Header2.png

VikiSosyalizm'den Bildirimler Alabilirsiniz!
Bunun için sağ alt köşedeki kırmızı beyaz çan sembolüne tıklayınız

Marksizm

VikiSosyalizm sitesinden
(Marksist sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara
Kapitalist Sistem Nasıl İşler?


Marksizm, bilimsel sosyalizm ve komünizmin kurucusu Karl Marx'ın ve Friedrich Engels'in çalışmalarından çıkarılan insanlığın özgürleşmesiyle ilgili bir düşünce sistemi ve ideoloji. Marksizm tarihin diyalektik materyalist bir yorumuna dayanan ekonomik ve toplumsal bir dünya görüşü, kapitalizmin çözümlenmesi ve bir toplumsal değişim teorisidir.

Marksizm bir öğreti olarak siyasal, ekonomik ve felsefi bir bütünlük içerir. Marksizm, ideolojik alanda esas olarak sınıflar savaşımı teorisini ortaya atan ve bu savaşımın zorunlu sonucu olarak proletarya diktatörlüğüne ve oradan da toplumsal eşitlik ve özgürlük dünyası komünizme varılacağını öngören bir öğreti olarak tanımlanır.

Lenin, marksizmi şu şekilde tanımlamaktadır; [1]

« :Ve kendimize kendinize şu soruyu yöneltin: Marx'ın öğretisi niçin devrimci sınıf ferdi olan milyonlarca kalbi kazanabilmiştir? Bu soruya verilecek cevap şöyle olabilirdi: Bu başarıyı Marx, kapitalizm döneminde elde edilmiş olan ve insanlığın o güne kadar biriktirmiş olduğu bütün bilgi birikimine dayandığı için elde edebilmiştir. Marx, insanlık toplumunun gelişim yasalarını araştırmakla beraber, kapitalizmin komünizme evriminin bir kaçınılmaz zorunluluk olduğunu ve en önemlisi, o, bunu bu kapitalist toplumu ondan önceki bilimin verdiği bütün verileri içselleştirip, bu bilgi yumağının yardımı ile en sağ sağlam, en ayrıntılı ve en derinlere inen araştırmalarla ispatlamış ve ortaya koymuştur. »

Tarihçe

Karl Marx ve Friedrich Engels

Marksizme adını, çağının öncü filozofu, siyaset bilimci, ekonomist ve devrimci Karl Marx'tan alır. İşçi sınıfıa dair sömürü düzenini ve üretim araçlarına yabancılaşmasını inceleyerek kapitalist üretim ilişkileri üzerine diyalektik ve tarihsel materyalizmin temellerini atmıştır. Marks' İnsanlık tarihini sınıflar savaşımı açısından değerlendirerek, çağının düşürünleri arasında sıyrılmış ve bu fikirlerini 1848 yılında kaleme aldığı Komünist Manifestoda dile getirmiştir: "Şimdiye kadarki tüm toplum tarihi sınıf mücadeleleri tarihidir." [2]

Marxizm'ın teorik gelişiminde Marx'a en büyük katkı yine kendisi gibi bir filozof olan Friedrich Engels yapmıştır. 1844 yılında düşünsel ortaklıkları üzerine birlikte yola çıkan ikili, Marx'ın 1883 yılındaki ölümüne dek birlikte pek çok ortak kitaba ve makaleye imza atacaklardır.

1848 yılında Komünist Parti Manifestosu'nun yayınlanmasının ardından Belçika'dan sınırdışı edilen ikili Köln'e geçerek burada Neue Rheinische Zeitung adlı devrimci gazeteyi çıkartmaya başladılar. 1849 yılında buradan da ayrılmak zorunda kalan ikili Londra'ya geçer.

Siyasi ve yazın alanındaki faaliyetlerini Londra'da sürdürürler. 1883 yılında Marx'ın ölümü üzerine Engels, Marx'ın yazmış olduğu eserlerin editörlüğü ve çevirmenliğini yapmak durumunda kalır. Bu dönemde kendisi de başta Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni olmak üzere çeşitli eserler kaleme alır.

19. yüzyıl

Marksizm, 19. yüzyılda kendi açılarından zirveye ulaşmış olan üç düşünsel kaynaktan beslenmiştir: İngiliz ekonomi-politiği, Alman felsefesi ve Fransız ütopik sosyalizmi. Bu üç bileşen, Marx ve Engels tarafından yoğun bir entelektüel ve siyasal eleştiriden geçirilerek eşit ve özgür bir insanlık ütopyasının yaşama geçirilmesinin teorisi ve pratiği olarak Marksizm'de erimiş ve dönüştürülmüştür.

Marksizm fikirleri Avrupa kıtasındaki 1848 Devrimleriyle ayaklanan işçi sınıfı hareketinin içine doğar. Özellikle aydınlar, düşünürler ve siyasetçiler arasında bilinir hale gelse de emekçiler arasında geniş bir etkiye derhal sahip olmaz. Birinci Enternasyonal örgütlenmesiyle bilinir hale gelen Marksizm, Paris Komünü gibi ayaklanmaları etkilese de belirleyici ideoloji olmayacaktır. Kısa ömürlü de olsa Paris Komünü deneyimini selamlayan Marx ve Engels yaptıkları eleştirilerle süreci değerlendirerek bu deneyimi işçi sınıfının ilk özgün devrimci hükümeti olarak tanımlamışlardır. Bu değerlendirmeler marksizmdeki proletarya diktatörlüğü ile bütünleşiktir.

20. yüzyıl

Ekim Devrimi'nin ardından kurulan Halk Komiserleri Kurulu, 1918. (Lenin ortada)

Bu dönemde Rusya İmparatorluğu'nda yaşanan Şubat Devrimi ile çarlık rejiminin devrilmesi ve sonrasında Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi içindeki Lenin önderliğindeki Bolşeviklerin Ekim Devrimi ile iktidarı almalarıyla yeni bir ayrım yaşanır. Bolşevikler özellikle I. Dünya Savaşı sırasında sosyal demokrat partilerin işçi sınıfı siyaseti aleyhine olacak şekilde ulusal burjuvaziyle ittifak yapmasını eleştirir. Bu yüzden II. Enternasyonal yerine artık III. Enternasyonal'in gündemde olduğu belirtilerek bu yönde örgütlenme yapılır.

Marksizm ve Leninizm bu dönemlerde sık sık gündemde olacak, yaşanan yeni alt üst oluşlarda temel referans noktası haline gelecektir. II. Dünya Savaşı'nın ardından Doğu Avrupa ülkelerinde kurulan rejimler, Çin Devrimi'nin 1949 yılında başarıya ulaşması ve 1959 yılındaki Küba Devrimi ile Fidel Castro önderliğinde iktidarı ele geçiren 26 Temmuz Hareketi sayesinde marksizmden etkilenen siyasi hareketlerin çeşitli ülkelerde başa geçtiği görülür.

21.yüzyıl

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağılması ve Doğu Bloku'nun çözülmesiyle beraber marksist ideolojinin yenildiği ve tarihin bu anlamda sonu geldiği iddia edilmiştir. Lakin markistler bu duruma dönemse bir yenilgi olarak bakmaktadırlar. Yani tarihin geniş zaman çizgisine baktığımızda kısa süreli inişlerin bu yükselişi durduramayacağı görüşündedirler (Bakınız Francis Fukuyama'nın Tarihin Sonu ve Son İnsan adlı eseri). Buna rağmen özellikle marksist eğilimli Küba hükümetinin ideolojik etkisinden etkilenerek Latin Amerika'da birbirinin ardı sıra iktidara gelen marksist eğilimli iktidarların sayısı artmıştır. Bunlar arasında Simón Bolívar'a ithafen Bolivarcı Devrim sürecinde olduğu belirtilen Hugo Chavez'li Venezuela, Daniel Ortega'lı Nikaragua, Evo Morales'li Bolivya, Rafael Correa'lı Ekvador sayılabilir. Asya'da ise Maoist örgütlenmeler eşliğinde Nepal ve Hindistanda komünistler ülkelerinin büyük bir bölümünde iktidarı sağlamış durumdadırlar.

Kavramlar

Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm

Metodolojik açıdan Marksizmin bir tanımı da, aynı zamanda Marksist felsefi düşüncenin tanımlamasını da veren ve bilimsel bir yöntem olarak sunulan diyalektik materyalizmdir. Marx diyalektiği Hegel'den almış, onu materyalizm temeline oturtmuş ve kendi ifadesiyle, Hegel'in başaşağı duran yöntemini ayakları üzerine doğrultmuştur. Diyalektik materyalizm bu bileşimin bir ürünüdür. Marx, Feuerbach'ın materyalizmini eleştirmiş ve Feuerbach, dinsel özü, insan özüne indirger. Ama insan özü, tek tek bireyin doğasında bulunan bir soyutlama değildir. Bu öz aslında toplumsal ilişkiler bütünüdür demiştir. Diyalektik materyalizmin toplumsal-tarihsel alana uyarlanmasıyla da ortaya yeni bir paradigma "tarihsel materyalizm" çıkmıştır. Birçok sosyal bilimci çalışmalarını bu paradigma temelinde yapılandırmıştır.

Diyalektik ve tarihsel materyalizm sayesinde, insanlık tarihinin başlangıcından itibaren açıklanması ve özellikle sınıflı toplumun kuruluşu, ilkel komünal toplumdan komünizme gelişmesi ve varacağı aşamaların maddi toplumsal yapıdan çıkarılması amacıyla çalışmalar yapılmıştır. Bu toplumsal-tarihsel gelişme temelde maddi bir süreçtir, yani her tür iradeden bağımsız olarak, kendi iç yasaları gereği bu süreç ilerlemektedir. Bununla birlikte Marksizm'de iradenin yadsındığı söylenemez, aksine belirgin bir sekilde iradeye yer verilir. Bu irade bireylerin ya da belirli bir gurubun iradesi değil, işçi sınıfının iradesidir. Burada Marx'ın teorisi, toplumsal maddi koşullar ile işçi sınıfının iradesinin çakışmakta olduğunu öne sürer. Bu şekilde Marx, kapitalist toplumsal yapının çözümlemesine, maddi çelişkilerinin ortaya konulmasına ve bunların değiştirilmesinin yöntemlerinin bulunmasına yönelir. Çünkü, Marksizmin düsturlarından ilki, aslolanın dünyayı anlamak değil onu değiştirmek olduğudur.

Tarihi materyalist bakış açısıyla inceleyen teoride toplumun gelişmesinin tarihçesi ve dinamikleri insanların topumsal yapı içindeki üretim ilişkileriyle birlikte anlaşılmaya çalışılır. Toplumdaki ekonomik altyapı toplumsal sınıfları, siyasi yapıları ve ideolojileri belirler. Buna göre altyapı olarak değerlendirilen üretim güçleri, üretim ilişkileri, toplumsal iş bölümü ve mülkiyet ilişkiler üstyapı olarak adlandırılan kültürü, ideolojiyi, siyasi kurumları ve toplumsal yönetim biçimini belirler.[3]

Marx, bu sosyo-ekonomik çelişkilerin kendisini aşağıdaki toplumsal yapılar şeklinde gerçekleştirdiği ve gerçekleştireceğini öngörür;

  1. İlkel komünizm: Kabile topluluklarının birlikte yaşayışı
  2. Köleci toplum: Kabileler gelişerek şehir devletlerini oluşturur, aristokrasinin doğuşu
  3. Feodalizm: Aristokrasi iktidarı, tüccarlar kapitalistlere evrilir
  4. Kapitalizm: İktidarda kapitalistler vardır, üretim emeğini kiralamak durumundaki proletarya tarafından gerçekleştirilir
  5. Sosyalizm: Sınıf bilinci kazanan işçiler devrimle iktidarı alır ve üretim araçlarını kamulaştırır
  6. Komünizm: Sınıfsız ve devletsiz toplum, tüm dünyada sosyalist iktidarların başa gelmesi sonucu oluşur

Kapitalizmin eleştirisi

Kapitalist sistem piramidinde işçi sınıfı (en altta)

Bir kişi tüketeceğinden fazlasının üretiminde emek gücünü harcadığı durumlarda sömürülmektedir. Sömürü mekanizması artı değerin oluşmasıyla doğrudan ilişkilidir. Sömürü, sınıflı her toplumun ortak bir özelliği olagelmiştir. Toplumsal alanda bir sınıfın iktidarı ve dolayısıyla üretim araçlarının mülkiyetini elinde bulundurması diğer sınıfları sömürebilmesinin olanağını sağlar. Kapitalizmde emek-değer teorisine göre bir metanın değeri onun üretilmesi için gerekli emek süresindedir. Bu koşullarda işçi tarafından üretilen değer ile emeği karşılığında aldığı değer arasındaki farkı oluşturan artı değer kapitalist sömürünün temelidir.

Kapitalizm öncesi ekonomik modellerde işçinin sömürüsü fiziksel zor kullanılarak sağlanırdı. Kapitalist üretim tarzında aynı sonuç farklı şekilde sağlanır. İşçi üretim araçlarının mülkiyetine sahip olmadığı için aç kalmamak için kapitalist sömürü ilişkileri içinde çalışmak zorundadır. Gönüllü gibi görünen bu emek sürecine katılım, kapitalistler tarafından bir özgürlük olarak adlandırılsa da işçi çalışmak veya açlıktan ölmek arasında seçim yapmak durumundadır.

Marksizm ayrıca kapitalist üretim biçimi yüzünden yaşanan yabancılaşma sürecine de dikkat çeker. Üretim araçlarıyla olan ilşkilerine göre sosyal sınıfların aşağıdaki şekilde gerçekleştiğini belirtir:

  1. Proletarya: Emek güçlerini satan kişilerden oluşur, kapitalist üretim biçiminde üretim araçlarına sahip değildirler. Kapitalist üretim biçimi içinde proletarya eline geçen ücretten daha çok değer ürettiği için sömürülmektedir.
  2. Burjuvazi: Üretim araçlarına sahip sınıftır. Proletaryanın emek gücünü satın alarak onu sömürecek koşullarda çalıştırır. Küçük burjuvazi olarak adlandırılan bir alt sınıfı da bünyesinde barındırır.
    Küçük burjuvazi: İşçi çalıştırmasına rağmen kendisi de çalışan kişilerden oluşur. Marksizm üretim araçlarının gelişmesiyle birlikte bu ara sınıfın eriyerek proletaryaya dahil olacağını öngörür.
  3. Lümpen proletarya: Ekonomik üretime katkıda bulunmayan ve para karşılığı farklı işleri yapmaya hazır olan suçlular, dilenciler, serseriler vb bu gruba dahil edilir.
  4. Toprak ağalığı: Kapitalizm döneminde de hala güç ve servet sahibi olan tarımsal üretimde söz sahibi sınıf. (Bakınız: Feodalizm)
  5. Köylülük: Tarım alanında faaliyet gösteren dağınık bir sınıf, tarihsel olarak çoğunluğu proletaryanın saflarına geçerken bir kısmı toprak ağası olabilmektedir.

Marksizm işçilerin sınıf bilincine sahip olmaksızın sınıfları ve toplumları için tarihsel bir mücadele başlatamayacaklarına vurgu yapar.

Devrim ve Sosyalizm

Marksizm insanlık tarihinin ilerleyişi gereğince kapitalizmden sosyalizme geçişi kaçınılmaz olarak nitelendirir ve bunu da işçi sınıfının kendi eliyle yapacağını söylemektedir. [kaynak belirtilmeli]

Marksizm ve siyaset

Marksizm bana toplumun ne olduğunu öğretti. Ormanda kaybolmuş, gözleri bağlanmış birisiydim, neresi kuzey neresi güney bilmiyordum. Eğer sınıf savaşımının tarihini anlamazsanız veya en azından toplumun zenginlerle fakirler arasında bölündüğüne dair kesin bir bakışa sahip değilseniz ve aynı kişilerin diğerlerini boyunduruk altına alarak sömürdüğünü görmüyorsanız hiçbir şey bilmiyorsunuz ve ormanda kaybolmuşunuz demektir.

Kübalı devrimci ve Marksist-Leninist siyasetçi Fidel Castro

Marx'ın ölümünden sonra teorik arka planını Marksizme dayandıran çok farklı özneler çok farklı siyasi hatları takip etmiştir. Marksistler arasındaki ilk büyük ayrım sosyalizme geçiş sürecine dair yaşanmıştır. Sosyal demokrasi bu sürecin reformlarla burjuva parlamenterizmi dahilinde olacağını öne sürerken komünistler sosyalizme geçişin devrim sayesinde olacağını iddia etmişlerdir. Kopuş I. Dünya Savaşı başlangıcında kendi ulusal burjuva hükümetlerini destekleme kararı alan II. Enternasyonal'in dağılmasıyla kesinleşmiştir. Ekim Devrimi'nin başarısının ardından Bolşevikler III. Enternasyonalin kurulduğunu ilan etmişlerdir.

Tarihsel arka planı

1917 yılında Rusya İmparatorluğunda Ekim Devrimi ile iktidarı alan Bolşevikler, Marksist teorideki proletarya iktidarının pratiğe geçirilmesi alanında ilk büyük ölçekli deneme olur. Yeni hükümet sürmekte olan I. Dünya Savaşı'nın yanı sıra karşı-devrimci ayaklanmalar, iç savaş ve yabancı askeri müdahaleye maruz kalır. Bu olumsuz durum karşısında Bolşevik lider Lenin sosyalizmin zaferinin çok sayıda farklı ülkedeki işçilerin ortak mücadelesiyle ancak kurulabileceğini belirterek devrimin hızla yayılması gerektiğini vurgular. Ekim Devrimi, zaferi izleyen yıllarda dünya çapında devrimci bir dalga yaratmayı başarsa da beklenenin aksine Batı Avrupa sanayileşmiş kapitalist ülkelerinde işçiler iktidarı alamaz. Özellikle Alman Devrimi komünistlerin kanlı bir şekilde batırılmasıyla sonuçlanınca ve Sovyet-Polonya Savaşındaki başarısızlığın ardından Sovyetler Birliği yalnız kalmıştır. Bu dönemde ülkede önce Savaş Komünizmi sonra Yeni Ekonomi Politikası uygulanacaktır. Uluslararası siyasi ortamın giderek yeni bir dünya savaşına gitmeye başladığı dönemde ülke her ne pahasına olursa olsun sanayileşme hamlesine girişmiştir. Bu döneme dair değerlendirmede bulunan Troçki ve taraftarları Sovyetler Birliği Komünist Partisi genel sekreteri Stalin ve onun taraftarları tarafından uygulamaya konulan Tek ülkede sosyalizm siyasetinin yanlış olduğunu ve ülkede artık işçi sınıfının iktidarda olmadığını iddia ederler.

Çin'de kurulmuş olan ulusalcı Kuomintang partisindeki Marksist üyeler Çin Komünist Partisi'ne karşıydılar. Sun Yat-sen'in ölümünden sonra partinin başına geçen Çan Kay Şek döneminde ayrılık komünistlerin katledilmesine kadar vardırılacaktır. Çin Devrimi'nin ardından Kuomintang Tayvan'a kaçacaktır.

II. Dünya Savaşı'nın ardından Nazi Almanyası'nın işgal ettiği ülkeleri özgürleştiren Kızıl Ordu bu ülkelerde Sovyet yanlısı rejimlerin iktidara gelmesini sağlamıştır. Bunun haricinde Sovyetler Birliği'nin askeri varlığından bağımsız bir şekilde iktidarı alabilmiş marksist eğilimli partiler Çin Halk Cumhuriyeti, Yugoslavya, Vietnam, Güney Yemen, Etiyopya ve Küba gibi ülkelerde iktidarı alacaktır. Aynı ideolojiye bağlı olsalar da bu ülkeler arasında "Çin-Sovyet ayrılığı" , "Tito–Stalin ayrılığı" ve "Enver Hoca - Varşova Paktı ayrılığı" gibi siyasi ayrılıklar yaşanmıştır. (Bakınız: Hocaizm)

Yorumları

Sosyal demokrasi

Ana madde: Sosyal demokrasi

Sosyal demokrasi 19. yüzyılın sonuyla 20. yüzyılın başında ortaya çıkan siyasi bir akımdır. Bu dönemde çoğunluğu sosyalist devrimci ve Marksistlerden oluşan gruplar hem sosyalizm mücadelesi veriyor hem de bulundukları ülkelerde demokrasinin geliştirilmesi için çalışıyorlardı. Sosyal demokratların geleneksel olarak ayrılmasına sebebiyet veren görüş farklılığı sosyalizmin sınıf savaşımı, devrim ve proletarya diktatörlüğüyle gerçekleşebileceğini reddetmeleridir. Günümüzdeki sosyal demokrasi akımı sosyalizmin devrim değil evrim yoluyla elde edileceğini ileri sürerler. Bu tutum akımın özellikle komünistlerce kapitalizm içi reformist bir hareket olarak tanımlanarak eleştirilmesiyle karşılaşır. Sosyal demokratlar ve komünistler farklılıklarına rağmen I. Dünya Savaşı'na kadar II. Enternasyonal örgütü içinde bir arada yer almışlardır. Ancak sosyal-demokratlar kendi ulusal burjuva hükümetlerini savaş sırasında destekleme kararı aldıklarında komünistler tarafından işçi sınıfı'na ihanet etmekle suçlanmışlardır. Ekim Devrimi'nden sonra reform yanlısı sosyal demokratlar sosyal-demokrat ismini korurlarken, devrimci sosyalistler kendilerine komünist demeye başlar. Bu dönemde III. Enternasyonal kurulacaktır. Özellikle Batı Avrupa'da 20. yüzyılın ortalarından sonra ortaya çıkan Avrupa komünizmi akımına uyan İspanyol Komünist Partisi, İtalyan Komünist Partisi gibi bazı komünist partiler de sınıf savaşımı fikrini bıraktıklarını açıklamışlardır.

Marksizm-Leninizm

Marksizm-Leninizm'i temsil eden bir afiş

Dünya siyasi hayatına yaptığı etki bakımından Marksizm içindeki en büyük akımların başında gelir. Genellikle Bolşevizm olarak da tanımlanan akımın siyasi özneler ele alındığında dünya ölçeğinde büyük etkisi olduğu görülebilir. Bu terim Sovyetler Birliği Komünist Partisi tarafından Lenin'in Marksizmin üzerine yaptığı ideolojik geliştirmeleri tanımlamak için kullanılmıştır. Lenin'in düşüncelerini savunanlar yapılan geliştirmelerin Marksizmin asıl teorik temeline sadık kalınarak emperyalizm dönemini uygun hale getirilmesi olduğunu savunurlar. Buna göre Leninist emperyalizm tanımının stratejik bir çıkarsaması da sanayileşmiş ülkelerdeki işçi sınıfının aynı ülkelerin deniz aşırı sömürgelerinde boyunduruk altında bulunan ve bağımsızlık mücadelesi veren halklarla dayanışma gereğinin önemine vurgu yapmasıdır. Buna örnek Stalin'in görüşleridir; [4]

 :"Leninizm emperyalizm koşullarında gelişmiş ve tanımlanmıştır, bu dönemde kapitalizmin çelişkileri olağanüstü gelişmiş, proletarya devrimi acil ve pratik bir sorun haline gelmiştir, işçi sınıfının devrime hazırlandığı eski dönemin sonuna gelinmiş ve kapitalizme doğrudan saldırı dönemine girilmiştir."

Bununla birlikte Lenin, marksizm için şu tanımlamayı yapmıştır; [5]

 :"İlk olarak marksizm, öteki tüm ilkel sosyalizm biçimlerinden, hareketi tek bir özel mücadele biçimine bağlamamak noktasında ayrışır. Mücadelenin her türlü biçimini kabul eder ve onları "tertip etmez", ancak hareketin genel gidişatında açığa çıkan devrimci sınıfların bu mücadele biçimlerini yalnızca genelleştirir, örgütler ve onlara bilinçli bir ifade kazandırır.Tüm soyut formüllere ve doktriner reçetelere kesinkes düşman olan marksizm hareketin gelişmesi, yığınların sınıf bilincinin artması, ekonomik ve politik krizlerin şiddetlenmesiyle yeni ve giderek çeşitlenen savunma ve saldırı yöntemleri üreten, ilerleme hâlindeki kitlesel mücadeleye dönük özenli bir tavrı talep eder. Bu nedenle marksizm, herhangi bir mücadele biçimini mutlak mânâda reddetmez. Marksizm, mevcut toplumsal durum tüm kaçınılmazlığıyla değiştiğinde, bu döneme katılanlarca bilinmeyen yeni mücadele biçimlerinin doğacağını kabul ederek, yalnızca o ânda mümkün ve var olan mücadele biçimleriyle kendini hiçbir koşul altında sınırlamaz. Bu hususta marksizm, eğer bu şekilde ifade etmemiz mümkünse, kitlesel pratikten öğrenir ve "sistemleştiriciler”in münzevi gerçekliklerinde icat ettikleri mücadele biçimlerini kitlelere öğretme tarzlarını hiçbir şekilde sahiplenmez."

Bununla birlikte ünlü marksist Mihail Kalinin, "Devrimci Eğitim ve Devrimci Ahlak" adlı eserinde marksizmin sadece Marx, Engels, ya da Lenin okumak olmadığını şu sözlerle ifade etmiştir; [6]

 :"Marksizmi öğrenme yolunun yalnızca Marx'ı, Engels'i, Lenin'i okumak yeterli olmadığından Lobaçevski Harp Akademisinde bir kez söz etmiştim. Siz onları birinci sayfasından son sayfasına kadar öğrenebilir, şu ya da bu fikri aynen tekrarlayabilirsiniz. Ancak bu, henüz Marksizmi öğrendiğiniz anlamına gelmez. Marksizmi öğrenmek demek, Marksist yöntemi benimsedikten sonra, uğraşınıza bağlı diğer sorunlara da Marksistçe çözümler getirmeyi başarabilmek demektir. Diyelim ki tarım işletmesinde çalışıyorsunuz, Marksist yöntemden yararlanmayı bilmeniz gerekli midir? Kuşkusuz ki gereklidir. Ancak Marksist yöntemi uygulayabilmeniz için tarım işletmeciliğini öğrenmeniz, bu alanda uzman olmanız gerekir. Yoksa, tarım işletmesinde Marksizmi uygulamaya çalışmak boş bir çabadır. Eğer Marksizmin ezbercileri değil de, onun pratikte uygulayıcıları, savaşçısı olmak istiyorsanız bunu unutmamanız gerekir. Öyleyse Marksist olmak ne demektir? Bu, herşeyden önce doğru bir çizgiyi tutturmak demektir. Bunu başarmanın yolu ise, çalıştığınız alanda eksiksiz bir uzman olmanızdan geçer."

Marksizm-Leninizm-Maoizm

Ana madde: Maoizm

Maoizm, Çin Komünist Partisi lideri Mao Zedong tarafından Marksizm-Leninizm'e yapılan katkılar sonucunda oluşan düşünce sistemidir. Çin Komünist Partisi tarafından Maoizm tanımlamasının yerine Mao Zedong Düşüncesi tercih edilmektedir. [kaynak belirtilmeli] Ancak Hindistan Komünist Partisi (Maoist), Birleşik Nepal Komünist Partisi (Maoist) gibi maoizmi benimseyen siyasi partiler marksist-leninist yada maoist tanımlamasını tercih eder. Çin Halk Cumhuriyetinde Mao Zedong Düşüncesi resmî doktrin olarak benimsenmektedir. Mao, Marksizm-Leninizm kapsamında devrimin öncü güç kaynağı olarak tanımlanan sanayi proletaryasının dışında köylülüğün ihmal edildiğine vurgu yapar. Komünist partinin öncülüğünde kırsal alanda verilen önce halk savaşı teorisi bu şekilde geliştirilir. Mao, özellikle ülkenin çoğunluğunu köylülerin oluşturduğu durumlarda sosyalizmin ilk evrelerinde bu stratejinin geçerli olduğunu savunmuştur.

Troçkizm

Ana madde: Troçkizm

Troçkizm, Troçki tarafından geliştirilen bir ideolojidir. Troçki kendisini Bolşevik-Leninist olarak tanımlar ve geleneksel Marksist olarak görür. [kaynak belirtilmeli] Siyasi alanda Troçki'nin fikirleri özellikle Stalin'den tamamen ayrılır. Troçkizm'in öne çıkan farkı sürekli devrime olan vurgudur. Troçki, burjuva demokratik devrimlerini tamamlanmamış ülkelerde gerçekleşecek proletarya devrimlerinin kapitalist ülkelerle çevrili bir durumda ayakta kalamayacağını, ayakta kalabilmesi için özellikle gelişkin işçi sınıfına sahip sanayileşmiş ülkelerde sosyalist devrimlerin gerçekleşmesi gerektiğini savunur. Bu bağlamda Troçki, Sovyetler Birliğinde iktidarın işçi sınıfında değil dejenere bir bürokraside olduğunu iddia etmektedir.

Avrupa komünizmi

Avrupa komünizmi, 1970'li yıllarda İtalyan Komünist Partisi ve İspanyol Komünist Partisi başta olmak üzere bazı Batı Avrupa komünist partilerinde ortaya çıkan bir anlayıştır. Sovyetler Birliği geleneğinden farklı bir hat izlemek isteyen Santiago Carrillo tarafından formüle edilmiştir. [kaynak belirtilmeli] İtalya'da ise teorik olarak Antonio Gramsci'ye dayandırılmak istenmiştir. Buna göre proletarya diktatörlüğü fikri reddedilmiş, geleneksel Marksist-Leninist esaslardan vazgeçilmiştir. Özellikle Arnavutluk Emek Partisi lideri Enver Hoca tarafından eleştirilen siyasetin temeli Nikita Kruşçev'in barış içinde bir arada yaşama siyasetine dayandırılır. [7]

21. yüzyıl sosyalizmi

21. yüzyıl sosyalizmi, kapitalizmin 21. yüzyıla getirdiği, yoksulluk, açlık, sömürü, ekonomik baskı, cinsiyetçilik, ırkçılık, doğal kaynakların tahribi gibi konularla mücadeleyi savunmakla birlikte, 20. yüzyılda uygulanan sosyalist ilkelerin başarısızlıklarını katılımcı demokrasi yoluyla çözüleceğini öngörmektedir. [8] Bu sebeple; daha önceki yüzyıldaki sosyalist hükümetlerin uyguladığı "Komünist Parti" önderliği yerine, katılımcı demokrasiyi hedeflemektedir. [9] 21. yüzyıl sosyalizmi, demokratik sosyalizmin bir türü olarak kabul edilmektedir. Buna örnek olarak Hugo Chávez, Evo Morales ve Rafael Correa demokratik yollar ile seçilen liderlerdir.[9]

Revizyonizm karşıtlığı

Enver Hoca
Ana madde: Antirevizyonizm
Ana madde: Hocaizm

Marksist-Leninistler arasında özellikle Kruşçev politikalarını kabul etmeyen siyasi partiler de bulunmaktadır. Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanlığı yapmış olan Vyaçeslav Molotov Kruşçev tarafından tasfiye edildikten sonra izlenen siyasi politikayı şiddetle eleştirmiştir. Bu politikalar revizyoizm olarak adlandırıldığı için bu siyasetin karşıtlığı da revizyonizm karşıtlığı olarak değerlendirilmektedir. Çin Halk Cumhuriyeti ile birlikte Sovyetler Birliği'ni revizyonist olarak tanımlayan Enver Hoca ise Üç Dünya Teorisi'nin üzerine Çin Halk Cumhuriyeti'nden de uzaklaşmıştır. (Bakınız: Hocaizm)

Eleştiriler

Ana madde: Antikomünizm

Marksizm tüm siyasi akımlar tarafından çeşitli şekilde eleştirilmiştir. Sosyal-demokratlar sosyalizme proletarya devrimi sonucunda ulaşılabileceğini kabul etmezken, anarşistler sosyalizmde devlet aygıtının varlığını korumasını reddederler. Siyasi olarak tamamen karşıt akımların Marksizme yönelik eleştirileri daha çok sosyalizme karşı olarak değerlendirilebilir. Marksizmin ekonomik alandaki dayanaklarının eleştirilmesine ek olarak özellikle Frankfurt Okulu tarafından geliştirilen sosyal, toplumsal, siyasi eleştiriler de bulunmaktadır. [kaynak belirtilmeli]


Dış bağlantılar

Kaynakça

  1. N. Krupskaya, Lenin ve Halk Eğitimi, Birinci baskı s. 23
  2. Karl Marx, Friedrich Engels, Komünist Parti Manifestosu NK Yayınları İstanbul 2003 3.Baskı Almancadan çeviren: Erkin Özalp s.11
  3. Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı adlı eserin giriş kısmı
  4. Stalin - Leninizmin İlkeleri
  5. V. I. Lenin, Gerilla Savaşı. 30 Eylül 1906 Proletari, Sayı: 5 Toplu Eserler 11. Cilt, s. 213-23
  6. M. I. Kalinin, Devrimci Eğitim Devrimci Ahlak, Boran Yayınları, 4. Baskı
  7. Enver Hoca, Eurocommunism is anti-communism 8 Nentori Publishing House, Tiran 1980 s.252
  8. Heinz Dieterich: "Der Sozialismus des 21. Jahrhunderts – Wirtschaft, Gesellschaft und Demokratie nach dem globalen Kapitalismus", Einleitung Socialism of the 21st Century – Economy, Society, and Democracy in the era of global Capitalism, Introduction
  9. 9,0 9,1 Burbach, Roger; Michael Fox and Federico Fuentes (2013). Latin America's Turbulent Transitions. London: Zed Books. ISBN 9781848135697. 
  • Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, İletişim Yayınları, 1987
  • Castro, Fidel; Ramonet, Ignacio, My Life: A Spoken Autobiography New York: Scribner 2009 ISBN 9781416562337