Header2.png

VikiSosyalizm'den Bildirimler Alabilirsiniz!
Bunun için sağ alt köşedeki kırmızı beyaz çan sembolüne tıklayınız

Türkiye Cumhuriyeti

VikiSosyalizm sitesinden
Şuraya atla: kullan, ara
Dünya üzerinde Türkiye'nin konumu
Ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk
Kurtuluş Savaşı'dan bir görüntü

Türkiye Cumhuriyeti (TC), Mustafa Kemal Atatürk ve bir grup genç subay önderliğinde 1919-1922 yılları arasında verilen Kurtuluş Savaşı adı verilen savaşın ardından 1923 yılında resmen kurulan devlet. [1]

Avrupa ve Asya kıtaları arasıda toprağı bulunan ülkenin başkenti Ankara olup komşuları Yunanistan, Bulgaristan,Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, İran, Irak ve Suriye'dir. Ülkenin üç tarafı Akdeniz, Karadeniz ve Ege denizi tarafından çevrilidir.

2012 verilerine göre nufusu yaklaşık 76 milyondur.[2] Türkiyenin en büyük şehri 13 milyonluk nufusuyla İstanbul'dur.

Tarihi

Ana madde: Anadolu

Küçük Asya bölgesi antik çağlarda ve Ortaçağ’da Hitit Krallığı, Lidya, Med İmparatorluğu, Persler, Büyük İskender İmparatorluğu, Selevkos İmparatorluğu, Pontus Krallığı, Pergamon, Antik Roma, Bizans İmparatorluğu, Anadolu Selçuklu Devleti vb. gibi pek çok devletin parçası olmuştu.

Osmanlı Devleti, 1320’li yıllarda ortaya çıktı. Osmanlı’nın içindeki çeşitli Türk kavimlerinden ve yerli halkın bir kısmından oluşan milliyet Osmanlı Türkleri olarak adlandırılmaya başlandı. Osmanlı ailesi, zamanla Anadolu’daki tüm Türk beyliklerini egemenliği altına aldı ve 16. yüzyıl ortalarına Avrupa, Asya ve Afrika’da geniş toprakları işgal etti. Osmanlı İmparatorluğu, 17. Yüzyılın sonundan beri toprak kaybetmeye başladı ve 1918’de I. Dünya Savaşı yenilgisinden sonra dağıldı.[3] [4]

Tek parti dönemi

29 Ekim 1923’te Kemalist iktidar, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ilan etti.[5] 3 Mart 1924’te halifelik kaldırıldı.[6] 4 Mart 1925’te Şeyh Said Ayaklanması gerekçe gösterilerek Takrir-i Sukun Kanunu çıkarıldı, İstiklal Mahkemeleri kurularak iki yıl süreyle sıkıyönetim ilan edildi.[6] [7] Dört yıl yürürlükte kalan kanun aracılığıyla Mustafa Kemal ve İsmet Paşa hizbi, askeri ve sivil bütün rakiplerini tasfiye ettiler.[6]

1923-1929 arasında Kemalistler, devletin kaynaklarını ve siyasi iktidarın ekonomik olanaklarını ayrıcalıklı koşullarda özel şahıslara devrettiler.[8] Birçok girişim ve ticari kuruluş, hükümet bankalarından alınan para ile kuruldu. Özel şahısların elinde fazla sermaye bulunmadığı için sermayenin büyük kısmı hükümet tarafından ödendi. Dolayısıyla birçok işletmenin sermayesi yalnız kısmen özel sermayeydi. Tütün işleme ve ihraç etme tekeli, şeker, gazyağı, kibrit, tuz, barut, liman işleri vb. bir çok tekel hükümet tarafından kuruldu. Bu tekeller sayesinde hükümetin kendisi de müteşebbis bir tüccar haline geldi. Demiryolları, ya devlet hazinesinden yahut da yabancı kapitalistler tarafından yapılıyordu: hükümet bu yabancı kapitalistlere rahat çalışma koşulları sağlamak zorundaydı. Birçok Kemalist, çeşitli yabancı firmaların ortağı oluyordu. Bu yabancı firmalar da, hükümet organları ile sıkı ilişkisi olan, isim sahibi memurlardan ve ortaklarından yararlanıyordu.[7]

Cumhuriyet’in ilanından sonra işçi sınıfına ekonomik veya politik alanda gücünü göstermesine olanak verilmedi.[9] İzmir İktisat Kongresi'nde işçi delegeleri; iş hukukunun yasalaştırılmasını, 8 saatlik işgününü, birlik kurma ve toplantı hakkını, işverenlerle toplu sözleşme yapma hakkını talep etmişlerdi. Hükümet, işçilerin birlik ve federasyon kurmalarına kesinlikle izin veremeyeceğini bildirse de yeni yasalar çıkarmayı vaat etmişti. Ancak bu vaatler sonrasında uygulanmadı. Kemalistler; işçi mücadelesini engellemek, kapitalistlere yardım etmek amacıyla işçiler arasında çeşitli çelişkiler yaratmaya çalıştılar, işçilerin küçük burjuva kesimleriyle anlaşmazlığını da körüklemeye çabaladılar. Köylülüğü, zanaatçıları ve küçük esnafı işçilere karşı kışkırtarak kullandılar. İşçiler arasında şovenizm de burjuvazi tarafından körükleniyor, Türk işçiler başka milliyetlerden işçilere karşı kışkırtılarak o işçilere karşı sürekli çelişki halinde tutuluyordu. Takrir-i Sukun Kanunu çıkınca emekçi kitleler ağır kovuşturmalara uğratıldı, sosyalist gazeteler kapatıldı, işçi liderleri, çeşitli işçi birlikleri ve bu gazeteleri çıkaran yayınevleri sorumlularına hapis cezaları verildi.1925-1928 yıllarında tütün işletmesi, karoseri, demiryolları, tramvay gibi çeşitli iş kollarında yapılan pek çok grevin bazıları askeri birliklerle şiddetle bastırılarak katliamlarla sonuçlandı.[7]

Şeyh Said İsyanı’nın bastırılmasında, aşiretler arası rekabetin devlet ordusu için çok önemli bir yardımcı güç sağladığı görülünce aşiretler arasındaki çatışmaları körüklemek bilinçli olarak benimsenen bir politika halini aldı.[10] Takrir-i Sukun Kanunu ise Osmanlı’dan devralınan ve Cumhuriyet rejimi tarafından daha sonra da başvurulacak olan ‘’techir’’ (zorunlu göç) uygulamalarının zeminini hazırlamıştı.[6]

Uluslararası gelişmeler 1925’te Türkiye’yi SSCB’ye yakınlaştırdı. Türkiye’nin Misak-ı Milli sınırları içinde saydığı Musul petrol bölgesinin 17 Aralık 1925’te Milletler Cemiyeti tarafından İngiltere’ye verildi. Aynı gün Türk ve Sovyet Dışişleri bakanları Paris’te bir Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması imzaladılar. 1926’da Türkiye’nin Batılı devletlerle iyi ilişkiler kurmaya çalışması SSCB’yle dostluğu bir ölçüde sarssa da iki ülkenin özellikle Balkanlarda ortak politika izlemek üzerine anlaşması, durumu yeniden düzeltti. 1927’de Ankara’da Türkiye’nin ihracatını artıracak olanaklar sağlayan Türk-Sovyet Ticaret ve Seyrüsefer Antlaşması imzalandı. 1928’de Türkiye, Sovyetlerin önerisiyle Milletler Cemiyeti’nin Cenevre’deki Silahsızlandırma Konferansı Hazırlık Komisyonu toplantısına katılarak orada Sovyet tezini destekledi.[6]

1929 Buhranı’yla birlikte Türkiye, devletçi bir politikaya geçti.[11] Devletçilik, güçsüz burjuvaziyi güçlendirmeyi, yerli sermaye için koruyucu bir şemsiye görevini görmeyi amaçladı.[12] 1932’de SSCB, Türkiye’ye uzun vadeli kredi verip, Kayseri ve Nazili’deki tekstil fabrikalarının kurulması için teknik destek vererek devletçilik politikasının gerçekleşebilmesi için büyük bir destek sağladı.[3] 1933’ten sonra yabancı ortaklıkların millileştirilmesine hız verildi, 1933-1938 arasında 5 yıllık kalkınma planı uygulandı. Özel sermayenin karlı bulmadığı için kurmadığı bazı modern kuruluşlar, fabrikalar, devlet eliyle kuruldu. Osmanlı’dan kalma dış borçların ödenmesine devam edildi.[11] Devletçilik politikasıyla devletin gelirleri artsa da devletin yaptığı sosyal harcamalardan yalnızca devlet memurları yararlanabiliyordu, geliri artıran tek kesim de bunlardı. Böylece bu politikadan bir tek bürokrasi ve sanayi burjuvazisi yarar sağladılar.[13]

1929 Buhranı, Türkiyeli işçilerin yaşam koşullarının kötüleşmesine yol açtı. Pek çok kentte grevler patlak verdi. 1923-1936 arasında 33 grevin tümüne yakını yabancı işletmelerde yapıldı. Grevlerde ileri sürülen talepler arasında ücret artışı, ücretlerin düzenli ve zamanında ödenmesi, sendikanın işverence tanınması, konut ve sağlık sorunlarının giderilmesi, işgününün 8 saatle sınırlandırılması, kadın erkek işçilere veya yerli yabancı işçilere eşit ücret verilmesi vardı. Devlet, özellikle yabancı işletmeleri millileştirilince grevler yasaklanmaya başlandı. 1936’da çıkan İş Kanunu’na göre işgünü 8 saat olarak kabul edilse de özel durumlar için 11 saatlik işgününün de yasal olduğu kararlaştırıldı. Aynı yasaya göre işçiler, hastalık durumunda ücretlerinin belli bir kısmını alacak, kadınlar doğum iznini kullanabilecek, kadın ve çocuklar yeraltında çalıştırılmayacaktı. Ama, deniz adamları, 10 kişiden az işçi çalıştıran işletmelerdeki işçiler İş Kanunu’dan yararlanamayacakları için kanundan yararlanabilecek işçi sayısı pratikte çok aza inmiş oluyordu, 1937’de tüm sanayi kuruluşlarında çalışan işçi sayısı 400 bin civarındaydı ama sadece 180 bini kadarı İş Kanunu’ndan yararlanabiliyordu.[6]

Kemalist iktidar geliştirdiği tarih teziyle Türklerle hiçbir ilişkisi olmayan bazı uygarlıkların Türkler tarafından kurulduğunu öne sürdü. Bu yaklaşım, milliyetçi-faşist akımların önünü açtı.[13]

Kürtlere yönelik zorunlu göç ve iskan uygulamalarına daha bütünsel çerçeve kazandıran bir yasa Mayıs 1932’de çıkarılmıştı. Yasaya göre TC toprakları dört mıntıkaya ayrılıyordu. ‘’1 Numaralı mıntıka Türk kültürüne mensup nüfusun yoğun olduğu bölgeler; 2 Numaralı mıntıka Türk kültürü içinde assimile edilebilecek yerler; 3 numaralı mıntıka Türk kültürüne mensup muhacilerin (…) serbestçe yerleşebileceği yerler; 4 Numaralı mıntıka sıhhi, maddi, harsi, siyasi, askeri, inzibati sebeplerle boşaltılması şart, açıkça iskan ve ikametin yasak olduğu yerler’’ olarak tanımlıyordu. 4 numaralı mıntıka kapsamına giren yerlerin başında Dersim geliyordu. 1937’de Dersim’e hava kuvvetlerinin desteğiyle, askeri harekat başladı. O yıl ve 1938’de Dersim’e top mermisi atıldı, bombalandı, zehirli gaz kullanıldı.(bkz. Dersim Katliamı)[10]

1936’da, boğazların trafiği sorunu üzerine yapılan Montrö Konferansı’nda Türk temsilciler, Batı diplomasisinin baskısı altında İngiltere’nin projesini desteklediler, bu proje SSCB’nin ve diğer Karadeniz ülkelerinin çıkarlarıyla bağdaşmıyordu.[3] 1930’ların ikinci yarısında emperyalist ülkeler arasında şiddetlenmeye başlayan mücadele Nazi Almanyası ile Faşist İtalya’nın saldırgan siyasetleri, Türkiye’nin Batılı ülkelerle olan ilişkilerinde yeni bir dönemi başlatmıştı. SSCB’yle ilişkiler soğuk bir döneme girerken, Fransa ve İngiltere’yle yakınlaşma öne çıkmıştı.[13]

II. Dünya Savaşı yılları

II. Dünya Savaşı öncesinde Türkiye'nin dış ticaretinde Nazi Almanyası'nın payı %50'ye yakındı. Bu ise ittifaklarda tercih edilecek yönü belirliyordu; II. Dünya Savaşı sırasında Mihver Devletleri'ne daha sıcak bakan bir Türkiye vardı. II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Türkiye önce İngiliz-Fransız blokunun peşine takıldı, 19 Ekim 1939’da Büyük Birtanya ve Fransa’yla ittifak antlaşması yaptı.[3] Türkiye, savaşa girmeyerek tarafsızlık adı altında Nazi Almanyası ile iyi ilişkiler sürdürülerek belli bir yakınlaşma sağladı. 1940’ta ise Fransa’nın teslim olmasından sonra Nazi Almanya’sıyla yakınlaşmaya başladı ve 18 Haziran 1941'de Türkiye, Büyük Britanya ile olan antlaşmayı koruyarak Nazi Almanyası arasında dostluk ve saldırmazlık paktı imzalandı.[3] [14] [15] Aynı zamanda Nazi Almanyası'na 90.000 ton krom madeninin satımı başladı, bunun karşılığında Türkiye'nin silah ve araç ihtiyacı Naziler tarafından karşılanacaktı.[kaynak belirtilmeli] Nazi Almanyası’nın SSCB’ye saldırmasından sonra Türkiye kendisini tarafsız ilan etti ama gerçekte Almanya’ya çeşitli yardımlar yapıyordu: krom cevheri vb. stratejik materyaller satıyordu, Almanya ve İtalya'nın savaş gemilerini boğazlardan geçiriyordu.[3]

SSCB Bilimler Akademisi, II. Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'nin, Nazi Almanyası'na giderek daha bağımlı duruma geldiğini belirtmektedir. Buna göre; I. Dünya Savaşı yıllarında ordu ve donanmadaki başlıca komuta yerlerinde Liman Von Sanders ve Von Der Golts başkanlığındaki Alman subayların etkin olarak bulunması, bu duruma zemin hazırlamıştır. II. Dünya Savaşı öncesinde ve savaş sırasında, Türkiye Bakanlıklarında giderek daha fazla Nazi yanlısı danışman ve uzman bulunuyor ve gerçekte bu bakanlıkları onlar yönetiyorlardı. Savaşın sonuna doğru Türkiye'de 800 Nazi subayı ve 18 bin Nazi askeri vardı. [16]

Faşist devletler yenilmeye başlayınca ise Türkiye yine Büyük Britanya ile ve ayrıca ABD’yle yakınlaştı.[3]Sovyetler Birliği'nin savaş üstünlüğünü ele geçirmesinden sonra, bu durum Türkiye-Nazi Almanyası ilişkilerini de etkiledi ve 20 Nisan 1944'te Nazi Almanyası'na krom sevkiyatı durduruldu. Çünkü Müttefik Devletler, sevkiyatın durdurulmaması halinde ambargo uygulayacaklarını belirtmişlerdi. [17] Nazilerin buna tepkisi büyükelçi aracılığıyla nota vermek oldu. [18] Ağustos 1944'te Bulgaristan, savaştan çekildi ve ülkeye Kızıl Ordu birlikleri girdi. Bu durumdan çekinen Türkiye, Nazi Almanyası ve Japonya İmparatorluğu ile bütün ilişkilerini kestiğini duyurdu.[19] Şubat 1945'te ise Japonya’ya savaş ilan etti.[3] 19 Mart 1945’te Sovyet hükümeti, 1925’ten beri yinelenmekte olan Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması’nı II.Dünya Savaşı sırasındaki Türk-Sovyet ilişkilerinin değişmesinden dolayı ‘’yeni koşullara uymadığı ve ciddi iyileştirmeye ihtiyaç duyduğu’’ gerekçesiyle geçersiz ilan etti.[3]

Türkiye, II. Dünya Savaşı'nda askeri hareketlere katılmasa da yönetici çevreler ülkenin militarizasyonu politikası yürütmüşlerdi. Neredeyse 1 milyonluk ordunun ihtiyaçlarının karşılanması ve dolaylı askeri harcamalar emekçi kitlelerin üzerine ağır bir yük bindirmişti. Nüfusun geniş kesimlerinde doğan büyük memnuniyetsizlik, CHP’nin diktatörlük rejimine karşı açık bir protestoya doğru gelişmeye başladı.[3] Savaş yıllarında tarım ürünleri fiyatlarındaki hızlı yükselişler, büyük toprak sahiplerini güçlendirdimişti. Büyük toprak sahipleri CHP'den rahatsızlık duymaya başladılar ve ticaret burjuvazisiyle bağlaştıp Demokrat Parti'yi kurdular.[20] 1945’te CHP içinde bölünme olmuştu, CHP içinden çıkan Celal Bayar ve Adnan Menderes’in başta olduğu muhalif grup hükümeti tek parti sisteminden vazgeçirmeyi başarmıştı ve bir burjuva-toprak ağaları partisi olan Demokrat Parti’yi (DP) kurmuştu.[3] İktidarda kalmayı çabalayan CHP liderleri, emekçiler karşısında küçük tavizler verdiler (1945’te sınırlı bir toprak reformu, 1947’de sendika kurulmasına izin verilmesi) ama Türkiye’nin iç siyasetinin ana yönelimi değişmedi.[3]

Adnan Menderes-Celal Bayar yılları

1950 seçimlerinde CHP yenilgiye uğradı ve iktidara DP (Demokrat Parti) geldi.[3] Böylece büyük toprak sahipleri 1950’de siyasal iktidarın ortaklarından biri haline geldiler.[20] Bayar-Menderes yönetiminin ilk yıllarında dahi Türkiye ekonomisine uluslararası sermayenin ve özel Türk sermayesinin yatırımlarında önemli büyüme oldu, sınayi ve tarımsal üretimde büyüme oldu. Ancak bu ekonomi siyaseti büyük burjuvaziyi zenginleştirirken aynı zamanda emekçileri, halkı daha da yoksullaştırdı. Ayrıca, Amerikan emperyalizminin Türkiye üzerindeki etkisi arttı. 1940’lı yılların sonunda 1950’lerin başında Türk hükümeti ABD’yle Türkiye’ye Amerikan ‘yardımı’ yapılması için anlaşmıştı.[3] ABD’nin Marshall yardımı çerçevesinde sağladığı tarım donanımı, makineli tarımın geniş ölüçüde yaygınlaşmasına ve büyük toprak sahiplerinin iktidardaki durumlarının güçlenmesine yardım etti, böylece büyük toprak sahiplerinin ABD emperyalizmiyle bağışıklığı güçlendi. Büyük toprak sahiplerinin ellerinde biriken kazançlar ise sürekli olarak kentlere doğru akarak ticarethanelerin, bankaların ve sanayi işletmelerinin sermayesi haline gelmiştir.[20] Türkiye ABD’den silahlanma, askeri-stratejik vb. inşa için krediler ve yardım ödenekleri aldı karşılığında da ABD’ye Türkiye’de ABD askeri üsleri oluşturma hakkı verdi ve Türkiye kendi silahlı kuvvetlerinin önemli bir kısmını Amerikan kontrolü altına verdi. 1952’de Türkiye NATO’ya girdi, 1955’te Bağdat Paktı’na (sonra CENTO’ya dönüşmüştür) girdi. Bayar-Menderes hükümeti BM vb. uluslararası örgütlerde SSCB’ye düşmanca tutum aldı. Diğer sosyalist ülkelerle de ilişkiler kötüleşti. Türkiye’nin 1956 Süveyş Krizi sırasında emperyalistlerden yana aldığı tutumu, Irak karşıtı tutumu vb. sebeplerden dolayı Arap devletleriyle ilişkiler kötüleşti. Kıbrıs sorunu nedeniyle Yunanistan’la ilişkiler kötüleşti.

DP iktidarı, demokratik örgütlere baskı uygular ve Müslüman din adamlarına yakın dururdu. 1950’lerin sonunda DP’nin baskıcı önlemleri CHP’ye dahi uygulanmaya başlandı.

27 Mayıs 1960 Darbesi ve sonrası

Bayar-Menderes rejimine karşı duyulan memnuniyetsizlik halk kitlelerini, yurtsever aydınları, özellikle öğrenci gençliği, subayları sarınca Nisan 1960’da sokak gösterileri oldu. 27 Mayıs 1960’da ordu, Atatürk ilkelerine geri dönüş söylemi altında, devlet darbesi yaptı. DP iktidarı indirildi ve partinin kendisi dağıtıldı. Ülkedeki tüm iktidar darbe yöneticilerinin oluşturduğu Milli Birlik Komitesi’ne geçti, komitenin başı Cemal Gürsel’di.

1961’de yeni anayasa kabul edildi. Yeni anayasa; siyasi partilerin ve kurumların oluşturulması, işçi sınıfının grev hakkı vb. demokratik özgürlükleri sınırlamalarla da olsa kabul ediyordu.

1961 seçimlerinden ve MBK’nin dağıtılmasından hemen sonra ülkede siyasi aktifleşme çeşitli toplumsal kesimler arasında ortaya çıktı, sınıfsal güçlerin kutuplaşması arttı. Bir yandan kapitalizmin gelişimiyle birlikte büyük burjuvazi güçledi, 1961’de kurulan ve bileşenleriyle siyaseti açısından DP’nin varisi olan Adalet Partisi (AP) güçlendi. Öte yandan, Türkiye işçi sınıfının saflarında (1970’te 3 milyonu aşan) artış ve işçilerin sınıf bilincinin gelişimi sol akımların ve ilerici örgütlerin gelişimini hızlandırdı. 1961’de Türkiye İşçi Partisi (TİP) kuruldu. CHP, demokratik ve sosyalist düşüncelerin artan popülaritesini hesaba katarak, halkın sempatisini kazanmayı amaçlayarak, 1965’te ‘ortanın solu’ söylemini ortaya attı.

1965’teki parlamento seçimleri AP’nin mevzilerini güçlendirmesiyle sonuçlandı, Süleyman Demirel liderliğindeki AP tek başına hükümeti kurdu. TİP’in seçimde 15 sandalye kazanması 1965 seçimlerinin önemli bir sonucuydu.

1960 Darbesi’nden sonra ülkenin dış politikasında bazı kaymalar oldu, Türk hükümeti, ABD, NATO ve CENTO’ya olan eğilimini koruyarak bu eğilimi Bayar-Menderes döneminde olduğundan daha esnek ve tek yanlı olmayacak şekilde uygulamaya başladı. Zamanla SSCB ve diğer sosyalist ülkelerle ve gelişmekte olan (başta Arap ülkeleri olmak üzere) ülkelerle ilişkiler normalleştirmeye ve iyileştirmeye başladı. Sovyetlerle ekonomik ilişkilerinde ciddi gelişme meydana geldi.

1960’ların sonları 1970’lerin başlarında ülkenin iç siyasetindeki durum keskinleşti: siyasi partilerin iktidar mücadelesi arttı. Sosyo-ekonomik reformlar yapılmasını, NATO’dan çıkılmasını, bağımsız dış siyaset yürütülmesini isteyen demokratik hareket aktifleşti.

12 Mart 1971 Muhtırası ve sonrası

Mart 1971’de, ordu muhtıra yayımladı ve Demirel hükümetinin ülkedeki ‘anarşiyle’ baş edememesi gerekçesiyle iktidardan uzaklaştırılmasını talep etti. Demirel hükümeti istifa etti ve 25 Martta CHP’li siyasetçi Nihat Erim’in başında olduğu yeni hükümet oluşturuldu. 1960 Darbesine nazaran ordu bu sefer sivil yönetimi korudu ancak İstanbul, Ankara, vb. önemli bölgelerde OHAL ilan etti ve kitlesel tutuklamalara başladı. Baskılar hükümetin işine gelmeyen tüm kurumlara uygulandı. CHP de dahil pek çok kurum yasaklandı, pek çok ilerici siyasetçi mahkemeye verildi ve çeşitli ağırlıktaki hapis cezalarına çarptırıldı. Askeri yönetimin ülkenin siyasal yaşamına karışması hem burjuva siyasetçileri hem de askerler arasındaki anlaşmazlıkları arttırdı. Parlamentonun işlevi fiilen felç olmuştu.

1973 ilkbaharında iç politikadaki bunalım keskinleşti (1966’dan beri cumhurbaşkanı olan Cevdet Sunay’ın cumhurbaşkanlık süresi doldu). Cumhurbaşkanlığına ancak 14 tur oylamadan sonra Fahri Korutürk seçildi (Nisan 1973).

1973 sonbaharına doğru ülkedeki ortam biraz istikrarlaştı bu da yeni parlamento seçimlerinin yapılmasına imkan vermişti. Seçimde en büyük başarıyı CHP kazandı. CHP’nin başına Bülent Ecevit’in geçmesiyle birlikte parti, ilerici güçlerin desteğini almak hesabıyla çeşitli talepler ortaya attı bunlar; toprak reformunun yapılması, uluslararası sermeyenin mevzilerinin sınırlandırılması, devlet sektörünün güçlendirilmesi, işçilerin ve gençliğin bazı haklarının savunulması, siyasi mahkumlara af, dış politikada SSCB dostluğu gibi taleplerdi. Ancak CHP mecliste mutlak çoğunluğu elde edemedi ve Milli Selamet Partisi (MSP) temsilcileriyle ile koalisyon kabinesi kurmak zorunda kaldı. Ecevit hükümetinin attığı bazı demokratikleşme adımları (örneğin, Mayıs 1974’teki af yasası) siyasi partilerin, sendikaların, gençlik örgütlerinin aktifleşmesine yardımcı oldu. Haziranda Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) kuruldu. Mecliste iç ve dış politikadaki temel sorunlardaki görüş ayrılığı Ecevit hükümetini istifaya götürdü (Eylül 1974). Ecevit’in ve AP lideri Demirel’in yaptıkları sayısız yeni hükümeti kurma denemeleri başarısızlıkla sonuçlandı, özellikle erken seçim yapma konusunda temel görüş ayrılığı vardı. Ekim 1974-Mart 1975 arasında geçici hükümet vardı. 30 Mart 1975'te Demirel, içinde AP, MSP, CGP, MHP'nin olduğu yeni bir koalisyon hükümeti kurdu.

Temmuz 1974'te Kıbrıs'ta gerçekleşen hükümet karşıtı darbe sebebiyle Türkiye adaya asker çıkarması yaptı, bu durum Kıbrıs nüfusunun Türk tarafı içinde ayrılıkçı hareketlerin güçlenmesini teşvik etti. Bu da Türkiye'nin Yunanistan'la ilişkilerinin hızla bozlulmasına neden oldu, ABD dahil bazı NATO ortaklarıyla ise ilişkilerin zorlaşmasına neden oldu. ABD, Aralık 1974'te Türkiye'ye askeri yardımı kesti, Şubat 1975'te askeri mallara ambargo uyguladı, Temmuz 1975'te ABD hükümeti askeri mal gönderimine kısmen yeninden başladı.[3]

Siyasi yapı

Anayasal güç

Türkiye, burjuva anlamdaki parlamenter temsili demokrasinin uygulandığı bir ülkedir. 1923 yılındaki cumhuriyetin ilanından sonra ülkedeki laiklik merkezi yollarla güçlü bir şekilde gelişmiştir. [21] Türkiye'nin merkezi anayasası, ülkenin yasal sistemini ortaya koyar, hükûmetin çerçevelerini belirler temel prensiplerin dışına çıkılmaması için uğraş verir. Bununla birlikte katı üniter yapıyı merkeze alarak buna karşı yapılan eylemlere müdahale etme yetkisi vardır. Dolayısıyla karar alma yetkisi yerel kuvvetlerin ve halk komitelerinin değil, tam aksine merkezi yapınındır. [22] Bu sebeplerle "burjuva anayasası" olarak nitelendirilen bir anayasaya sahiptir. [23] [24]

Cumhurbaşkanı, ülkenin başkanıdır. Beş yıllık aralıklarla yapılan doğrudan seçimlerle göreve gelir. Recep Tayyip Erdoğan, ülkenin halk oylamasıyla seçilen ilk cumhurbaşkanıdır.

Türkiye'de yürütme gücünün ve Bakanlar Kurulu'nun başında başbakan vardır. Yasama görevi ülkenin tek parlamentosu olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne aittir. Yazılı anayasaya göre yargı, yasama ve yürütme güçlerinden bağımsızdır, fakat ülkenin kuruluşundan beri gerek askeri darbe, gerek hükümetlerin çıkarları ve gerekse NATO ittifakından kaynaklanan kararların uygulanmasından ötürü bu konu çok tartışmalıdır.

Anayasa Mahkemesi, halk tarafından temsiliyet verilen hükümetlerin yaptığı yasaların ve alınan kararların anayasa ile çelişip çelişmediğini denetlemekle yükümlüdür. Bu sebeple gerek temsili halk üyeleri gerekse halk ile anayasa arasında bir kopukluk olduğu zaman zaman belirtilmektedir. [25]

Danıştay, idari davalar için başvurulabilecek en son mahkemedir. Yargıtay ise karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. [26]

Başbakan, genellikle parlamentoda en fazla sandalyeye sahip olan partinin başkanıdır ve ülkenin hükûmetini oluşturmakla görevlidir, bu hükûmet ise güvenoyu toplamak zorundadır. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) çıkışlı önceki başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 2011 genel seçimleri de dahil olmak üzere üç kez halk oylarıyla başbakan seçilmiştir. [27]

Oy hakkı

Her iki cinsiyet için genel oy hakkı, 1933 yılından bu yana Türkiye genelinde uygulanmaktadır ve 18 yaşına girmiş her yurttaş seçme hakkına sahiptir. Türkiye'de 85 seçim bölgesi vardır ve bu seçim bölgelerinden aday olan kırk yaş üstü kişilerden 550 tanesi dört yıl aralıklarla liste usulü nispi temsil yoluyla milletvekili olarak seçilir. Anayasa Mahkemesi, laiklik karşıtı veya merkezi yapıdan ayrılıkçı gördüğü siyasi partilerin kamu finansmanını veya tamamen varlıklarını ortadan kaldırma hakkına sahiptir. [28] [29] Ülkede anti-demokratik olarak nitelendirilen [30] [31] %10 seçim barajı uygulaması vardır.

Ordu

Türkiye'nin silahlı kuvvetleri, NATO üyesi ülkeler arasında ABD Silahlı Kuvvetleri'nden sonra gelen en büyük ikinci askerî güçtür ve 2011 NATO sayımlarına göre tahmini 495.000 konuşlandırılabilir kuvveti bulunmaktadır. [32] Almanya, Belçika, Hollanda ve İtalya ile birlikte NATO'nun nükleer paylaşım politikasının bir parçası olan beş ülkeden biridir. [33] İncirlik Hava Üssü'nde toplam 90 tane B61 nükleer bombası bulunmaktadır. [34]

Türk Silahlı Kuvvetleri üç bölümden oluşur: Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri. İç emniyeti sağlama ve askeri işlevleri olan Jandarma ile Sahil Güvenlik, barış zamanında İçişleri Bakanlığı'na, savaş zamanında Kara ve Deniz kuvvetlerine bağlıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri'ni komuta edip yönlendiren en üst düzey birim olan Genelkurmay Başkanı, cumhurbaşkanı tarafından atanır ve başbakana karşı sorumludur. Bakanlar Kurulu, millî güvenlik ve ülke savunması için yeterli silahlı kuvvetlerin hazırlanması konularında meclise karşı sorumludur. Ancak savaş ilan etme, dış ülkelere asker gönderme veya dış ülke askerlerinin Türkiye'ye konuşlanmasına izin verme yetkileri yalnızca meclise aittir. [35]

Türkiye'de askerlik zorunludur, [36] vicdanî ret uygulaması bulunmamaktadır ve askerlik yerine sivil bir alternatif sunulmamaktadır.[37]

Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye'de bir çok antikomünist propaganda gerçeklekleştirmiştir. 12 Mart 1971 Askeri Muhtırası sonrası cunta yönetimi sosyalist kurum ve kişilere karşı hem orduda hem de halk nezdinde temizlik başlatmış; birçok asker, sosyalist aydın, sendikacı ve öğrenci tutuklandı ve işkence görmüştür. Türkiye İşçi Partisi (TİP) yöneticileri Behice Boran ve Sadun Aren askerlerce tutuklanmıştır. Bu baskılar sonucunda Hikmet Kıvılcımlı, Mihri Belli ve Doğan Avcıoğlu yurtdışına kaçmak zorunda kalmıştır. 1972 yılında Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan aynı sebepler ile idam edilmiştir. [38] [39] [40] Bu yılları takiben TSK 1973 yılında "Komünistler İşçilerimizi Nasıl Aldatıyorlar adında bir kitap bastırmıştır. [41]

Ayrıca Bakınız

Kaynakça

  1. http://memleketmeselem.blogcu.com/1920-den-gunumuze-turkiye-cumhuriyeti-siyasi-tarihi-1/10573770
  2. http://www.nufusu.com/
  3. 3,00 3,01 3,02 3,03 3,04 3,05 3,06 3,07 3,08 3,09 3,10 3,11 3,12 3,13 3,14 Büyük Sovyet Ansiklopedisi, Türkiye maddesi http://slovar.cc/enc/bse/2050746.html
  4. Büyük Sovyet Ansiklopedisi, Osmanlı İmparatorluğu maddesi http://slovar.cc/enc/bse/2025992.html
  5. Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, Kurtuluş Savaşı
  6. 6,0 6,1 6,2 6,3 6,4 6,5 Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi,Türkiye'de Burjuva Cumhuriyeti
  7. 7,0 7,1 7,2 Şnurov, Türkiye Proletaryası
  8. Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi;Türkiye'de Burjuva Cumhuriyeti;Cumhuriyetin ilk yıllarında devletçilik ve ekonomik yapı-Korkut Boratav
  9. Sever Tanilli,Uygarlık Tarihi;Türkiye'de Sosyal Sınıflar:İşçi Sınıfı
  10. 10,0 10,1 Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi;Kemalist Rejim ve Kürt Ayaklanmaları
  11. 11,0 11,1 Server Tanilli;Uygarlık Tarihi;TÜRKİYE’DE KAPİTALİZMİN DOĞUŞU VE GELİŞİMİ
  12. Server Tanilli;Uygarlık Tarihi;Türkiye’de Siyasi Partiler:Sosyal Demokrasi:CHP’nin Doğuşu
  13. 13,0 13,1 13,2 sosaylizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi; Tek Parti Diktatörlüğü
  14. Mücahit Özçelik, İkinci Dünya Savaşı'nda Türk Dış Politikası, s. 259
  15. Ahmet Çelik, İkinci Dünya Savaşı Sürecinde (1939-1945) Muhalif Basın, s. 55
  16. SSCB Bilimler Akademisi, Ekim Devrimi Sonrası Türkiye Tarihi, Cilt-1, s.20-21
  17. Çelik, s. 84
  18. Çelik, s. 85
  19. Çelik, s. 86
  20. 20,0 20,1 20,2 Sever Tanilli, Uygarlık Tarihi; Türkiyede Sosyal sınıflar; Köylülük
  21. Çarkoğlu, Ali (2004). Religion and Politics in Turkey Routledge, UK
  22. http://www.anayasa.gen.tr/uniter.htm
  23. http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/okur/2011/03/24/burjuva_anayasasi
  24. http://www.ozgurlukdunyasi.org/arsiv/167-sayi-186/442-sosyalist-demokrasi-ile-burjuva-demokrasisi-gercekligin-aynasi-olarak-anayasa
  25. http://www.imctv.com.tr/2014/09/18/kurtce-okul-muhru-yeniden-sokuldu/
  26. https://web.archive.org/web/20070203170110/http://www.byegm.gov.tr/mevzuat/anayasa/anayasa-ing.htm
  27. "Erdogan's sudden crackdown rocks Istanbul". The Globe and Mail. 11 Haziran 2013. Erişim tarihi: 12 Haziran 2013.
  28. http://news.bbc.co.uk/2/hi/europe/1466160.stm
  29. http://news.bbc.co.uk/2/hi/europe/2850601.stm
  30. http://www.haber7.com/siyaset/haber/707247-kurtulmus-yuzde-10-baraji-antidemokratik
  31. http://www.erganisoz.com/detay.asp?id=5291
  32. http://www.nato.int/nato_static/assets/pdf/pdf_2012_04/20120413_PR_CP_2012_047_rev1.pdf
  33. http://www.spiegel.de/international/germany/yankee-bombs-go-home-foreign-minister-wants-us-nukes-out-of-germany-a-618550.html
  34. http://www.nrdc.org/nuclear/euro/euro_pt1.pdf
  35. https://web.archive.org/web/20090218082358/http://www.tsk.mil.tr/eng/genel_konular/savunmaorganizasyonu.htm
  36. http://classic-web.archive.org/web/20061122042609/http://www.unhcr.org/home/RSDCOI/3c1622484.pdf
  37. http://www.ebco-beoc.eu/
  38. Vehbi Ersan, 1970'lerde Türkiye Solu
  39. Ergun Aydınoğlu, Türkiye Solu (1960-1980) Bir Amneziğin Anıları
  40. http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/dersimiz-statuko-haberi-30916
  41. http://m.friendfeed-media.com/fd6381031eda12ef38cf1c3276cec9c1eae98161