı) burjuvazinin cılız Kemalist diktatörlüğü ortaya çıkmıştır. Çin'in kendine özgü şartlarında (uzlaşma eğiliminde olan burjuvazinin çelimsizliği ve sonuna kadar devrimci olan proletaryanın gücü şartlarında), işler hiç bir zaman Türkiye'de olduğu gibi kolayca halledilemez. 1927'deki Birinci Büyük Devrim başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra, Çin burjuvazisinin bazı mensupları Kemalizmi ateşli bir şekilde savunmamışlar mıydı? Ama Çin'in Kemal'i nerede? Ve Çin'in burjuva diktatörlüğü ile kapitalist toplumu nerede? Zaten Kemalist Türkiye bile, gittikçe daha çok bir yarı-sömürge haline, gerici emperyalist dünyanın bir parçası haline gelerek, sonunda kendini İngiliz-Fransız emperyalizminin kollarına atmak zorunda kalmıştır. Günümüzdeki uluslararası durumda sömürge ve yarı-sömürgelerdeki "kahramanlar", ya emperyalist cephede yer alarak dünya karşı-devrim güçlerinin bir parçası haline gelirler, ya da anti-emperyalist cephede yer alarak dünya devrim güçlerinin bir parçası haline gelirler. Ya birini ya da diğerini yapmak zorundadırlar, çünkü üçüncü bir yol yoktur." »

İbrahim Kaypakkaya

İbrahim Kaypakkaya, Seçme Yazılar adında yayınlanan eserinde kemalist devrimin önder gücünün Türk komprador büyük burjuvazisi ve toprak ağaları sınıfı olduğunu belirtmiştir. Kaypakkaya'nın milli olarak tanımladığı orta burjuvazi ise kemalist devrimin önder gücü değildi, yedek güç olarak yer almıştı.

Ayrıca İbrahim Kaypakkaya, Kemalizmin aslında faşizm olduğunu beyan etmesinin ardından bir çok yapıyı şu sözlerle eleştirmiştir; [15]

« :“Şimdi iyi biliyoruz ki; bizim Kemalizm hakkındaki yargılarımız Çetin Altan, D. Avcıoğlu, İ. Selçuk’tan tutun da, TİP, M. Belli, H. Kıvılcımlı, TKP, THKP-C, THKC, THKO ve Şafak revizyonistlerine kadar, bütün burjuva küçük burjuva örgüt ve akımlarını öfkeyle ayağa fırlatacaktır.” »

Kaypakkaya, kemalist rejimi askeri ve faşist bir diktatörlük olarak nitelemiş, görüşlerini 10 maddede şu şekilde özetlemiştir: .[16] [17]

« :1. Kemalist devrim, Türk ticaret burjuvazisinin, toprak ağalarının, tefecilerin, az miktardaki sanayi burjuvazisinin, bunların üst kesiminin bir devrimidir. Yani devrimin önderleri, Türk komprador büyük-burjuvazisi ve toprak ağaları sınıfıdır. Devrimde, milli karakterdeki orta burjuvazi önder güç olarak değil, yedek güç olarak yer almıştır.

2. Devrimin önderleri, daha anti-emperyalist savaş yıllarında iken İtilâf emperyalizmi ile el altından işbirliğine girişmişlerdir; emperyalistler Kemalistlere karşı hayırhah bir tutum takınmış, bir kemalist iktidara rıza göstermeye başlamıştır.

3. Kemalistler, emperyalistlerle barış imzaladıktan sonra bu işbirliği daha da koyulaşarak devam etmiştir.

4. Kemalist hareket, özünde “işçilere ve köylülere, bir toprak devrimi imkanına karşı” gelişmiştir.

5. Kemalist hareketin sonucunda, Türkiye’nin sömürge, yarı-sömürge, yarı-feodal yapısı; yarı-sömürge ve yarı-feodal yapı ile yer değiştirmiştir; yani yarı-sömürge ve yarı-feodal iktisadi yapı devam etmiştir.

6. Sosyal alanda, eski milli azınlıklara mensup komprador büyük burjuvazinin ve eski bürokrasinin, ulemanın hakim mevkiini milli karakterdeki orta burjuvazi içinden palazlanan ve emperyalizmle işbirliğine girişen yeni Türk burjuvazisi, eski Türk komprador büyük burjuvazisinin bir kesimi ve yeni bürokrasi almıştır. Eski toprak ağalarının, büyük toprak sahiplerinin, tefecilerin, vurguncu tüccarların bir kısmının hakimiyeti devam etmiş, bir kısmının yerini yenileri almıştır. Kemalistler bir bütün olarak, milli karakterdeki orta sınıfın çıkarlarını temsil etmemekte, yukardaki sınıf ve zümrelerin menfaatlerini temsil etmektedir.

7. Politik alanda, hanedanlık çıkarları ile birleştirilmiş olan meşrutiyet yönetiminin yerini, yeni hakim sınıfların çıkarlarına en iyi cevap veren yönetim, burjuva cumhuriyeti almıştır. Bu idare sözde bağımsız, gerçekte siyasi bakımdan emperyalizme yarı-bağımlı bir idaredir.

8. Kemalist diktatörlük, sözde demokratik, gerçekte askeri faşist bir diktatörlüktür.

9. Kemalist Türkiye bile, gittikçe daha çok bir yarı-sömürge ve gerici emperyalist dünyanın bir parçası haline gelerek sonunda kendini İngiliz-Fransız emperyalizminin kucağına atmak zorunda kalmıştır.

10. Kurtuluş Savaşını takip eden yıllarda, devrimin baş düşmanı kemalist iktidardır. O dönemde komünist hareketin görevi, hakim mevkiini kaybeden eski komprador burjuvaziye ve toprak ağaları kliğine karşı, kemalistlerle ittifak değil (böyle bir ittifak zaten hiçbir zaman gerçekleşmemiştir), komprador burjuvazinin ve toprak ağalarının bir başka kliğini temsil eden kemalist iktidarı devirmek, yerine işçi sınıfı önderliğinde ve işçi-köylü temel ittifakına dayanan demokratik halk diktatörlüğünü kurmaktır »

Ayrıca bakınız

Kaynakça

  1. 1,0 1,1 1,2 A. Şnurov, Türkiye Proletaryası, Yar Yayınları, İstanbul, 2006. Çeviren Güneş Bozkkaya.
  2. Paul Dumont (1999). Kemalist İdeolojinin Kökenleri. Jacob M. Landau (Yay. Haz.) (1999). Atatürk ve Türkiye'nin Modernleşmesi, İstanbul: Sarmal, ISBN 975-8304-18-6 (s. 49-72) içinde. s.55. Dönemin sözcülerinden Recep Peker: "Bizim aramızda yaşayan, politik ve sosyal bağlarla Türk milletine ait olan tüm vatandaşlarımızı biz kendi insanlarımız olarak düşünürüz: aralarında 'Kürtçülük', 'Çerkezlik' ve hatta 'Lazlık' gibi fikirler ve duygular yerleşmiş olsa bile, onlar bize aittir. Mevcut yanlış anlayışlar ancak mutlakiyet yönetimlerinin ve uzun süren tarihsel baskıların ürünüdür ve biz en içten çabalarımızla bunları ortadan kaldırmayı görev sayıyoruz."
  3. http://marksist.net/ozgur_dogan/kemalizmin_alti_oku_ve_gercekler.htm
  4. Dr. François Georgeon. (Çev: Prof. Dr. Niyazi Öktem) kemalist Dönemde Türkiye'de Fransızca Yayın Yapan Basına Toplu Bir Bakış (1919-1938), Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı: 17, Cilt: VI, Mart 1990.
  5. Prof. Dr. İsmet Giritli. Atatürk ve Türkiye'nin Modernleşmesi, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı: 37, Cilt: XIII, Mart 1997.
  6. 6,0 6,1 6,2 6,3 Büyük Sovyet Ansiklopedisi Türkiye maddesi
  7. 7,0 7,1 7,2 Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi,Türkiye'de Burjuva Cumhuriyeti
  8. Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi,Tek Parti Diktatörlüğü
  9. Paradigmanın İflası, Fikret Başkaya
  10. Toplu Yazılar, Mahir Çayan
  11. http://www.sendika.org/2015/01/kahrolsun-kemalist-diktatorluk-inonu-alpat/
  12. Şefik Hüsnü, Komintern Organlarındaki Yazı ve Konuşmaları, s. 52-53-54, Şefik Hüsnü'nün 1926 Yılında Komünist Enternasyonal Dergisinin 9'uncu Sayısında "Türk Milliyetçiliğinde Devrimci Dalganın Geri Çekilmesi" başlığıyla ve 'B. Ferdi' imzasıyla Yayınlanmış Olan Makalesi, Aydınlık Yayınları
  13. Stalin, Çin'de Devrim ve Komintern'in Görevleri, Eserler, c.9, s.256. 24 Mayıs 1927
  14. Mao Zedung, Yeni Demokrasi Üzerine, Mao Zedung - Seçme Eserler, 2. baskı, Nisan 1960 Pekin Halk Yayınevi.
  15. İbrahim Kaypakkaya - Seçme Yazılar, sayfa 187
  16. https://www.wikisosyalizm.org/İbrahim_Kaypakkaya_-_Seçme_Eserler:Kemalist_Türkiye,_Gittikçe_Daha_Çok_Bir_Yarı-Sömürge_ve_Gerici_Emperyalist_Dünyanın_Bir_Parçası_Haline_Gelerek,_Kendini_İngiliz-Fransız_Emperyalizminin_Kollarına_Atmak_Zorunda_Kaldı
  17. http://istiraki.blogspot.com.tr/2009/01/kaypakkayann-kemalizm-eletirisi.html