Header2.png

VikiSosyalizm'den Bildirimler Alabilirsiniz!
Bunun için sağ alt köşedeki kırmızı beyaz çan sembolüne tıklayınız

Mehmet Ali Aybar

VikiSosyalizm sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
Mehmet Ali Aybar TİP lideriyken

Mehmet Ali Aybar 5 Ekim 1908'de İstanbul'da doğan TİP ve Sosyalist Devrim Partisi'nin liderliğini yapmış politikacıdır.

Mehmetaliaybar.jpg

VikiSosyalizm'deki Makaleleri

Hayatı

Aybar, kendi deyişiyle "bey takımı"ndan gelmektedir. [1] Baba tarafından dedesi Hüseyin Hüsnü Paşa II. Meşrutiyet döneminin önemli paşalarından ve siyasi figürlerindendir. Babası Tahsin Bey Kurtuluş Savaşı'nda yarbaylığa kadar yükselmiştir. Yine Kurtuluş Savaşı komutanlarından İsmail Fazıl Paşa ve Ali Fuat Cebesoy, Aybar'ın yakın akrabalarındandır. Bu, aynı zamanda Nazım Hikmet ve Oktay Rifat gibi şairler çıkarmış bir ailedir. Aybar'ın annesi Aliye Hanım da tanınan matematikçi ve fizikçiler yetiştirmiş Gelenbevioğlu ailesindendir.

Galatasaray Lisesi'nden 1928'de mezun olan Aybar, aynı yıl Amsterdam Olimpiyatları'nda yarışan atletizm milli takımındadır. 100, 200 ve 400 metre koşucusudur ve 1930'lu yıllarda Türkiye ve Balkan rekorları vardır. 1935'de İstanbul Hukuk Fakültesi'ni bitirmiş, bir sene sonra da aynı fakültenin Anayasa Hukuku kürsüsünde, Prof. Ali Fuat Başgil'in asistanı olarak göreve başlamıştır. 1939'da "Hukuki Mecburiyet ve Pozitif Zihniyet" başlıklı teziyle doktorasını tamamlamıştır. Tezini savunur savunmaz Paris'e gitmiş ve bir yıldan fazla kalarak doktora sonrası çalışmalarını yürütmüştür. 1942'de doçentlik sınavını başarıyla geçmiş ve Devletler Genel Hukuku doçenti olmuştur. Kürsü hocası Prof. Cemil Bilsel'dir.

1945 hem Türkiye'nin hem de Aybar'ın kişisel tarihi açısından çok kritik ve önemli bir yıldır. Çok partili hayata geçiş sürecinin başlatıldığı bu yıl, Aybar, Ahmet Emin Yalman'ın daveti üzerinde Vatan gazetesinde köşe yazısı yazmaya başlamıştır. "Kağıt Üzerinde Demokrasi" bu yazıların en ünlüsüdür. Ancak aynı yıl Türkiye'de devlet ve iktidar partisi CHP tarafından çok yoğun ve güçlü bir anti-komünizm propagandası başlatılmıştı. Başlamak üzere olan Soğuk Savaş'ta Türkiye'nin yerinin neresi olacağını bütün dünyaya ve tabii Türkiye'ye gösterme niyetinde olan bu dalganın ilk kurbanlarından biri de Aybar olmuş, 1945'in Aralık ayında üniversitedeki görevine son verilmiştir. Hile ve usulsüzlükleriyle ünlü 1946 Genel Seçimleri'nde DP'nin Bursa listesinde üçüncü sıradan bağımsız milletvekili adayı olmuş (kazansaydı, bağımsız milletvekili olacaktı), ancak diğer DP adaylarıyla birlikte seçimi kaybetmiştir.

1946 yılında Esat Adil'in liderliğini yaptığı Türkiye Sosyalist Partisi'nin yayın organları Gün ve Gerçek'te yazılar yazmıştır. Bu yazıları sonucu, anti-komünizm yarışının bir diğer önemli bayraktarı haline gelen DP çevresinin de tepkisini çekmiştir. 1947'de Siret Uncu'yla evlenir. Aynı yıl, kendi haftalık gazetesi Hür'ü çıkartır. Altı sayı çıkabilen gazete Sıkıyönetim Komutanlığı'nca kapatılır. Nisan ayında ünlü gazetesi Zincirli Hürriyet'i yayımlamaya başlar. Truman Doktrini'ne ve CHP yönetimine sert muhalefetiyle çok hızlı bir sürede popülerleşen bu gazeteyi basan İzmir'deki matbaa 19 Nisan 1947'de bir grup öğrenci tarafından "kahrolsun komünizm" sloganlarıyla basılır. Bu Zincirli Hürriyet'in de sonu demektir. 1948'de İstanbul'da sadece bir sayı daha çıkartılabilecektir. Hür ve Zincirli Hürriyet'te Orhan Veli, Oktay Rifat, Sabahattin Ali, Cami Baykurt, Aziz Nesin, Zekeriya Sertel, Behice Boran gibi aydınlar ve edebiyatçılar yazı yazmıştır.

Aybar 1948-1950 arasında Geveze ve Nuhun Gemisi gibi mizah dergilerinde imzasız yazılar yazmıştır. Ekim 1949'da "hükümetin manevi şahsiyetine yayın yoluyla hakaret" suçundan hapse girmiştir. Hapisteyken Cumhurbaşkanı'na hakaret suçundan 2 yıl 8 aya mahkûm olur (bu duruşmalarda yaptığı savunmalar önemli siyasal savunma belgeleridir). Üsküdar Paşakapısı Cezaevi arkadaşları arasında Nazım Hikmet ve Aziz Nesin de vardır. 14 Temmuz 1950'de DP iktidarınca kabul edilecek af kanunu sayesinde özgürlüğüne kavuşacaktır.

Aybar'ın 1945-1950 arasında yazdığı yazılarda, 1960 sonrası geliştireceği siyasal düşüncesinin kökenlerini bulmak mümkündür. Osmanlı-Türk devlet geleneğinin ceberutluğunu, asker-sivil aydın zümrenin otoriter ve bürokratik egemenliğini, ülkenin ekonomik ve siyasal bağımsızlığının giderek kaybedildiğini, sosyalizmin asıl amacının somut insanın mutluluğu olduğunu ve sosyalizmin ancak emekçilerin doğrudan söz ve karar sahibi olmasıyla kurulabileceğini (ve bunun ertelenemeyeceğini) yazmıştır.

1950-1960 arası Aybar'ın suskunluk yıllarıdır. Sosyalist aydınlar 1945-1950 CHP iktidarında her türlü devlet terörü ve baskısıyla yıldırılmak istenmiş, DP iktidarı da bu politikayı 1950-1960'da aynen devam ettirmiştir. Aybar bazı gazete ve dergilere yazılar göndermiş, ama hiçbiri yayımlanmamıştır. 1956 yılında kızı Güllü Aybar dünya gelir. Aybar bu yıllarda geçim sıkıntısıyla avukatlık yapmak zorunda kalmıştır. Kendisi bu dönemini, "boşa akan bir musluğa" benzetir.

27 Mayıs 1960 Darbesi sonrasında, Devlet Başkanı Cemal Gürsel'e yazdığı bir mektup ve düzenlediği bir basın toplantısında söyledikleri nedeniyle 5 yıla mahkûm olur, ancak karar temyizde bozulur, sonra da beraat eder. Aybar 1962'de, bir sene önce oniki işçi ve sendikacı tarafından kurulan Türkiye İşçi Partisi'nin başına getirilir. Böylece Türkiye sosyalist hareketinin en önemli ve büyük legal oluşumunun gerçek tarihi de başlamış olacaktır. TİP Aybar'ın Genel Başkanlığı'nda girdiği 1965 Genel Seçimleri'nde % 3 oranında oy alarak 15 milletvekili çıkartmıştır. TİP'in toplum ve siyaset üzerindeki etkisi ise bu sayının çok üzerinde olacaktır. Sosyalizm, emperyalizm, tam bağımsızlık, geri kalmışlık, NATO vb. gibi konular artık Türkiye'nin gündelik hayatının bir parçası olmuştur. 1967'de TİP'in öncülük ettiği Doğu Mitingleri ise, Kürt sorununun kabulü ve tartışılması için çok önemli bir eşiktir. Aybar bu mitinglerde yaptığı konuşmalarda, "Doğu Sorunu"nun sadece bir sömürü meselesi değil, aynı zamanda bir horlanma, dışlanma ve inkâr edilme meselesi olduğunu vurgulamıştır. TİP sadece Türkiye'de değil, dünyada da bilinen ve saygı ve gören bir sosyalist parti haline gelmiştir. 1966'da ABD'nin Vietnam'da işlediği suçları araştırmak ve yargılamak üzere kurulan Russell Mahkemesi, Aybar'ı yargıçlardan biri olması için davet eder. Mahkemenin diğer üyeleri arasında Bertrand Russell, Simone de Beauvoir, Jean-Paul Sartre, Isaac Deutscher ve Stokely Carmichael gibi isimler vardır. Aybar 1967'de bir aylığına Vietnam'a gider, yerinde gözlemler yapar, direnişin General Giap gibi liderleriyle görüşür. Russell Mahkemesi ABD'nin Vietnam'da soykırım yaptığına karar vermiştir.

TİP güçlenmeye ve etki alanını genişletmeye devam ederken, 1968 yılında Türk solunda ciddi bölünmeler de ortaya çıkmıştır. Yükselen gençlik hareketi TİP'in legal sosyalizmini pasiflikle suçlamaya, Milli Demokratik Devrim gibi fikirleri daha radikal ve çekici bulmaya başlayacaktır. Aynı yıl SSCB ve Varşova Paktı ülkelerinin Çekoslovakya'yı işgal etmesi Türk solu için bir başka önemli eşiktir. Aybar'ın bu işgali sert bir dille kınaması, bununla yetinmeyip eleştirilerini Sovyet sosyalizmine yöneltmesi ve "hürriyetçi ve güleryüzlü sosyalizm" gibi kavramlar kullanmaya başlaması, TİP içindeki Behice Boran, Sadun Aren ve Nihat Sargın gibi isimlerden oluşan ortodoks kanadı rahatsız etti. Aybar "bilimsel sosyalizm"den sapmakla suçlandı. Bu bölünmüşlükle gidilen 1969 Genel Seçimleri'nde oy oranı % 2.7'ye geriledi. Seçim sisteminin de değişmesi nedeniyle, TİP sadece Aybar ve Rıza Kuas'ı milletvekili seçtirebildi. Aybar aynı yıl parti başkanlığından, 1971'de de partiden istifa etti.

1969-1973 milletvekilliği döneminde Aybar, İsmet İnönü'nün deyimiyle, "bir parti gibi çalışmıştı" ancak 12 Mart faşizminde fazla etkili olamadı. 1970-1975 arasında Forum, Yeni Ortam ve Olay gibi dergilerde bürokratik sosyalizm ve Marksist hümanizma gibi konularda yazı dizileri yazdı. 1975'te arkadaşlarıyla birlikte, adı daha sonra Sosyalist Devrim Partisi olacak olan Sosyalist Parti'yi kurdu. Bu partinin siyasal etkisi fazla olmasa da, tüzüğü sol tarihi açısından önemlidir. Buna göre parti yöneticileri üst üste iki kez aynı göreve seçilemezlerdi. Ayrıca parti organlarında ve seçim listelerinde yer alanların en az üçte ikisi kol emekçisi olmak zorundaydı. Aybar, tüzüğe yansıyan bu düşünceleriyle paralel olarak Leninist parti modelini de eleştirmeye başlamıştı. 1979'da yayımlanan Marksizmde Örgüt Sorunu: Leninist Parti Burjuva Modelinde bir Örgüttür adlı kitabında, piramit şeklinde örgütlenen Leninist öncü parti modelinin buyuran-buyurulan ilişkilerini ilk önce parti içinde ürettiğini, devrim sonrasında da toplum ve siyasette yeniden ürettiğini iddia etti. Oysa sosyalizm ancak yatay bir örgütlenme ve özyönetimle; bir başka deyişle, sömürülen ve horlanan kitlelerin doğrudan söz ve karar sahibi olmalarıyla kurulabilirdi.

12 Eylül 1980 Darbesi olduğunda Aybar 72 yaşındaydı. Bundan sonraki yıllarını büyük ölçüde üç ciltlik TİP Tarihi kitabını yazarak ve sosyalistleri birleştirebilecek bir çatı partisi kurmaya çalışarak geçirdi. Ayrıca DİSK davasında avukatlık yaptı. Aziz Nesin'le birlikte bölücülük suçlamasıyla; özetle, Kürtler vardır ve anadilleri yok sayılmaktadır dediği için 1987-1988'de yargılandı. 1989'da cezaevlerinde açlık grevi yapan mahkûm ve tutuklulara destek vermek amacıyla 48 saatlik bir açlık grevine katıldı.

1987'de eşi Siret Aybar'ı kaybeden Mehmet Ali Aybar, 10 Temmuz 1995'de İstanbul'da vefat etti.[2]

Kitapları

Yazıları

Kaynakça