Header2.png

VikiSosyalizm'den Bildirimler Alabilirsiniz!
Bunun için sağ alt köşedeki kırmızı beyaz çan sembolüne tıklayınız

Siyasî parti

VikiSosyalizm sitesinden
(Siyasi parti sayfasından yönlendirildi)
Şuraya atla: kullan, ara

Siyasî parti, en genel anlamıyla benzer siyasî görüşleri paylaşan kişilerin bir ülkenin yönetiminde söz sahibi olmak üzere kurdukları örgütlere verilen isimdir. Fakat bu liberal tanım marksist literatürde daraltılarak "Belirli sınıfları temsil eden toplumsal örgütlenme" anlamında kullanılır. [1]

Etimoloji

Parti sözcüğünün etimolojik kökeninin, arkaik Fransızca’daki “partir” sözcüğü olduğu belirtilmektedir. Partir, “katılmak” ya da “paylaşmak” anlamlarına gelmektedir. Bununla birlikte Aristoteles yorumcuları, modern “parti” sözcüğünün aynı zamanda antik Atina’daki karşıt toplumsal grupları karşılamak için kullanıldığını belirtmektedirler. Buna benzer şekilde, Antik Roma uzmanları da Roma’daki siyasal kamplaşmada “Patrisyen Parti” ile “Plebyen Parti” arasındaki ayrımın olduğunu vurgulamaktadır. [1]

Tarihi

İlkel çağlar

Tarihsel sürece baktığımızda, günümüzde kullandığımız siyasi parti tanımının, aslında hükümet olmak için parlamenter ya da parlamento dışı, legal ya da illegal siyasi partilerden daha geniş olduğu görülmektedir. Toplumların çıkar gruplarına, daha açık ifadeyle sınıflara bölündüğü ve bu toplumsal sınıfların birbirleriyle mücadele içine girdiği (sınıf mücadelesi) hemen her durumda, sınıfların siyasi mücadelesinde bir araç olarak kullanılagelen ve bir hedef doğrultusunda hareket eden “parti”ler var olmuştur. Bu siyasi partilerin hedefi, mevcut durumu korumak, onu iyileştirmek ya da kökünden değiştirmek gibi alternatiflerle belirlenmiştir. [1]

Burjuvazi iktidarının ardından

Günümüzdeki anlamıyla partilerin ortaya çıkışı ise burjuva devrimleri ile olmuştur. Feodalizmden kapitalizme geçiş sürecinde ortaya çıkan aristokrasi (üçüncü sınıf) bu ayrıma işaret etmektedir. Mevcut düzenin korunmasından yana olan ruhban sınıfı ve soylular ile bu sınıflara karşı mücadele eden burjuvazi, köylülük ve emekçi sınıflar burjuvazinin önderliğinde aristokrasiye karşı asgari bir programda örgütlenen bir partiymişçesine davranmıştır. Daha gerilere gidildiğinde ise, bu tipten partileşme süreçleri İngiliz Devrimi’nde de görülmüştür. Fransız Devrimi’nden sonra aristokrasinin devrilmesiyle adı geçen “üçüncü sınıf”ın da kendi içerisinde başka partilere bölündüğü, ayaktakımı ve genel olarak halkın desteğini arkasına alarak iktidar olan Jakobenler ile Jirondenler ayrı programlarla hareket edeceklerdir. Ulusal bir parlamentonun kuruluşu, oy hakkının mütemadiyen ve mücadele yoluyla geniş toplumsal kesimlerin bir hakkı haline gelmesi ile beraber, ulusal meclisler toplumsal sınıfların siyasi partilerdeki vekilleri aracılığıyla temsil edilmesine yol verecektir. [1]

1848 Devrimleri’ni ve sonrasını Fransa’da Sınıf Mücadeleleri ve Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire'i’nde inceleyen Marx, aslında devrimlerde taraf olan toplumsal sınıfları ve onları temsil eden siyasi partileri çözümlemiştir. Bu yeni durum, parlamentoda temsil edilen ya da edilmeyen partileri, ayrım noktaları günümüzde de varlığını koruyan kimi bölünmelere götürmüştür: liberal-muhafazakar, ilerici-gerici, sağcı-solcu, devrimci-reformist, merkezi-radikal vb. Genel oy hakkının uzun süren mücadeleler sonucunda kazanılan bir hak olmasıyla beraber, burjuva cumhuriyetlerinin kurulup düzenlerini oturtmalarıyla da paralel olarak ulusal meclisler siyasetin temellerinden birisi olmuş ve siyasi partiler de bu temelde mücadele veren araçlar haline gelmişlerdir. Partiler, ulusal çapta örgütlenmeye başlamışlar, merkezi bir iktidar stratejisini gündeme getirmişler, yine merkezi örgütlenme modeline bağlı olarak bir örgütlenme modeli oluşturmuşlardır. [1]

Marksizm'de siyasi parti

Marksizm ile parti arasındaki ilişki üzerine söylenmiş en belirgin sözler Komünist Parti Manifestosu'dur. Marx ile Engels, uluslararası bir işçi örgütü olan Komünistler Birliği (The Communist League)’nin 1847 Kasım’ında toplanan kongresinde doğrudan doğruya hareketin bir programını yazmakla görevlendirilmişlerdir. Görevlendiriliş ve ortaya çıkan sonuç itibariyle, Komünist Parti Manifestosu net biçimde belirli bir örgütsel bağlılığı işaret etmektedir. Marx ve Engels, bu broşürde burjuva düzeninin özlü bir analizini yaparken, aynı zamanda onu ortadan kaldıracak nedenleri de sıramış ve komünistlerin görevlerini ve hedeflerini de ilan etmiştir. [1]

Ardından Friedrich Engels; Komünist Birliği'nin programının hazırlanmasında, "Komünist İman Yemini Taslağı"nın ardından gelen ikinci aşama olan Komünizmin İlkeleri adlı yapıtında bu durumu net bir biçimde açıklamıştır. Engels, bu durumu"Komünistlerin günümüzün öteki siyasal partileri karşısındaki tutumu nedir? bölümünde şu şekilde açıklamaktadır; [2]

« :"Bu tutum ülkeden ülkeye değişir. Burjuvazinin egemen olduğu İngiltere, Fransa ve Belçika'da, komünistler, çeşitli demokratik partilerle, halen her yerde savundukları sosyalist önlemlerde demokratlar komünistlere ne kadar yaklaşacak olurlarsa, yani bunlar proletaryanın çıkarlarını ne kadar açık ve kesin bir biçimde savunacak ve proletaryaya ne kadar çok dayanacak olurlarsa o kadar büyük olan ortak bir çıkara şimdilik hâlâ sahiptirler. Örneğin İngiltere'de, hepsi de işçi olan çartistler komünistlere, demokratik küçük-burjuvaziden ya da radikal denenlerden çok daha yakındırlar.

Demokratik bir anayasanın getirilmiş olduğu Amerika'da, komünistler, bu anayasayı burjuvaziye karşı çevirecek ve onu proletaryanın çıkarları doğrultusunda kullanacak olan parti ile, yani ulusal tarım reformcuları ile dava ortaklığı yapmalıdırlar.

İsviçre'de, hâlâ çok karışık bir parti olmalarına karşın, radikaller, gene de komünistlerin birlikte herhangi bir şey yapabilecekleri tek kimselerdir, ve ayrıca, bu radikaller arasında Vaud ve Cenevre kantonlarında bulunanlar en ileri olanlardır.

Nihayet, Almanya'da burjuvazi ile mutlak monarşi arasındaki kesin savaşım uzak değildir. Ne var ki komünistler, kendileri ile burjuvazi arasındaki kesin savaşımı burjuvazi egemen oluncaya dek hesaba katamayacaklarına göre, kendisini bir an önce devirmek için burjuvazinin bir an önce iktidara gelmesinde ona yardımcı olmak kömünistlerin çıkarınadır. Dolayısıyla komünistler, her zaman, hükümetler karşısında liberal burjuvazinin yanında yer almalı, ama burjuvazinin kuruntularını paylaşmaya, ya da burjuvazinin zaferinin proletaryaya getireceği yararlar konusunda bunların verdikleri sahte güvencelere inanmaya karşı her zaman tetikte olmalıdırlar. Burjuvazinin zaferinin komünistlere sağlayacağı tek yarar şunlar olacaktır: 1. komünistler için kendi ilkelerini savunmayı, tartışmayı ve yaymayı ve böylece proletaryayı sıkıca örülmüş, militan ve örgütlü bir sınıf halinde birleştirmeyi kolaylaştıran çeşitli ödünler, ve 2. mutlakiyetçi hükümetlerin düştüğü gün, sıranın, burjuvalar ile proleterler arasındaki savaşa geleceğinin kesin oluşu. Komünistlerin parti politikası, o günden sonra, burjuvazinin halen egemen olduğu ülkelerdeki ile aynı olacaktır.»

Komünistlerin ve partinin görevlerinin açıkça ilan edilmesiyle beraber, Marx ve Engels’in “parti” fikrinin toplumsal sınıfların kendisine işaret ettiği iddia edilebilir. Daha sonraları Lenin ve onun öncüllerinde göreceğimiz bir “öncü parti” fikri ancak nüve halinde bulunabilir.

1848 Devrimleri’nde kendi ilkelerine ihanet eden burjuvazinin görevlerini yerine getirecek bir tür koalisyon fikri, daha sonraki parti tartışmalarına da damgasını vuracaktır: Sosyal-demokrasi.

Lenin'in katkıları

Marksizm-Leninizm'i temsil eden bir afiş
Marksist-Leninist bir siyasî parti, işçi sınıfı'nı temsil eden bir örgütlenme olmalıdır.

Daha sonraları ise, özellikle Kautsky, Plahanov ve Lenin’in katkılarıyla, sosyal-demokrat partinin işlevinin, partinin işçi sınıfına “bilinç taşımak” olarak netleşmesi ortaya çıkacaktır. Bununla birlikte, Marx ve Engels’teki “öncü parti” nüvelerinin Alman sosyal-demokratlarının birleşmesi sorununda ortaya çıktığı görülebilir. Marx’ın Gotha (Marx - Gotha Programının Eleştirisi), Engels’in Erfurt programına düştüğü eleştirel notlar, partinin programatik yönden açık ve esneklik kabul edemez oluşu, sosyal-demokrat partilerin yalnızca bir “işçi partisi” olmadığına dönük uyarılar olarak değerlendirilebilirler. [1]

Partinin bir “öncü parti” haline gelişi, işçilere “dışarıdan taşınan bilinç”in gündeme gelmesi örgüt anlayışında bir sıçrama yaratmışsa da, tartışma burada bitmemiştir. Rus sosyal-demokrasisinin 20. yüzyıl başlarındaki bölünmesi, partinin örgütsel işleyişi üzerinden açığa vuran pratik bir mesele gibi görünse de, Lenin’in temel teorik önermelerinden birisinin üzerine bina edilmiştir. [1]

Buna göre, işçi sınıfının kendi haline bırakıldığında ulaşacağı politik bilinç, sendikalizmdir. Proletarya, üretim sürecindeki nesnel konumu itibariyle politik bir tutum alabilirse de, bu onun tarihsel misyonu ile uyuşmak zorunda değildir. İşçiler tek tek ya da bir sınıf olarak fabrikalarında patronlarına karşı örgütlenmekte, grevler yapmakta ise de onun tarihsel misyonunu yerine getirebilmesi için doğrudan politik bir mücadele vermesi gerekir. Bu politik mücadeleyi örgütleyecek olan, işçilerin gündelik mücadeleleriyle tarihsel görevleri arasındaki bağı kuracak ve onlara bilinç taşıyacak olan özne, öncü parti üyesi olan sosyal-demokratlardır. Sosyal-demokratlar, proletaryanın arkasından gitmek yerine, ona gideceği yeri işaret eden öncü koldur. [1]

Bu teorik yapı, siyasi partinin formasyonunu ve örgütlenme tarzını da baştan aşağı değiştirecektir. Bolşeviklerle Menşevikler arasındaki basit gibi gözüken tüzük ayrışmasının temeli burada aranmalıdır. Lenin, parti üyeliği için aidat vermek ve bir parti organında bilfiil çalışmak kriterini getirirken, Menşevikler parti üyeliğinin daha gevşek bağlarla gerçekleşmesini istiyorlardı. Bununla birlikte, Lenin’in parti için önerdiği bu modelin, Bolşeviklerin aldığı her virajda yeniden düzenlendiği de görülmektedir. [1]

Toplumsal konumu gereği proletarya, sınıflı toplumsal yapıyı sona erdirecek olan iradedir. Marx'a göre bu irade, proletaryanın "doğal" olarak kurup benimseyeceği bir çeşit parti olacaktır. Marx için bu parti, proletaryanın içinden tamamen tarihsel bir zorunluluk ve kapitalizmin çelişkileri sonucu ortaya çıkar. Bu noktada Marx'ın saptaması, partinin devrim için bir aygıt ve proleteryanın örgütlenmiş bir biçimi, onun buluşma alanı olmasıdır. Devrimi yapansa, proletaryanın bizzat kendisidir.

Tam bu noktada Lenin bu iradeyi öncü "Komünist Parti" önderliğindeki proletarya olarak tanımlamıştır. Marksizm-Leninizm ifadesinde tanımlama yapılan Leninizm noktası, buradaki öncü parti vurgusudur. Bilinçsiz ve örgütsüz proletaryayı "lümpen proletarya" olarak tanımlayan Marx'ın görüşlerini genişleten Lenin, bu saptamasında devrimin proletarya için yapılmış olsa da, devrimin birincil öğesi ve yaratıcısı kurulmuş olan marksist partidir görüşünü beyan etmiştir. Bir kısım Marksist düşünür, bunu Leninizm ve Marksizm arasındaki ince farklardan biri olarak tanımlamaktadır. [kaynak belirtilmeli] Fakat bu görüşe karşı çıkanlar ve dünyadaki genel marksist görüş Lenin'in bu görüşlerini Marksizm'in geliştirilmesi olarak yorumlar. Lenin'in Devlet ve Devrim adlı eserinde açıkladığı ve SSCB'de hayat bulan teorik saptamalarında "Komünist Parti"'nin proletarya diktatörlüğüne geçiş için olmazsa olmaz nüvesi olarak belirtmiştir. Ayrıca Proletarya partisi, Lenin'e göre "Proletarya diktatörlüğü döneminde temel önder güç" ve "İşçi sınıfı birliğinin en yüksek değeri"'dir. [3]

Stalin de buna paralel olarak "Parti'nin, işçi sınıfının örgütlü müfrezesi" olduğunu belirmiştir. [4]

Ayrıca bakınız

Kaynakça