Header2.png

VikiSosyalizm'den Bildirimler Alabilirsiniz!
Bunun için sağ alt köşedeki kırmızı beyaz çan sembolüne tıklayınız

Osmanlı İmparatorluğu

VikiSosyalizm sitesinden
(Osmanlı sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara
Osmanlı Devleti bayrağı
Osmanlı Devleti arması

Osmanlı İmparatorluğu, Anadolu'daki Türk kavimler tarafından oluşturulan ve daha sonra çeşitli işgaller ile birlikte güçlenip imparatorluk haline gelen devlet.

Osmanlı İmparatorluğu, 15. ve 16. yüzyıllarda dünyanın en güçlü devletlerinden biri haline gelmişti. 600 yıldan fazla devam eden Osmanlı dönemi I. Dünya Savaşı'nın ardından 1922 yılında yerine Anadolu'da Türkiye Cumhuriyeti'nin ve güneydoğu Avrupa ile Ortadoğu'da birçok bağımsız devletin kurulmasıyla sonlanmıştır.[1]

Tarihi

14. yüzyılda, 1320’li yıllarda Küçük Asya’da I.Osman’ın hanedanından adını alan Osmanlı beyliği ortaya çıktı. Bu devletin içindeki çeşitli Türk kavimlerinden ve yerli halkın bir kısmından oluşan milliyet Osmanlı Türkleri olarak adlandırılmaya başlandı. 1320-1330 yılları arasında Osmanlı Türkleri, Bizans’ın Anadolu’da egemen olduğu son yerler olan Bursa’yı (1326), Nicaea’yı (İznik), Nikomedia’yı (İzmit) işgal etti. Sipahiler olarak adlandırılan savaşçılar Osmanlı’nın egemen sınıfıydı. Sipahiler için en önemli şey yeni bölgelerin ele geçirilmesi ve o bölgelerin doğrudan yağmalanmasıydı. 14. Yüzyılın ikinci yarısında Adrianopolis (Edirne) dahil olmak üzere Doğu Trakya ve bazı Bulgar kentleri işgal edildi. 1389’da Kosova zaferiyle Osmanlılar, Sırbistan’ı haraca bağladılar. Osmanlı orduları Bulgar imparatorluğunu, Tesalya’yı ve Makedonya’yı ele geçirdiler, 1396 Niğbolu Muharebesi’nde Avrupalı şövalyelerin birleşik güçlerini yendiler ve Konstantinopolis’e (şimdiki İstanbul) yaklaştılar. 14 yüzyılın sonuna doğru tüm Anadolu beylikleri gönüllü [kaynak belirtilmeli] olarak veya zor yoluyla Osmanlı devletinin sınırlarına dahil oldu böylece Osmanlı’nın sınırları Kuzey Doğu’da Canik’e (Samsun) kadar, Doğu’da Sivas’a kadar, Güney Doğu’da Karaman’a kadar genişledi.

15. Yüzyılın başında Timur, kalabalık ordularıyla Anadolu’ya sefer düzenldi. 1402 Ankara Savaşı’nda sultan I. Bayezid yenilgiye uğradı ve esir düştü. Anadolu’nun büyük bir bölümü yine eski beyliklere dağıldı. 1415’te Batı Anadolu’da hükümet karşıtı, halk ayaklanmaları patlak verdi. Bu ayaklanmaların bastırılmasından ve I. Bayezid’in oğulları arasındaki karşılıklı mücadelenin sonlanmasından sonra Osmanlı Devleti yavaşça toparlandı.

15. Yüzyılda 1440’lı yıllarda Osmanlılar, Balkanlarda yayılmacılıklarını yeniledi. 1421-1451 arasında hükmeden sultan II. Murad, Osmanlıların hareketini durdurmaya çalışan haçlı ordularını 1444’te ve 1448’de bozguna uğrattı, 1451-81 arasında hükmeden onun oğlu II.Mehmed ise nerdeyse iki aylık bir kuşatmadan sonra 29 Mayıs 1453’te Konstantinopolis’i aldı. Bizans İmparatorluğu varlığını sonlandırdı, Konstantinopolis ise Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti oldu. 1450-70 yılları arasında Sırbistan’ın bağımsızlığı tümden lağvedildi, Bosna, Mora, Attica, Trabzon İmparatorluğu ele geçirildi, Kırım hanlığı ve Eflak üzerinde Osmanlı egemenliği kuruldu. Fatih Sultan Mehmed (II. Mehmed), hükümdarlığının sonlarına doğru İskender Bey’in direnişini kırarak tüm Arnavutluğu ilhak etti.

Osmanlı İmparatorluğu en büyük sınır genişlemelerini 16. yüzyılda I. Selim döneminde (1512-1520 arasında hükmetti) ve Kanuni Sultan Süleyman (1520-66 arasında hükmetti) baştayken yaşadı. 1514-1515 yılları arasında Osmanlılar, Ermenistan’ı, Kürdistan’ı ve Musul kenti dahil Kuzey Mezopotamya’yı ele geçirdiler. 1516-1517’de Suriye, Filistin, Mısır, Hicaz ve 1519’da Cezayir’in bir kısmı Osmanlı’ya dahil oldu. 16. yüzyılda güçlü Osmanlı filosu neredeyse bütün Akdeniz havzasını kontrol ediyordu. 1521’de Osmanlı orduları Belgrad’ı işgal ettiler. 1526’da Mohaç savaşında Avusturya-Macaristan ordularına yenilgi yaşattılar sonra Macar krallığının önemli bir bölümünü ilhak ettiler. 16. yüzyıl ortalarında Rodos vb. Ege adaları, Trablusgarp ve bütün Cezayir Osmanlı’nın egemenliği altına girdi. Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa, Asya ve Afrika’da toplamı yaklaşık 8 milyon kilometrekare olan çok büyük bir alana sahipti.

Osmanlı İmparatorluğu’nun askeri zayıflığının ilk dışsal göstergesi 1571’de İnebahtı deniz savaşında Osmanlı filosunun bozguna uğramasıdır. 1569’da Osmanlı İmparatorluğu, Rusya’yla savaşırken de yenilmiştir. Yine de imparatorluğun sınırları bir 100 yıl daha genel hatlarıyla sabit kalmıştır, hatta yeni kazanımlar da olmuştur: Kıbrıs (1571), Tunus (1574), İran’a, Avusturya’ya, Lehistan’a, Venedik’e seferler düzenlenmişti.

İşgal bölgelerindeki durum

Osmanlı’nın fethettiği halkları ağır boyunduruk koşullarına maruz bırakması esir halkların sosyo-ekonomik gelişimini yavaşlatmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışının önkoşullarının toparlanması imparatorluğun en parlak döneminden itibaren başlamıştı. Neredeyse kesintisiz devam eden savaşlar köylülüğü iflasa, çiftçiliği yıkıma götürmekteydi. Yönetici sınıf içindeki güç dağılımı önemli ölçüde değişmekteydi.

Maaş alan askerlerin savaşçı niteliği düştü. Yeniçeriler, kadim kuralları ihlal edip aile kurarak, ayrıcalıklarını ticaret ve zanaat uğraşları için kullanarak özgün bir sosyal ara katmana dönüşmeye başladılar. Çözülme süreci giderek tüm üst yönetime yayıldı. Osmanlı toplumunda artan memnuniyetsizlik kendisini büyük ayaklanmalarla dışa vurdu. 16.yy ın sonlarında ve 17.yy ın ilk yarısında Anadolu’da büyük ayaklanmalar oldu. (bkz. Celali İsyanı)

Osmanlı’da krizin keskinleşmesi

Osmanlı İmparatorluğu’nun askeri ve siyasi kudretindeki düşüşün somut kanıtı Venedik faciası oldu. 1683’te Osmanlı ordusu Lehistan kralı III. Jan Sobieski’nin ordularınca parçalandı, Sobieski’nin orduları Avusturya orduları ve Almanya prenslikleriyle ortak hareket etti. Bu yenilgiden itibaren Osmanlı istikrarlı bir şekilde toprak kaybetmeye başladı. 1684’te Osmanlılara karşı kurulan ‘Kutsal İttifak’ (Avusturya, Lehistan, Venedik ve 1686’da Rusya) Osmanlı ordularına birkaç yenilgi daha yaşattı, Karlofça antlaşması (1698-99) ile birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’da büyük bölgesel kayıpları oldu.

Fransızların diplomatik teşvikiyle Osmanlı’nın başlattığı Osmanlı-Rus savaşı (1768-1774) sonucunda Osmanlı’nın Avrupa’daki egemenliğinde önemli bir zayıflama oldu. Her ne kadar Küçük Kaynarca antlaşmasına göre Osmanlı balkanlarda tuttuğu toprakları korusa da ve Rusya Osmanlı-Rus sınırını Dinyeper’den Bug nehrine taşımakla yetinse de antlaşmanın siyasal maddeleri Osmanlı’yı Karadeniz havzasındaki ve Balkanlardaki eski tekelci durumundan alıkoymuştu. Bu antlaşmayla Kırım Hanlığının bağımsızlığı ilan ediliyordu (1783’te Kırım Rusya’ya bağlanacaktı), Karadeniz ve geçitler Rus ticari denizciliği için açılıyordu. Osmanlı, Rusya’nın Molodvya’yı ve Eflak’ı Rusya himayesi altına alması hakkını tanımak zorunda kalmıştı. Osmanlı, başlattığı 1787-91 Osmanlı-Rus savaşında da ağır bir yenilgi aldı. Yaş barış antlaşmasına göre (1791) Rusya-Osmanlı sınırı Dinyester’e kaydı, Osmanlı Rusya’nın Moldovya ve Eflak üzerindeki hikmayesini ve Küçük Kaynarca antşamasının diğer koşullarını kabul etti.

18. yy. sonlarından beri Osmanlıların Avrupa’da hakim olduğu toprakların kaderi giderek daha çok sözümona büyük devletlere bağlı olmaya başladı. Böylece, Şark Meselesi ‘Osmanlı mirasının’ bölüşülmesi sorunu olarak ortaya çıktı. Osmanlı’nın 16. Yy.dan beri Avrupa devletleriyle anlaştığı kapitülasyonlar önceden eşitsiz nitelikte değildi ancak 18yy.dan itibaren kapitülasyonlar lobici koşullara dönüşmeye, yabancı devletlere ayrıcalık tanımaya başladılar. Osmanlı’nın askeri yenilgileri ve Avrupa devletlerinin Osmanlı üzerinde artan etkisi Osmanlı İmparatorluğu’nu kapsayan derin bir krizi yansıtıyordu. Bu krizin temelinde askeri-topraksal düzenin çözülmesi yatıyordu. Ardından büyük toprak sahiplerinin gelişmesi, kır ve kentlerin yoksullaşması, kara ordusu ve deniz ordusundaki yıkım, merkezi iktidarın zayıflaması ve yerel toprak sahiplerinin ayrılıkçılığı sorunları geliyordu.

Reform denemeleri (18yy. sonları – 1860’lar)

Osmanlı İmparatorluğu’nın tamamen dağılması ve yok olması tehditi, imparatorluğu eski gücüne kavuşturacak yolların arayışlarını, merkezi mutlakiyetçi devletin yaratılması arayışlarını doğurdu. İlk dönüşüm denemesi 1789-1807 arasında hükmeden sultan III. Selim döneminde gerçekleşti. Nizam-ı Cedid (Yeni Nizam) adlı reformlarla ordu ve toprak mülkiyeti ilişkilerinin işleyişinin düzenlemesi, Avrupa anlayışına göre eğitilmiş ve düzenlenmiş yeni bir piyade ordusunun kurulması, askeri gereksinimler için manifaktür üretiminin genişletilmesi vb. ilerlemeler amaçlanıyordu. Reformlara başından beri muhalif olan kesimler; büyük toprak sahiplerinin çoğu, ulemalar ve özellikle de Yeniçerilerdi.

Yeni Nizam’ın gelişimine dış politikadaki yeni sorunlar da engel oluyordu: Napolyon Bonapart’ın Mısır Seferi, Osmanlı’nın Fransa’yla savaşa girmesine sebep oldu (1789-1801), ardından 1806’de Osmanlı-Rus savaşı başladı. 1807’de Yeniçerilerin İstanbul’daki isyanı ‘Yeni Nizam’ı ve III.Selim’in hükümranlığını sonlandırdı. Alemdar Mustafa Paşa, reformları yinelemeyi denese de 1808’deki Yeniçeri isyanı bu denemeyi de boşa çıkardı. 1826’da II.Mahmud, Yeniçeri Ocağı’nı tasfiye etti ve Yeniçerileri neredeyse topyekün bir imhaya maruz bıraktı. Sonra ordu yeniden düzenlendi ve yönetim aygıtı, finans, hukuk, kısmen kültür vb. alanlarda ilerici önlemler alındı. Ancak II.Mahmud’un reformları artık Osmanlı’nın dağılmasını önleyebilecek durumda değildi. 19.yy başında Mısırlı Mehmet Ali Paşa, fiilen Mısır’ın bağımsız yöneticisi oldu. Balkanlardaki Birinci Sırp Ayaklanması (1804-13) sırasında Osmanlı-Rus Savaşı (1806-12) koşullarında fiilen bağımsız bir Sırbistan oluştu, Bükreş Barış Antlaşması (1812) Rusya’nın güneybatı sınırını Prut’a kaydırdı. Her ne kadar Rusya’nın Napolyon’a karşı savaşa odaklanması II.Mahmud’a Sırbistan’da iktidarını yinelemesini sağladıysa da 1815’te İkinci Sırp Ayaklanması patlak verdi. 1821’de Yunan Ulusal Kurtuluş Devrimi (1821-29) başladı. 1828-29’daki Osmanlı-Rus Savaşı’nda yenilen Osmanlı, Edirne Antlaşmasına (1829) göre Yunanistan’a özerklik vermek zorundaydı ve ayrıca Sırbistan’a özerklik verecek ve Moldovya ile Eflak’ın haklarını genişletecekti. 1830’larda Mehmet Ali Paşa, Osmanlı’yla çatışmaya girdi, Avrupa’nın büyük devletlerinin müdahalesi sonucunda Avrupa devletleri Osmanlı üzerinde fiilen bir kolektif vesayet kurdular. Özellikle, 1838 Osmanlı-İngiliz ve Osmanlı-Fransız ticari sözleşmelerinden sonra Avrupa’nın fabrika ürünleri Osmanlı pazarında sınırsız ulaşıma açıldı böylece Osmanlı’nın Avrupa sermayesine olan ekonomik bağımlılığı arttı.

Avrupa’nın büyük devletlerine artan bağımlılık Osmanlı’nın yönetici sınıfını 1839’de yeni bir reform denemesi yapmaya teşvik etti (bkz. Tanzimat Fermanı). Tanzimat, askerlerin ve toprak sahiplerinin anlayışlarının kalıntılarını devlet yönetiminden ve idareden temizledi, yargıyı düzenledi, Türk aydınlarının ortaya çıkmasına sebep oldu. Ancak, Tanizmat’ın en önemli iddiası olan yurttaşın yaşam ve servetinin garanti altına alınması kağıt üzerinde kaldı. 1853-56’daki Kırım Savaşı’nda Rusya’ya karşı Osmanlı tarafında Büyük Britanya, Fransa ve Sardinya da savaştı, savaş Paris Antlaşması’yla sonlandı, antlaşma ‘Osmanlı İmparatorluğu’nun bütünlüğünü ve dokunulmazlığını’ teyit etse de gerçekte bu ilke Batı Avrupa’nın büyük devletlerinin sadece kılıfıydı. Onu kullanarak Batı Avrupa devletleri, Osmanlı hükümetinin politikasına olan etkilerini güçlendiriyorlardı. Tanzimat’ın ikinci yarısında 1856’dan beri yapılan reformlar en başta yabancı sermayenin ve ona bağlı olan komprador burjuvazinin çıkarlarına yönelikti. Yabancılar toprağa sahip olma hakkını elde ettiler ve demiryolu inşası, maden kaynaklarının çıkarılması, limanlarda ve belediyelerde iktisadi teşebbüs hakkı elde ettiler. Yabancı bankalar kuruldu, bunlardan biri emisyon bankası olma hakkı elde eden İngiliz-Fransız bankası olan Osmanlı Bankası’dır. Bununla birlikte reformlar Osmanlı toplumunda kendini yönetici sınıfa karşı konumlandıran güçlerin büyümesine de sebep oldu. Bu güçlerin içinden Türk ‘aydınlanmacıları’ olan Namık Kemal, İbrahim Şinasi, Ali Suavi, Ziya Paşa vb. ilerici yazarlar, gazeteciler, öğretmenler, memurlar, subaylar çıktı. Subaylar, amacı Osmanlı’da anayasal düzeni kurmak olan Genç Osmanlı adlı gizli bir cemiyet kurdular.

Yıkılma dönemi (1870'ler - 1918)

1870’lerden itibaren Osmanlı yavaş yavaş emperyalist devletlerin yarı-sömürgesi haline dönüşüyordu ama Balkanlarda ve Yakın Doğu’da emperyalistler arası çelişkilerin keskinleşmesi Osmanlı topraklarının paylaşılmasına engel oldu. Osmanlı’nın dağılmasını ve finansal köleliğini hızlandıran eski faktörlerin yanına Osmanlı’nın sadece dünya kapitalist pazarına değil dünya kapitalist üretimine de zorla çekilmesi eklendi. Osmanlı ekonomisi tek yönlü gelişiyordu. Yabancıların imtiyazlı şirketleri büyüyordu, yabancı bankalar açılıyordu. Yabancılar, yeraltı kaynakları endüstrisine ve işleme sanayisinin ihraç edilen bitkilerin işlenmesi alanlarına sermaye yatırımı yapıyorlardı. Sanayi gelişim seviyesine göre Osmanlı, Avrupa’da sonuncuydu Asya’da ise sonlardaydı. Sanayi ve taşıma alanlarındaki işçi sayısı 40-50 bin kişiyi geçmiyordu.

1870’lerde ulusal kurtuluş ayaklanmaları Hersek, Bosna ve Bulgaristan’da patlak verdi, finansal iflas meydana geldi. Büyük devletlerin yeniden işlere karışmasından endişe duyan Mithat Paşa, bazı diğer hükümetteki kişilerle birlikte bir devlet darbesi tertipledi (30 Mayıs 1876). Darbenin sonucunda sultan Abdülaziz tahttan indirildi, iktidar fiilen Mithat Paşa ve işbirliği içindeki Genç Osmanlıların eline geçti. Sultan II. Abdülhamit, Mithat Paşa ve Namık Kemal’in geliştirdiği anayasa projesini kabul etti ve 23 Aralık 1876’da anayasa coşku içinde halka ilan edildi (bkz. Kanun-ı Esasi). Ancak henüz 1877’de sultan, Mithat Paşa’yı vezirlik makamından indirip Genç Osmanlıları baskılara maruz bıraktı, Şubat 1878’de anayasal meclisi dağıttı ve mutlakiyetçi despotik bir rejim kurdu.

1878 Osmanlı-Rus savaşı yenilgisi fiilen Balkanlarda Türk egemenliğinin neredeyse tamamen bitmesine sebep oldu. Berlin Kongresi, çoğu Balkan halkının bağımsızlığını tanıdı (1878). Fransa 1881’de Tunus’u ilhak etti, Büyük Britanya 1882’de Mısır’ı işgal etti (Mısır’ın 1914’te Britanya mandası olduğu ilan edildi). 1881’de yabancı kreditörler, Osmanlı’nın kamu borçlarını kendilerinin idare edebileceklerini sultana kabul ettirdiler. Yabancı etkisi ayrıca devletin ordu, jandarma, filo gibi kurumlarına da girdi. Abdülhamit, halkları baskı altında tutmaya çabalarken her türlü özgür düşünce tezahürlerini takip altına aldı, ulusal ve dinsel düşmanlığı körükledi, Müslümanlarla Hristiyanlar arasında çatışmalar kışkırttı. 1890’larda Sason’da, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde ve İstanbul’da Ermenilere yönelik şiddetli pogromlar tertiplendi, pogromlar sırasında yüz binlerce Ermeni yaşamını yitirdi.

Ancak rejim ülkedeki ilerici güçlerin büyümesini durduramazdı. 19.yy sonunda Jön Türkler, Genç Osmanlıların siyasi halefleri olarak ortaya çıktılar. Jön Türklerin ilk örgütü 1899’da kurulan ‘İttihat ve Terakki’ adlı gizli komiteydi. Balkan halklarının 20.yy. başında güçlenen ulusal kurtuluş mücadelesi ve buna bağlı olarak Şark Meselesi’nin keskinleşmesi, 1905-07 Rus Devrimi’nin etkisinde Doğu’da gelişen devrimci yükseliş Osmanlı’da devrimci durumun olgunlaşmasına yardımcı oldu. Öncelikle subaylara dayanan Jön Türkler, Temmuz 1908’de silahlı ayaklanma yapınca II.Abdülhamid 1876 Anayasası'nı yeniden yürürlüğe sokmak ve meclisi yeniden açmak zorunda kaldı (bkz. 1908 Jön Türk Devrimi). Ancak Jön Türkler, devrimin sınırlandırılması politikası yürüterek iç ve dış gericiliğin emellerini kolaylaştırdılar. Nisan 1909’da gerici çevreler İstanbul’da karşıdevrimci bir isyan örgütlediler, amaçları sultanın sınırsız yetkisi olduğu bir iktidarı yeniden kurmaktı. İsyan başarısızlıkla sonuçlandı ve II.Abdülhamid tahttan indi ve meclis de akli dengesi bozuk V Mehmed’i sultan olarak seçti, ama o andan itibaren bu sefer bizzat Jön Türkler gerici çizgiye yönelmeye başladılar. Bakanlıklarda, mecliste vb. kurumlarda mevki elde eden Jön Türker, Abdülhamit’in despotik rejiminden çok farklı olmayan bir dikta rejimi kurdular. Jön Türklerin yarım reformları düzeninin sınıfsal özünü değiştirmedi. Kurtuluş mücadelesi imparatorluğun Türk olmayan tüm bölgelerini sarınca (Balkanlar, Arap ve Ermeni toprakları vb.), 1911-12 Osmanlı-İtalyan savaşı ve 1912-13 Balkan Savaşları da Osmanlıcılık sanrısını yıkınca, Jön Türkler Pantürkizm’in gerici fikirlerini savunmaya başladılar. Ayrıca Panislamizm’in sloganlarını da yaygınca kullanıyorlardı.[2] Yeni anayasa tüm kurucu milletlerin özgürlüğünü sağlayacağı söylemleriyle getirilmişti ama rejim zamanla Osmanlı İmparatorluğu'nda kültürel kimliğinin korunmasına hakkı olduğunu düşünen tüm milletlerin sayıca yok edilmesi veya azaltılmasına yönelecek bir hale gelmişti.[3]

Jön Türkler, emekçilerin durumunu iyileştirmediler. 1913’deki kadastro, toprak üzerindeki özel mülkiyeti sağlamlaştırıp köylülerin topraksızlaştırılmasını güçlendirdi. İşçi grevleri iktidarca bastırılıyordu, Jön Türk devriminden sonra ortaya çıkan demokratik ve sosyalist örgütler takip altındaydı. Osmanlı İtalya’yla savaşta, Trablusgarp’ı, Sirenayka’yı ve On İki Ada’yı kaybetti. Balkan Savaşı (1912-13) sonucunda Osmanlı’nın Avrupa toprakları Doğu Trakya ve Edirne’yle sınırlandı. 1914’ün başında iktidar Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa’nın ellerine geçti ve onlar Osmanlı’yı I.Dünya Savaşı’na Almanya tarafına çektiler. Savaş Osmanlı için yenilgiyle sonuçlandı. Ülke içinde Jön Türkler şiddetli bir terör uyguladılar. 1915’te Jön Türk iktidarı, cephe hattından tehcir etmek bahanesiyle 1 milyondan fazla Ermeni’yi imha etti. Ülkede Jön Türk rejimine karşı memnuniyetsizlik artıyordu. Ordudaki Alman emperyalizminin egemenliğine karşı huzursuzluk artıyordu. 1917’de Rusya’da gerçekleşen Ekim Devrimi’nden sonra, Osmanlı’nın savaştan çıkma imkanı vardı ama Jön Türk yöneticileri bir yıl daha Sovyet Rusya’ya karşı savaşı devam ettirdiler; 1918’deki Brest Litovsk Barış Antlaşması’na rağmen ülkeyi Kafkasaya’da Sovyet karşıtı bir müdahaleye çektiler. Üçlü İtilaf’ın Filistin ve Makedonya cephelerinden 1918’de başattığı taaruz, 30 Ekim 1918’da saltanatın muzaffer devletlerin insafına teslim olmasına sebep oldu (bkz. Mondoros Ateşkes Antlaşması), bu durum fiilen Osmanlı İmparatorluğu’nun sonuydu. Enver Paşa ve diğer Jön Türk liderleri yurtdışına göç ettiler, İttihat ve Terakki Partisi kendini tasfiye etti. [2]

Kaynakça

  1. Britannica, Osmanlı İmparatorluğu maddesi http://www.britannica.com/place/Ottoman-Empire
  2. 2,0 2,1 Büyük Sovyet Ansiklopedisi, Türkiye maddesi http://slovar.cc/enc/bse/2050746.html
  3. Aris Nalcı, 20 sosyalistin darağacı yolu http://t24.com.tr/yazarlar/aris-nalci/20-sosyalistin-daragaci-yolu,12157