Header2.png

VikiSosyalizm'den Bildirimler Alabilirsiniz!
Bunun için sağ alt köşedeki kırmızı beyaz çan sembolüne tıklayınız

Marksizm-Leninizm

VikiSosyalizm sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
Marksizm-Leninizm'i temsil eden bir afiş

Marksizm-Leninizm, Marx ve Engels'in öğretisi olan Marksizm'in Lenin tarafından geliştirilmiş olan öğretisini tanımlamaktadır.[1]

Etimoloji

Marksizm-Leninizm terimi ilk defa 1930'lu yıllarda Stalin'in etkisiyle Sovyetler Birliği'nde ortaya çıkmıştır. [kaynak belirtilmeli] G. Lisiçkin'e göre, Marksizm-Leninizm'in ayrı bir ideoloji olarak ortaya çıkışı Stalin'in "Leninizm'in Soruları" adlı kitabında başlamaktadır. [2]

Leninizm, Marksizm üzerine kurulmuş politik ve ekonomik bir teoridir. Marksizm'in bir kolu ve aşaması olarak ele alınır, Bolşevik lider Vladimir Lenin tarafından geliştirildiği kabul edilir. Yaklaşıma göre Lenin, Marx'ın temel eserini üç temel noktada, yani felsefe, ekonomi ve siyasal alanlarda geliştirmiş, onu yeni koşullara uygun bir öğreti olarak ve temel ilkelerinden sapmaksızın yeniden üretmiştir. Bundan dolayı Leninizm, marksizmin çağın gereklerine göre hem kuramsal hem politik hem de ekonomik alanda, temel ilkelere bağlı kalarak yeniden uyarlanması olarak anlaşılır.

Tarihi

"Leninizm" terimi Lenin hayattayken çok kullanılan bir terim değildir, ancak sağlık sorunları nedeniyle ölümünden bir süre önce, sovyet hükümetinde aktif rolünü sonlandırdıktan sonra sıklıkla kullanılmaya ve yaygınlaştırılmaya başlandı. Asıl olarak ise Üçüncü Enternasyonal'de (Komintern) Grigory Zinoviev "Leninizm" terimini kullandı ve terim popüler hale geldi. Bu tarihten itibaren, Leninizm kavramı, marksizm içinde, onun yeni bir aşaması olarak kabul edildi ve kuramsallaştırıldı.

Marksizm-Leninizm, Üçüncü Enternasyonal’in ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin resmi ideolojisiydi.

Sovyetler Birliği'nde SSCB Marksizm-Leninizm Enstitüsü Bilimler Akademisi adında bir bilim akademisi bulunmakta ve bir çok yayın yapmaktaydı.

Temel ilkeler

Klasik Marksizm'e ek olarak Leninizm "Proletarya Partisi", "Emperyalizm" "Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı" ve "Demokratik merkeziyetçilik" gibi konuları kapsamaktadır.

Parti kavramı

Toplumsal konumu gereği proletarya, sınıflı toplumsal yapıyı sona erdirecek olan iradedir. Marx'a göre bu irade, proletaryanın "doğal" olarak kurup benimseyeceği bir çeşit parti olacaktır. Marx için bu parti, proletaryanın içinden tamamen tarihsel bir zorunluluk ve kapitalizmin çelişkileri sonucu ortaya çıkar. Bu noktada Marx'ın saptaması, partinin devrim için bir aygıt ve proleteryanın örgütlenmiş bir biçimi, onun buluşma alanı olmasıdır. Devrimi yapansa, proletaryanın bizzat kendisidir.

Tam bu noktada Lenin bu iradeyi öncü "Komünist Parti" önderliğindeki proletarya olarak tanımlamıştır. Marksizm-Leninizm ifadesinde tanımlama yapılan Leninizm noktası, buradaki öncü parti vurgusudur. Bilinçsiz ve örgütsüz proletaryayı "lümpen proletarya" olarak tanımlayan Marx'ın görüşlerini genişleten Lenin, bu saptamasında devrimin proletarya için yapılmış olsa da, devrimin birincil öğesi ve yaratıcısı kurulmuş olan marksist partidir görüşünü beyan etmiştir. Bir kısım Marksist düşünür, bunu Leninizm ve Marksizm arasındaki ince farklardan biri olarak tanımlamaktadır. [kaynak belirtilmeli] Fakat bu görüşe karşı çıkanlar ve dünyadaki genel marksist görüş Lenin'in bu görüşlerini Marksizm'in geliştirilmesi olarak yorumlar. Lenin'in Devlet ve Devrim adlı eserinde açıkladığı ve SSCB'de hayat bulan teorik saptamalarında "Komünist Parti"'nin proletarya diktatörlüğüne geçiş için olmazsa olmaz nüvesi olarak belirtmiştir. Ayrıca Proletarya partisi, Lenin'e göre "Proletarya diktatörlüğü döneminde temel önder güç" ve "İşçi sınıfı birliğinin en yüksek değeri"'dir. [3]

Stalin de buna paralel olarak "Parti'nin, işçi sınıfının örgütlü müfrezesi" olduğunu belirmiştir. [4]

Emperyalizm

Ana madde: Emperyalizm

Leninizm`in diğer temel bir düşüncesi de emperyalizmi kapitalizmin en yüksek basamağı olarak görmesidir. Lenin, kapitalizmin küresel bir sistem olurken uyguladığı hileyi (Marx bu fenomeni öngörmüştür) Marx`ın çalışmalarını geliştirerek ve güncelleyerek anlatır. Lenin`e göre gelişmiş kapitalist ülkelerde proleter devrim gerçekleşemez çünkü bu ülkeler işçilerine nispeten yüksek yaşam standartı ve çeşitli fırsatlar sağlar ve işçilerin devrimci bir bilince ulaşması mümkün olmaz (bkz: İşçi aristokrasisi). Bu yüzden ancak daha az gelişmiş ülkelerde işçi devrimi mümkün olabilir. [kaynak belirtilmeli]

Fakat eğer devrim ancak fakir, gelişmemiş bir ülkede başlayabilirse burada bir sorun ortaya çıkmaktadır. Marx`a göre gelişmemiş ülkeler sosyalizmi inşa edemez, çünkü kapitalizm henüz buralarda bütün gücünü kullanmamış, sömürüsünü gerçekleştirmemiştir, işte bu yüzden dış güçler devrimi başarısızlığa uğratmak için elinden geleni yapacaktır. Buna Leninizm iki çözüm yolu önermektedir;

  1. İlk önerisi çok sayıda gelişmemiş ülkenin kısa bir sürede birleşerek büyük federal bir yapı kuracağı, bu sayede kapitalizme karşı direneceği ve sosyalizmi kurmayı başaracağıdır. Sovyetler Birliği`nin kurulmasının temel fikri budur.
  2. Diğer önerisi de gelişmemiş ülkelerde başlayan devrimin veya devrim ateşinin gelişmiş kapitalist ülkelerdeki devrim kıvılcımını tetikleyebileceğidir (örnek olarak Lenin, Ekim Devrimi'nin bir Alman Devrimini ateşleyebileceğini ummuştu). Gelişmiş ülke böylece sosyalizmi kuracak ve gelişmemiş ülkelerin de aynı şeyi yapmasına yardım edecektir.

Demokratik merkeziyetçilik

Leninizm'in marksist geleneğe en büyük katkısı demokratik merkeziyetçi örgüt yapısını savunmasıdır. Bu ilkeye göre; bir eylemden önce mümkün olduğu sürece geniş tabanlı bir tartışma olmalıdır, fakat eylem kararı ortaya çıktığı andan itibaren herkesin bu eylemi desteklemesi gerekmektedir. [5]

Demokratik merkeziyetçilik, özetle şu ilkeleri kapsamaktadır;

  1. Bireyin örgüte, alt örgütlerin üst örgütlere bağlı olması
  2. Azınlığın çoğunluğun kararlarına uyması
  3. Tüm alt örgütlerin merkeze bağlı olmasını
  4. Tüm parti organların seçimle işbaşına gelmesi

Demokratik merkeziyetçilik ilkesi, isminden de anlaşılacağı üzere, iki yönü içermektedir. Birincisi; demokrasi yönü, ikincisi ise; merkeziyetçilik yönüdür. Bu iki yön de kopmaz bir biçimde birbirine bağlıdır ve proletarya partisi için vazgeçilmezdir. Fakat, Leninist partilerde merkeziyetçilik daima ön plandadır. Demokratik yön ise, koşullara göre değişir, yani, daraltılır veya genişletilir. Merkeziyetçilik ilkesi, MK şahsında tek bir merkezi önder organa sahip olmayı ve azınlığın çoğunluğa, her bir örgütün merkeze, alt örgütlerin ise üst örgütlere bağlı olmasını gerektirirken, demokratiklik ilkesi ise, parti örgütlerinin aşağıdan yukarıya doğru seçim esasına göre kurulmasını ve partinin, kongrelerini, toplantılarını açık yapmasını gerektirir. Parti, bu her iki ilkeyi birbirine karıştırmaksızın uygun biçimler altında hayata geçirmekle yükümlüdür.

Şüphesiz ki, en küçük bir demokratik hakkın bile olmadığı, partinin illegal temellerde örgütlenmek ve çalışmak zorunda kaldığı ülkelerde, demokratik merkeziyetçiliğin merkezi yanı daha da ağır basar. Yani, partinin çeşitli düzeylerdeki örgütlerinde üyelerin seçimle görevlendirilmesi ilkesi uygulanamaz. Parti, ağır polis baskılarından dolayı, demokratik yanı sınırlamak, bunun karşısında mutlak-merkeziyetçiliği hakim kılmak zorundadır. Parti, ancak bu şekilde düşmanın ağır baskılarından kendisini koruyabilir. [6]

Lenin bu konuda "Uzmanlaşma, zorunlu olarak merkezileşmeyi öngörür ve onu gerekli kılar." görüşünü savunmaktadır. [7]

Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı

Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı (UKKTH), bütün ulusların siyasal kaderinin, başka bir ulus tarafından tahakküm altına alınmadan, bağımsız bir şekilde kendi geleceğini tayin hakkını içeren Marksist-Leninist bir teoridir.

Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı'na göre ezilen ulusun bir arada yaşama isteği olabileceği gibi bağımsız bir devlet ve kendine ait meclisler kurma kurma hakkı daima bulunmaktadır. Marksist-Leninist'lere göre bu hak bu açıklığıyla konmadığı sürece, hem ezen ulusun egemenleri tarafından hem de ezilen ulusun mülk sahibi sınıfları (burjuvazi tarafından çarpıtılmaya açık hale gelir. Marksistler ezilen ulusların kendi kaderini tayin hakkını, sulandırmaksızın, yani onların dilerlerse ayrı devlet kurmalarını kabul kapsamında desteklerler. Bu hakkı hangi biçimde kullanacağı ezilen ulusun iradesine bırakılmalıdır. Ulusal sorun, ezilen ulus ayrılma ve bağımsız bir devlet kurma hakkını elde edinceye kadar gerçekte çözülmeden kalır. Kültürel vb. tavizlerle çözüldüğü iddia edilen ulusal sorunların kısa bir süre sonra çok daha şiddetli bir temelde patlak vermeleri bunun kanıtı olarak gösterilmektedir. Ayrıca marksistlere göre ayrılma ve kendi devletini kurma hakkı tanınmaksızın, ezilen ulusa eğitimde vb. kendi dilini kullanma, kültürel özerklik gibi bazı tavizler vererek ulusal sorunu çözme iddiası bir burjuva aldatmacasıdır.[8]

Ayrıca bakınız

Kaynakça